Print this page

Ana Sayfa

 

Kuantum Beyin :: NöroKuantoloji

 
 

 

Kuantum fiziğinin sinir sisteminin çalışmasında yeri olabilir mi?

Bu web sayfasındaki bilgiler, basım aşamasında olan "Bilinç: Büyük Patlamadan Beyine" adlı kitaptan özetlemelerdir. Bu bilgiler yeni bir bilimsel alan olan "NöroKuantoloji"nin temellerini içermektedir. NöroKuantoloji, sinir sisteminin çalışmasında kuantum fiziğinin olası yerini ele alan yeni bir çalışma alanıdır. Konu ile ilgili, akademik bir dergi de NeuroQuantology adı altında 2002 yılından bu yana yayınlanmaktadır.

 

Bu arada Kuantum Beyin Sözlüğü 284 Kelimeye Ulaştı

Kuantum Beyin Sözlüğü

Görüş ve önerilerinizi lütfen ZİYARETÇİ DEFTERİMİZE yazın... 

 

 

B-A-N-G, dört anahtar kelimeden oluşan ve 21.yüzyıla damgasını vuran ana bilimsel “patlama” alanlarının kısaltmasıdır. Bunlar; hesaplamanın ve bilgisayar teknolojisinin elemanı olan Bit, evreni ve tüm var olan maddeyi oluşturan Atom, sinir sistemini oluşturan Nöronlar/sinir hücreleri, yaşamı oluşturan Genlerdir. Bunlar içinde N aslında diğerlerine hakim olması ve onları kapsaması bakımından belki de en önemli olanıdır. Bu başlıklar, adlarının da oluşturduğu gibi büyük “patlama” oluşturdular, Büyük Patlamadan (Big Bang) 13.7 milyar yıl sonra, biz Homo sapiens sapiens zekasının uğraştığı en önemli konular haline geldi.

Değişik bir bakış açısı ile de bilimin bir çok alanı olmasına karşın, aslında hepsinin temelde dört konu ile ilgilendiği söylenebilir: maddenin, evrenin, zihnin ve yaşamın ne olduğu. Kuantum teorisi ilk sorunun yanıtını verirken, ikincisine yanıt Einstein’in genel göreliliği ve kuantum teorisinden gelir. Üçüncü ve dördüncü sorular ise bilimin henüz çok şey söyleyemediği konular arasındadır.

“Beyin On Yılı” Temmuz 1990’da başladığından beri sinirbilimi üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen veriler büyük bir hızla artmaktadır. 1905 yılında sinir hücresi öğretisi ile Nobel ödülü alan Santiago Ramon Cajal’dan, yakın zamanda bellek üzerindeki çalışmaları ile Nobel alan Eric Kandel’e kadar 100 yıllık sürede çok şeyler öğrendik. Ne kadar çok şey daha öğrenmemiz gerektiğini de öğrendik! Önümüzdeki yüz yılda bu ilerleme artan hızla devam edecektir. Nörogenetikle, genin işlevi ile beynin işlevi ve hastalıkların temelini anlamaya başladık. 1950’lerde beyin görüntülemesi için sadece anjiografi ya da pneumoansefalografi kullanılırken, bugün işlevsel beyin görüntüleme yöntemlerine ilaveten birçok elektrofizyolojik yönteme de kavuştuk. Bu yüzyılda sinir bilimlerindeki gelişmelerle birçok alanda zaferler kazandık: birçok sinir sistemi enfeksiyonlarını antibiyotikler ve antivirallerle tedavi edebilir olduk, sinir ve kas hastalıklarına yönelik gelişmiş tanı yöntemleri kazandık, felçlerde pıhtı çözücü tedaviye başladık. Parkinson, Alzheimer ve epilepsi, amyotrofik lateral skleroz gibi hastalıklarda ideal olmasa da uygun tedavi yaklaşımlarını başlattık... Tedavi edemediğimiz hastalıkların oluş nedenlerini anladık... Bir zamanlar etkin tedavisi olmayan nörolojik hastalıklar artık nihilizmden kurtuldu. Beyin On Yılı, beyin görüntülemesi ile genetiğin muazzam potansiyelini önümüze koydu. Bütün bunlara ilave olarak bilişsel bilimlerde son yıllarda elde edilen veriler, yüzyıllardır devam eden felsefi konularla birleştirilerek nörofelsefe ortaya çıktı.

Kuantum fiziği 1900’lerde doğmasına rağmen, matematiksel teori ve formüller zemininden çıkıp günlük yaşamımızda uygulamaya girmesi son 20-30 yıl içinde olmuştur. Özelikle son 10 yıldır, kuantum fiziği ve sinirbilimleri üzerinde çalışanlar, birbirlerinin alanına ilgi göstermeye başladılar. Önce fizikçiler, sinir sistemi alanına ilgi gösterdiler. Daha sonra sinirbilimciler geride kalmayarak, kuantum fiziği alanına ilgi gösterdiler. Uygun platformlarda olmamakla beraber, garip şekilde kuantum fiziği konferanslarında “bilinç, bilinçli ölçme, gözlemci” kavramları üzerinde konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Sinirbilimleri konferanslarında, sinir hücreleri arası iletide kuantum fiziğinin yerinin olup olmayacağı, sadece klasik fizik tanımlamalarının beynimizin bazı işlevlerini açıklamada yetersizlik gösterdiği konuşulmaya başlandı. Ve 2000 yılından sonra, sinirbilimcilerinin ve kuantum fizikçilerinin bir araya geldikleri, “Kuantum Zihin” başlıklı akademik toplantıları yapılmaya başlandı. Bu toplantılardaki konuşmacılar, artık “Yeni Çağ” yazarları ya da elle tutulur temeli olmadan her şeye kuantum fiziğini sokan amatörlerden oluşmuyordu. Tersine, bunların çoğunluğu önde gelen fizikçi, sinirbilimcilerdi. Yaptıkları ya da yazdıkları da bilimin nesnel tanımının dışında değildi.

Zeitgeist: ‘Zamanın Ruhu’

Son yıllarda özellikle, işlevsel beyin görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile artık matematiksel işlem yaparken ya da Mozart’ı dinlerken beynimizin hangi kısmının çalıştığını ayrıntılı olarak bilebiliyoruz. Her ne kadar bu teknikler insan bilincini/zihnini anlamada bize doğrudan bir yol açmıyorsa da, dolaylı yoldan birçok bilgiyi önümüze seriyor.

Sinir hücreleri ileticileri düzeyinde birçok hastalığın temelini öğrenmiş bulunuyoruz: depresyon, şizofreni, bipolar bozukluk, kişilik bozuklukları. Yine bu hastalıklarda, beynin işlevsel olarak hangi bölgelerinin daha çok devreye girdiğini de öğrendik. Sadece davranışsal değil beyni yıkıma götüren (Huntington, Alzheimer) birçok hastalığı artık daha ince değerlendirebiliyoruz.

Genetiğin gelişimi ile tamamen yeni bir alan haline gelen nörogenetik adeta son hızla ilerlemektedir. Nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların genetik temeli ortaya tam olmasa da adım adım konulabilmekte... Bununla ilişkili olarak da artık, klasik anlamda psikiyatrinin ölmeye başladığını ve yerine biyolojik psikiyatrinin geçtiğini görüyoruz.

Beyindeki sinir hücrelerinin ürettiği elektrik akımlarından yararlanılarak, robot kolların, istenildiği yöne hareket etmesi ya da düşünce ile ekranda belli harfleri seçebilme çalışmaları son on yıl içinde ele alınmaya başlandı.

Bugünkü sinirbilim Zeitgeist’i Descartes döneminden çok farklıdır. Solunan havada artık fizik ve sinir sistemi var. Her ne kadar sözcükler ve düşünceler geçmişin düşüncelerinin kıyısından fazla uzaklaşamasa da artık farklı bir bilgi üretim çağındayız. Descartes dönemindeki sinirbilim düzeyi, bugünkü astronomi ve astroloji arasındaki fark kadar gerideydi. Bugün, bilimsel sonuçlar, dinsel ön kabuller veya etkiler altında değil serbest olarak ortaya konulmaktadır. Öne sürülen bazı fikirlerin, açık ve serbest tartışma ortamında ömrü kısa olsa da, ardından yeni bir düşüncenin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bir bilimsel kabulün sahneden silinmesi ardından mutlaka yerine daha iyisi geçmektedir. Ancak, Zeitgeist, yeni bir fikre hazır olmadığı sürece, bu fikrin sahibi sesini duyuramayabilir. Revaçta olan teorik düşünceler bir alandaki yeni bakış açılarının ele alınmasını zorlaştırır veya engelleyebilir. Yeni düşünce, bunlara rağmen, duyurulursa bile ona gülünebilir ya da öne süren kişiyi bir darağacında sallandırılabilir. Dolayısı ile her bilimsel gelişme zamanını beklemek zorundadır.

NöroKuantoloji’nin Doğumu

70 yıl kadar önce, kıyıda köşede başlayan kuantum fiziği-sinir sistemi tartışmalarına ait ilk makaleler ve fikirler sadece fizik dergilerinde ya da sinirbilimleri dergilerinde yayımlanmaya başlandı. Çoğunluğu -ilginç olarak- fizik dergilerinde yer aldı. Büyük kopukluklara ve birbirinde habersiz kalmaya neden olan bu tutum, 2002 yılında Türkiye’den tüm dünyaya yayımlanmaya başlanan, “NöroKuantoloji” sinirbilimleri ve kuantum fiziği fikirlerini tek bir dergide toplamak amaçlı yayıma başladı. Çocukluk çağında olmasına karşın, konuya ilgi duyanlarca büyük ilgi ile karşılandı. Temel odağı “bilinç ve sinir sisteminde kuantum fiziğinin olası işleme mekanizmaları” olan dergi, buna bağlı her türlü kavramı “bilimsel çerçevede” ele almaktadır. Çünkü bilinç konusu sadece bir düğüm değil, “Gordiyon düğümü” gibi çok karmaşık bir düğümdür. Her disiplin bilimsel yöntemlerin uygulanışı açısından aynı payda da buluşsa bile, kendi önüne koyduğu sorunları çözme yolunda kendine özgü yöntemler ve sorun çözme yollarını geliştirmelidir. Bilimsel kuramların ve varsayımların ait oldukları alan ile öteki alanlar arasındaki ilişkilerini kurabilme olayına “karşılıklı bağlantı kurma” ilkesine uyma denir. Dolayısıyla NöroKuantoloji kuantum fiziği kurallarını sinir bilimlerine uygulama açısından korrespondenz bir alanın adıdır. Aynı zamanda da, NöroKuantoloji, önbilim (ProtoScience) olarak da görülebilir. Yoksa eşeği gayret ve çaba ile ata dönüştürmek gibi bir amacı yoktur.

Thomas Kuhn’a göre, eğer olağandışı bilim dönemindeki araştırma bilimsel topluluk tarafından kabul edilen yeni bir kurama yol açarsa, bu durum bilimde yeni bir evreye yol açacağından ötürü, bilimsel bir devrim gerçekleşmiş olur. Yine “Her yarım nesilde bilimde bir şeyler yenilenir.” ifadesi uyarınca artık sinir sisteminde kuantum mekaniği/fiziği işleyişinin kendini göstermesi gerekiyordu. Sinir sisteminde kuantum mekaniği işleyişini arama böyle bir devrimin ayak sesleridir.

İlk ve Son Söz

Francis Bacon’a göre “Bazı kitaplar tadılmak, bazıları yutulmak, bir kısmı da çiğnenip sindirilmek içindir.” Bu kitap sizin için umarım en iyisini sağlar. Bu kitabı okurken felsefeci David Hume’nin şu sözlerini dikkate alınız: “Herhangi bir kitabı ele aldığımız zaman – örneğin tanrıbilimi ya da okul metafiziği – şu soruları sorun; nicelikleri ya da sayıları ilgilendiren herhangi bir soyut akıl yürütme içeriyor mu? Hayır. Somut olguları ve varoluşu ilgilendiren herhangi bir deneysel akıl yürütme içeriyor mu? Hayır. Öyleyse onu ateşe atın; çünkü safsata ve hayalden başka hiçbir şey içermez.”

Bu kitaptaki bazı düşünceler ve fikirler komik, mantıksız ya da hayalî olarak düşünülebilir... Hatta saçmalık olarak... Hatta bazı iddialı ifadeler, kelimelerin mürekkebi kurumadan toptan bir yalanlamaya da uğrayabilir. Bu bilimin temel özelliğidir. Ancak bilimin tarihsel süreci çok çeşitli örneklerle doludur. İlk lokomotif yapıldığında saatte 30 km’yi korkunç hız olarak değerlendirenler ve yolcuların boğulma tehlikesi ile karşılaşabileceklerini öne sürenler, elektrikle ev aydınlatılmasının imkânsızlığına inananlar, havadan ağır nesnelerin uçamayacağına inananlar, Ay’a gitme fikrinin saçma bir iyimserlik olduğunu öne sürenler olmuştur. Ünlü August Comte, yıldızların içini asla bilemeyeceğimizi ve bu nedenle sadece gezegen sistemimizin astronomiyi oluşturacağını, yıldızlarla uğraşmanın anlamsız olduğunu şiddetle öne sürmüştü. Ama daha sonra bulunan spektroskopi yıldızların kimyasını, içini derinlemesine ve hatta gezegenlerden çok daha detaylı anlamamızı sağlamıştır. Bu Comte’un saygınlığını kaybettirmez. Çünkü spektroskopiyi tahmin edemedi ve de edemezdi. Atom çekirdeği teorisinin babası kabul edilen Rutherford madde içinde saklı bulunan enerjinin asla açığa çıkarmanın mümkün olmayacağına inanmıştı ama atom bombası onu da yalanladı. Bu eleştirilerin bir kısmı da en güvenilir kabul edilen Nature gibi dergilerde yer almıştır. Ama geçen zaman içinde bilim yine bilimsel yollarla doğruyu ortaya koymuş ve bu sonuçlar da yine aynı dergide yayımlanmıştır. Yine, Büyük Patlama ile evrenin başladığı/oluştuğu düşüncesi 1920’lerde ortaya atılmış ve ancak 1965’de kozmik arka plan ışınımının ortaya konulması ile doğrulanmıştır. Bu ışınım, evrenin çok sıcak, şiddetli ve ani bir başlangıçla ortaya çıktığının açık kanıtıydı. Buna rağmen, 1960’larda, her devrimci teoride olduğu gibi, evrendeki tüm maddenin büyük patlamanın ilk 3 dakikası içinde oluştuğu fikrine komik olarak bakıp, kahkahalarla gülen birçok bilim insanı vardı. Bugün ise ders kitaplarının temel konularından biridir.

Bu örnekler şunu ortaya koyar; belli konularda en çok bilgiye ve kendi alanında üstünlüğe sahip olan kimse, konunun geleceği hakkında mutlaka en güvenilir bilgileri verecek kimse değildir. Çok derin bilgi, hayal gücünü zayıflatabilir. Bilim kurgu yazarı Arthur Clarke kendine göre bir “Clarke kanunu” koyar: “Seçkin, fakat yaşlanmış bir bilgin, bir şeyin mümkün olduğunu söylediği zaman hemen daima haklıdır. Bir şeyin imkânsız olduğunu ileri sürdüğü zaman ise, büyük bir ihtimalle yanılmaktadır”. Bu nedenle bu kitapta garip ve saçma gelecek bazı fikirlerin değerini zaman ortaya koyacaktır. Olumlu ya da olumsuz...

 

"Dünyada her şeyin, madde ile ilgili işler için, manevi (fizik ötesi/metafizik) işler için, hayat için, başarı için en gerçek kılavuz bilimdir, tekniktir. Bilim ve tekniğin dışında kılavuz aramak, çevresinde olup bitenleri görmemektir; bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır."

Mustafa Kemal Atatürk (22 Eylül 1924, Samsun, İstiklal Mektebindeki Konuşmasından)
 

Dr.Sultan Tarlaci

Dr.Pinar Tuna Tarlaci

info@kuantumbeyin.com

www.NeuroQuantology.com  -  www.KuantumBeyin.com