Günün Özü!
| "Beni bende demen, bende değilim. Bir ben vardır bende, benden içeri." Yunus Emre |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Bilincin Evrimi |
|
|
| Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||||||||||||||||||||
| Salı, 28 Ekim 2008 23:34 | |||||||||||||||||||||||
|
Harry Jerison’a göre, dilin iletişimsel işlevi dış dünya ya da gerçekler üstüne imgeler oluşturma sürecinin bir yan ürünü olarak ortaya çıktı. Kendi kendini değerlendirme, sorgulama ve imgeleme yeteneği dili oluşturdu. Başkalarının sözlerini duyarak onların bilincine ortak olundu. Böylece karmaşık toplumsal sorunlarla baş edebilmeye katkıda bulundu. İmgeleme çözümleyici olduğu kadar yaratıcı olan bir yetidir. Dil bu yönleriyle bilinç ile yakından ilişkili olmalıdır. Böylece bilinç karmaşık toplumsal çevrenin anlaşılması için ortaya çıkmış olabilir. Özellikle günlük yaşamdaki kestirilemezlik, belirsizlik, başkalarının davranışlarını yönlendirebilmek, yönlendirilmeden kaçınmak zihinsel gereksinim bilince olan ihtiyacı doğurmuştur. Yani, konuşmanın-dilin ortaya çıkışı iç gözlemin bir parçasıdır. Belki de bundan dolayı imgeleme farklıklarından, tek bir dil kökeni söz konusu değildir ve günümüzdeki diller tarihsel bağı olmayan çok sayıda farklı dilden türemiş görünmektedir.
Noam Chomsky’a göre, akılda kalıtımsal olarak bulunan bir dil kazanım aygıtı (language acquisition device) vardır. Bu olmasaydı çocuklar ebeveynlerinden öğrendikleri birkaç sözcükle o kadar çok ve karmaşık dil kurallarını öğrenemezlerdi. Geschwind’e göre ise dil yeteneğinin ortaya çıkması olasılıkla birden fazla duyunun beyinde bir araya getirilip karşılaştırılmasının (crossmodal matching) gelişimi ile ortaya çıkmıştır. Bir portakalı görür ve sonra ona dokunup anlam kazandırırız. Böylece beyin, bir duyusal girdiyi diğeriyle (görme > dokunma) karşılaştırır. İnsan, aynı bedene sahip bir insansı olsaydı beyin kütlesi şimdikinin 1/3’ü kadar olacaktı. Ama öyle olmamış ve bedensel yapısına göre belirgin bir büyüme göstermiştir. Teknoloji, dil, toplumsal yetkinlik bu artışa katkıda bulunmuş olabilir ya da tersi. 1.2 milyon yıl süresince beyin hacmi %30 artış göstermiştir (900 ml’den 1100 ml’ye). Ancak, yine bu 1,2 milyon yıl süresince incelenen alet kalıntıları gelişimi-teknolojisi beyin büyümesine paralellik göstermemektedir. Hatta alet sayısında ve türünde duraklama olduğu tespit edilmiştir. Ancak, bazı bilim insanlarına göre alet yapımı için çok küçük bir beyin dokusu yeterli olabilirken, basit bir sözü üretmek için oldukça büyük bir beyin dokusuna gerek duyulacağı belirtilmektedir. Bazılarınca ise dilin sadece evrimsel bir süreç olmadığı, beyin gelişimini de bizzat dilin kendi gelişiminin doğurduğu öne sürülmüştür. Ayna Nöronlar ve Dilin Evrimi 1990’lı yıllarda Giacomo Rizzolatti ve çalışma arkadaşlarınca, maymun beyninde bir dizi sinir hücresinin, basit amaca yönelik hareket sırasında çalıştığı tespit edildi. Bu hücrelerin, dikkati çeken bir özelliği de başkaları benzer hareketi yaptığı görüldüğü esnada da çalışıyor olmalarıydı. Bu sinir hücreleri, gözlemcinin beyninde başka birinin yaptığı hareketleri doğrudan yansıttığından “ayna sinir hücreleri” olarak adlandırıldılar. Bu hücreler, özel hareketler için geçicileri ya da kalıpları kodlarlar. Hareketlerde olduğu gibi, insanlar duyguları birçok yolla anlarlar. Başka birisinin duygulanımını gözlemek, bilişsel ve duyusal girdi sağlar. “Senin ağrını anlayabiliyorum, hissediyorum” ifadesi buradan çıkan bir empatidir. Ayna nöronlar, gözleyen ve gözlenen kişide aynı sinir hücrelerinin devreye girebilmesini sağlayarak, karşıdakinin ne hissettiği hakkında doğrudan bilgi saplar. Yani ayna sinir hücreleri empati sağlayarak diğerlerinin ne hissettiğini anlatır. Bu sistemin yokluğu empati eksikliğine veya otizm gibi hastalıklara neden olur.
[1]Corballis M. The gestural origins of language. American Scientist 1999;87:138-145.
İnsanlarda ayna hücreleri, konuşma çıktısını sağlayan (düşünceleri sese çeviren beyin bölgesi) Broca alanında bulunur. Bazı bilim insanlarına göre, insanın evrimsel olarak dilsel haberleşmesi yüz ve el mimikleri ile başlar. Bu aşamada ayna hücreleri dilin evrimsel gelişiminde önemli bir rol almış olabilir. Yine ayna mekanizmalar iletişimdeki iki soruyu çözer: denklik ve doğrudan ifade. Denklik, gönderici ve alıcı için aynı olan mesaj içeriğindeki anlamı ifade eder. Doğrudan iletişim ise, kişiler arası önceden ortak bir anlamı olmayan ifadeleri anlatır. Ayna nöronları, toplumdaki bireylerin beyinlerini bir birine bağlar ve toplumsal beyin olmasını sağlar. Rizzolatti’nin deyimi ile “ayna sinir hücreleri insanları yıldızlara uzandırırken, maymunları ancak fıstıklara uzandırır.” Bilincin Evrimsel Gelişimi Bazı bilim insanlarınca bilincin, akıllarımızı diğer insanların akılları için birer model olarak kullanabilmemizi ve onların davranışlarını önceden tahmin etmeyi sağlamak amacıyla ortaya çıktığı öne sürülür. Yani, diğer insanların da bizim gibi düşündüklerini düşünme yoluyla ortaya çıkar. Roger Penrose, evrimsel açıdan bilincin kendini başka birinin yerine koymayla (avcı, kendini, avının yerine koyarak, onun nasıl davranacağını tahmin ederek üstünlük sağlar) ortaya çıkamayacağını belirterek; “Bir sistem, kendi içinde bir şeyin modeline sahip olursa bu şekilde bilincine “varabilir” ve kendinin bir modeline kendi içinde sahip olursa, ‘kendi kendinin bilincinde olabilir’. Bir video kamera, kaydettiği sahnelerin bilincinde olamaz; aynaya yöneltilmiş bir video kamera, kendi varlığının bilincinde olamaz” der. Konuşma yeteneği hayvanlarla bizim aramızdaki en önemli farkı oluşturmakla birlikte, akıl ve bilinç sahibi olmak için mutlak gerekli midir? Dil olmadan düşüncenin varlığı mümkün değildir. Dil, anlamlar içerir ve düşünme süreçlerimiz bu anlamlar üzerinden olur. Önce hissettiklerimizi anlatırız, sonra dil ile başkalarının farkındalıklarını öğreniriz, onlara düşünce ve duygularımızı anlatırız. Dolayısıyla dilin yokluğu, gerçekte farkındalıklarını imkânsız hale getirir. Bilinçte öncelikle kendi farkındalığımız vardır ve kendimizin farkında oluruz. Daha sonra başkalarının farkındalığı olduğunu anlarız (bilinçte ikileşme/double consciousness). Böylece, diğer düşünceler bizi oluşturur. Ancak, kendimizin farkında olmamız kadar kolay bir açıklama getirilebilir mi? Roger Penrose göre “Bir sistem, kendi içinde bir şeyin modeline sahip olursa bu şeyin ‘bilincine’ varabilir ve kendinin bir modeline kendi içinde sahip olursa, ‘kendi kendinin bilincinde olabilir’. ...bir video kamera, kaydettiği sahnelerin bilincinde olamaz; bir aynaya yöneltilmiş bir video kamera, kendi varlığının bilincinde olamaz” diyerek kendi kendinin farkında olmanın bilinç gelişimi için yeterli olamayacağını öne sürer.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||||||||||||||||||||

