May 19
Cumartesi

Günün Özü!

Emily Dickinson (1830–86), mistik şair... Blake'in kadın olanı...

THE BRAIN is wider than the sky, For, put them side by side, The one the other will include, With ease, and you beside.

The brain is deeper than the sea, For, hold them, blue to blue, The one the other will absorb, As sponges, buckets do.

Your Language?

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Giriş



Radyo Dinle

Üyelerimiz

Toplam Üye Sayımız: 1179
Son Üye: mjafar12
Canlı Üye: 0
Bugün: 0 kayıt yapıldı
Bu hafta: 0 kayıt
Bu ay: 3 kayıt

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Bilinç Nedir? Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Salı, 28 Ekim 2008 23:34


Elinde dört veri noktası bulunan uyanık bir deneyci, bunlarla bir fili tanımlayabilir, hele beş veri noktası varsa, filin kuyruğunu sallamasını bile sağlayabilir.
Enrico Fermi

Hakikatleri lafızlardan elde etmeye çalışan kimseler, kimi zaman şaşkınlığa düşer de lafızların çokluğundan dolayı manaların da çok olduğu vehmine kapılır. Hakikatlerin kendilerine açıldığı kişiler ise manaları asıl, lafızları da bunlara tabi olarak kabul ederler. Zayıfların işi ise bunun tersidir; onlar hakikatleri lafızlardan elde etmeye çabalarlar.

Gazali, Mişkatü’l-Envar


Amicus Plata, amicus Socrates, Sedmagis amica veritas. / Platon’u severim, Sokrates’i de severim, ama en çok hakikati severim. 
Anonim


İgnoramus, ignorabismus! (Bilmiyoruz, bilmeyeceğiz!).
Heinrich du Boid Reymond (1818-1896)


Tanım, kelime anlamı olarak, bir kavramın, bir sözcüğün ayırıcı özellikleri ve temel özelliklerinin tümüdür. Aynı zamanda tarif ile eşanlamlıdır. Tanımlamak ise “sözcüğün gösterdiği varlığın ya da nesnenin yapısını, niteliklerini, temel özelliklerini dil aracılığı ile anlatmak”tır. Özünde ya da altında yatan yapıya ulaşmaya çalışmadan, yalnızca onu diğerlerinden ayırmaya yetecek niteliklerini sayarak yapılan tanımdır. Bu ad tanımıdır.

Bir şeyin tanımlanması kavramların kullanımını gerektirir. Örneğin bu kitabı dikdörtgen ve beyaz kâğıda basılmış olarak betimlediğimiz zaman, açı ve renk kavramlarına sahip olduğumuz gibi, özgül renk ve açı kavramlarını da bilmemiz gerekir. Günlük yaşamdaki tanımlamalarda bu sorun çok göze çarpmaz. Buna karşın başkasının zihninde ya da bizim zihnimizde olup dışarıya bir tanım aktarmak gerektiğinde ciddi sorunlar çıkar. Aslında aradığımız şeyler, betimleme yaparken kullandığımız araçlardır (bilinç durumunu uyanıklık-farkındalık olarak tanımlamak gibi).

Bilinç tanımı, “koma” konusunu içeren hemen hemen her tıp kitabında yapılır. Ancak, bu tanımın amacı komanın ne anlama geldiğini okuyucuya anlatmak olmasına rağmen, çoğunlukla kısa bir bilinç tanımlaması yapılır. Okuyucu genellikle “koma” konusunu okuduktan sonra, bilincin ne anlama gelebileceğini anlamaya çalışır. Doğrudan bir bilinç tanımı verilmez ya da verilse de kısadır. Bu kavramada bilinç tanımının katkısı çok da fazla olmaz. Görünümler ve bileşenler bilinci açıklamada kullanılır. Çözümleme ile ayrışan şeyler, çözümlemenin sonuçlarından köken almadıklarından yanlış bir yola sapılmış olunur.

Bilincin yapılan tanımlamalarını anlayabilmek için, dilin inceleme yöntemlerinden biri olan “anlambilim”den söz etmek yararlı olacaktır. Anlambilim; sözcüklerin anlamının incelenmesi olarak ifade edilir. Dilin günlük kullanımı içinde, “gösterilenler” ve “gösteren” sözcükler vardır. Gösterenlerin yarattığı imgeler aracılığı ile anlam elde edilir. Gösteren ve gösterilenler birbirinden ayrıştırılamaz gibidirler. Birbirine benzemeyen gösterenlerce tanımlanmış olmasına karşın eşdeğeri kabul edilen gösterilenlerin, karşılıklı değiştirilebilme olasılığını gösteren “eşanlamlılık veya eşadlılık (aralarında bir bağıntı bulunmayan gösterilenlerin özdeş gösterenleri olması) ve çokanlamlılık (birbirine yakın gösterilenler için aynı gösteren) olabilir. Buna göre bilinç kelimesi gösterilendir. Bunu tanımlamak için yapılan ifadeler ise gösterenlerdir.

Ancak, anlamlandırma, birbirinden ayrı öğelere bağlanan gösterilenlerin ard arda dizilişinden değil, bunların bütününden ortaya çıkan tek sonuçtur. Bunun için sade bir yöntem kullanılır: Bir “A” gösteriminin anlamsal kimliği, bu gösterenin gerek dilsel bir biçime gerekse daha önceden bilinen bir nesneye (olguya) denk düşen bir gösterilenle özdeşleştirmesiyle sağlanır. Tanımlama, A ile onu anlamsal bakımdan üstlenen B arasında anlamsal bir denklik “gösteren” anlamına gelir ve “bu....-dır” gibi yardımcı ifadeler aracılığı ile bütünlenir:
A, B anlamına gelir,
A, anlamca B ile eşdeğerdir ya da
A, B ile aynı anlamı taşır demektir.
Tek başına ele alındıklarında, eşdeğerler karşılıklı değiştirilebilme nitelikleri gösterirler. Mantıksal olarak; AB, AB, AB denklemleri yazılabilir. Buradaki ,  ve  işaretleri küme işaretleridir. Kapsama, içerme ve denk anlamlarına gelirler.

Tanım yapmak, Wittgenstein’e göre “bu .........-dır türünde önermelerin en belirgin özelliği, gerçekliğin göstergeler dizgesi olarak adlandırılan şeyin dışında kalarak, şu ya da bu biçimde simgeye girmesidir.” Bir şeyin tanımlanabilir olması; 1.ayrıştırılabilirlik, 2.açıklanabilirlik, 3.yer değiştirilebilirlik özellikleri ile yakından ilişkilidir. Bunun yanında sözlük yapımcılarının sık kullandığı yöntemler de vardır. Sözlüksel tanımlamalar yapılırken, gösterilenler, üç temel yapısal bağlantı ile belirlenirler; eşanlamlılık, üstanlamlılık, karşıtanlamlılık.

Tablo. Sözlüklerde kullanılan tanımlama yöntemleri ve örnekleri
Yöntemler
Örnekler
Özgül farklılık
Yatağan>İki yanı kesici uzun savaş bıçağı
Eşanlamlılık
Geveze> Çenebaz
Karşıtanlamlılık
Gözü pek> Korkak olmayan
Bütün-parça ilişkisi
Şakak> Başın yan kısmı
Belirgin özelliklerin betimi
Şakak> Göz, alın ve kulak arasında yer alan bölge
Sözcük bileşimi-türetimi
Yavaşça> Yavaş bir biçimde

Eşanlamlılık
Özdeş ya da benzer anlamı olmasına karşın, gündelik dil kullanımında farklı biçimlerde (idrak, kendine farkındalık) olan sözcüklerdir. Kimi eşanlamlılık tanımları, seçilen gözlem düzeyini göz önünde bulundurmadığından, karmaşık çıkarımlara neden olur (bilinç=farkındalık gibi). Tanımlanmış sözcüksel yapı içinde, iki terimin değiştirilebilir olması (bilinçuyanıklık), yaklaşık eşanlamlılığın ortaya çıkması için yeterlidir. Ancak, eşdeğerli olmak iki sözcüğü eşanlamlı yapmaz. Farklı anlatım ve içeriği olan ama aynı göndermeyi paylaşan göstergeler eşanlamlıdır.

Üstanlamlılık
Tanımlamalarda, üstanlamlı bir kelime genellikle madde başı olarak sunulur (bilinçkendinin ve çevresinin farkında olma durumu). Üstanlamlılar, altanlamları kapsar ya da içerirler. Üst anlamlıdan, altanlamlıya geçilirken, bir farklılığın özgül niteliği belirlenir. Bu farklılık bir sıfat aracılığı ile açıkça gösterilerek (örneğin; yelkenli gemi) ya da farklılığa dikkat çekmeye yarayan bir gösterge değişikliği aracılığı ile yapılır (gemi/yelkenli). Tanımlama, en az belirlenmiş olandan en çok belirlenmiş olan yönünde bir akış gerektirdiğinden, altanlama ulaşmak için üstanlamdan yola çıkılabilir. Bunun tersi geçerli değildir (bilinçuyanıklık  farkındalık  dikkat).

Karşıtanlamlılık
Bu yalnızca sözlüksel tanımlamalara uygulanabilir. Zıtlık ilişkisi temeldir. Ör; bilinçlibilinçsiz, genişdar, büyükküçük. Bu iki karşılıklı kelimeler arasında, ortak kavramdan kaynaklanan, büyük ölçüde sezgisel ve bulanık bir zıtlık ilişkisini gösterirler. “Büyük” ara derece olan “orta” ihmal edilerek “küçük” ile ve “yarı bilinçli” göz ardı edilerek, bilinç “bilinçsizle” karşıt anlamlanır. Bu tür tanımlamalar dilsel olarak yetersizdir.

Cümlelerde olduğu gibi bilinç tanımlarında da, bir tanımın (cümlenin) anlamsal bakımdan “geçerli” ya da “geçersiz” olduğuna karar verebilmek için, önce bu cümlenin “yorumlanabilir” olup olmadığına bakmak gerekir. Yorumlanabilirlik, kabaca anlaşılabilir olarak da ifade edilebilir.

Yapılan tanımlamalar, gerçek tanımlamalar mı yoksa “açıklamalar” mıdır? Açıklama, anlamı kesin olmayan bir kavramın (gösterilen ya da açıklanan), anlamı kesin olan yeni bir kavrama (gösteren ya da açıklayan) dönüştürülmesi demektir. Açıklananın anlamı tam-belirli deyimlerle dile getirilemezse de, biçimsel olmayan açıklamalar ve örnekler yardımı ile olabildiğince anlaşılabilir bir biçime sokulur. Tartışılan sorun, açıklamaların doğruluğu sorunudur. Açıklanması istenilen kavramın (bilinç) anlamı belirsiz olduğuna göre, elde sağlam bir ölçüt yok demektir. Genel olarak bir açıklama, sezgisel olarak açık görünen durumlar için doğru ise iyi bir açıklama sayılır. Ancak bunu “bilinç” açıklamaları için söylemek doğru olmaz.

Bulunacak tanım “doğru” ya da “gerçek” bir tanım olabilecek mi? “Doğru” ifadesi genelde içinde insanın kavrayışının olduğu konuma karşılık gelir ve gerçeğin bir yansımasını ifade eder. Doğru tanım için insan öznesine, bilme, algılama ya da bilince gereksinim vardır. Gerçek tanım ise bilenden, bilinçten, insandan bağımsız olarak kendi başına var olabilen durumlar için kullanılır. Sonuçta; bilincin insanın olmadığı yerde anlamı olmadığından, “gerçek”in tahtına hiçbir zaman ulaşamayacağız demektir. Sadece “doğru bir tanımlama” ile yetineceğiz. Karl-Otto Apel’e göre “doğruluk diye bir şey yoktur” türünden bir sav daha baştan yanlıştır. Çünkü savın önermesi içeriği ile edimsel içeriği kendi içinde çelişir.
 
 
Peki, nedir bu tam açıklanamayan, ölçülemeyen ve ifadelerle ortaya konulamayan bilinç? Tanımlaması daha çok doğrudan olmasından ziyade dolaylı yollardandır (farkındalık gibi) ve birçok farklı şeyi ifade edebildiği için zordur. Çünkü bilinç ağırlıklı olarak kişisel bir deneyimdir. “Canlı maddenin öğretimini denetleyen özel bir öğretmendir, bazen yeterince eğitilmiş olan öğrencisi, öteki görevleriyle uğraşmak için yalnız bırakır” şeklinde basit ve anlamlı tanımlamaları da varsa da, “bir kişinin kendi varlığının/var oluşunun, duyularının, düşüncelerinin, çevresinin farkında olması” olarak da tanımlanır. İç durumumuzu sorgulayarak bir şeylerin farkında oluruz ve bilinçli bir varlık olduğumuzu hissederiz ve bilincin en önemli noktası da budur. Bilinç, çoğu kez "farkında olma, farkındalık" ile aynı anlamda kullanılır. Yani bilinçli kabul edilen varlıkların “nesnel/dışsal gözlem” ve “öznel/içsel gözlem”leri vardır. Öznelci kuramların tuzağına düşmemek elde değildir. Bilincin bütün tanımları temelde hep aynı gibidir. Ama her tanım “eski bir şişede yeni bir şarap gibi” sunulur. Ya da bazıları “görüntüyü kurtarmak” adına öne sürülmüşlerdir. Tanımı yapacak bir doctor universalis (evrensel bilgin) bulmak mümkün değildir. Ya da bekleyeceğimiz ani bilgisizlikten, ani bilgili bir duruma geçme, ani bir kavrayış (anagnoresis) mümkün gözükmemektedir.

İçsel, kişiye ait olan öznel bakış açısıyla bakıldığında bilincin bazı özellikleri tamamen başka biri tarafından değerlendirilemez. Her zaman öznel olan “görüyorum, hayal ediyorum, inanıyorum, düşünüyorum” gibi kendi içselliğimize ait ifadeler kullanırız. Bütün bunlar, öznel yapımızla birlikte geçmiş ve geleceği göz önüne alarak, geçmiş deneyimlerimizin sentezinden oluşurlar. Bu zamana bağlı yerleşik durum belleğimizle de yakından ilişkilidir. Bu yönüyle bakıldığında bilinç, diğer bir kişiye içselliğimizi aktarım için öznel dil ile sıkı sıkıya bağlantılıdır.

Felsefeci Daniel Dennett bilinci, beynin değişik bölgelerinin aynı anda değişik işler yaptığı ve olayları kendine göre yorumladığı yaratıcı kargaşa olarak kabul eder. Ortada tek ve doğru bir yorum yoktur. Bilinci kafalarının içinden dışarıya bakarak anlamaya çalışan bir insan olarak tanımlayan düşünceleri eleştirir. Belki de, bir tanım bulmaya çalışmamalıyız der. Bu çeşitlilik göz önüne alındığında tanım yanıltıcı da olabilir. Dolayısıyla kesin bir tanımdan uzak durabiliriz. Çünkü esas problem, bir yirminci yüzyıl sorunu olan bilinci, modası geçmiş on dokuzuncu yüzyıl terimleriyle tartışmamızdan kaynaklanmaktadır.

Bilinç hakkında bugünkü tartışma David Chalmers tarafından öne sürülen ve ayrımı yapılan bilincin “kolay” ve “zor” problemleridir. Kolay problem, bilinç deneyimi olmaksızın sinir hücresel olayların doğasını anlamadır. Bir dereceye kadar bu soru yanıtlanmıştır. Bunlar arasında, beyinde paralel bilgi işleme nasıl oluşur? Bellek nasıl depolanır ve geri çağrılır? Seçici dikkatte hangi mekanizmalar devreye girer? gibi sorulara kısmen yanıtlar oluşturulmuştur. Zor soru ise, bilincin genel açıklamasını içerir. Nasıl fiziksel dünyadan bilinç doğar? Niçin bazı sinir hücresel olaylar bilinçli deneyimle sonuçlanırken, diğerleri sonuçlanmaz? Ve en önemlisi de bilinç denilen şey nedir?

Fizikçi Roger Penrose’a göre bilinç, fiziksel olarak yanına yaklaşılması gereken ve bilimsel bir kavramdır. Tanımlamadan ziyade tarif edilmesinin daha uygun olacağını belirterek, aktif ve pasif olarak iki parçaya ayırır. Renk ve armonilerin algılanmasını farkındalıkla birlikte pasif olarak kabul ederken, bilincin özgür irade ile iş görme yeteneğini de aktif kısmı olarak ele alır. Anlayışı bu ikisi arasına yerleştirir ve farkındalıkla anlayışın ayrılamayacağını, eğer farkındalık olmazsa anlayıştan bahsetmenin anlamsız olduğunu belirtir. Bilincin tanımını da farkındalıkla eşanlamlı olarak kabul eder. Yine zekâyı da anlayışa bağlar.


Hangi Bilinç Tanımı?
Aktif ve pasif bilinç yanında, değişik ayrımlar da vardır. Birincil ve yansıtıcı (reflective) bilinç arasında keskin bir ayrım da bunlardandır. Birincil bilinç daha basittir ve duyusal uyarıların farkındalığı ile birliktedir. Bu tür bilinç, beyinde bazı işlemlerin bilinçli bazılarınınsa bilinçaltı aracılığı ile nasıl yapıldığını anlatır. Yansıtmalı bilinç ise benlik ile ilişkilidir ve “ben” veya “benim, kendim” temsiliyeti ile ilgili bir kavramdır.

Bir ayrımda; fenomenal ve psikolojik bilinç arasında yapılır. Fenomenal bilinç “bazı fenomenal kalitenin varlığını ifade eder, yani “birincil kişi” deneyimini yansıtır; hâlbuki psikolojik bilinç; uyanıklık, içgörü, aktarabilirlik, kendi–bilinci, bir şeye dikkat veya bilgisini (farkındalığı) ifade eder. Felsefi bakış açısı ile fenomenal bilinci açıklamak çok zordur. Yani bu Thomas Nagel’in sorduğu “(Yarasa)…gibi olmak nasıl bir şeydir?” sorusunun yanıtını vermek anlamına gelir. Özel olarak hissedilen “ben” bilincin temel kavramıdır.

Birçok durumda felsefede kullanılan bir terimle ne denmek istendiğini anlamamıza rağmen anlamının duru bir açıklamasını vermeyi ya da onu tam olarak tanımlamayı başaramayabiliriz. “Bilinç-zihin/beyin-beden” ya da kısaca simgesel olan “psi/phi” sorununun geçmişine uzanmak istediğimizde, genellikle beklediğimizden ifadelerden farklı olarak “ruh/beden” ilişkisi hakkında yapılan değerlendirmeler ve adlandırmalar göze çarpar. Çoğu felsefeci hem antikçağda hem de modern felsefenin doğumu sıralarında bedenden farklı olan ve genellikle karşıtında bulunan “bir şey” için farklı tanımlamalar ve adlandırmalar kullanmışlardır: pneuma, öz, töz, tin, can, ruh, nefs, maneviyat, akıl gibi...

“Sık sık şaşırır ve genellikle kullanımda olan sözcüklerin duru ve belirli anlamlarını elde etmede güçlüklere düşeriz” der Berkeley. Yanlışa neden olan “şey” ya da “töz” kelimesinden ziyade anlamları üzerine düşünme tutumudur diyerek “sözcüklerin anlamını bir karara bağlamak istiyorum” ifadesi ile çözüm sunmaya çalışır. Berkeley “Terimler bir ölçüde konuşmayı kısaltmak için ortak alışkanlık tarafından yaratılmışlar ve bir ölçüde de öğretim amacıyla düşünülmüşlerdir... Gerçeklik arayışında doğru olarak anlamadığımız terimler tarafından yanlışa düşürülmemeye dikkat etmeliyiz... Neredeyse tüm felsefeciler uyarıda bulunurlar ve çok azı ona dikkat eder” der.
 

 
Arabic:
وَعْي،إدْراك
Chinese (Simplified):
Chinese (Traditional):
知覺
Czech:
vědomí
Danish:
bevidsthed
Dutch:
bewustzijn
Estonian:
teadvus, teadlikkus
Finnish:
tajunta, tietoisuus
French:
connaissance
German:
das Bewußtsein
Greek:
συναίσθηση, έλεγχος των αισθήσεων
Hungarian:
tudatosság
Icelandic:
meðvitund
Indonesian:
kesadaran
Italian:
coscienza
  

 

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından