Günün Özü!
Kim için bu yerler gökler? Bizim için. Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün, Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre; İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün. Hayyam |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Bilincin İşlevi Nedir? |
|
|
| Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||
| Salı, 28 Ekim 2008 23:38 | |||||
Şüphesiz sana iki kat, üç kat minnet borçluyuz! İnsan olduk, ağzımız ve gözlerimiz var, konuşup duyuyoruz, düşünüp hareket ediyoruz; biliyoruz ve hem yakınımızdaki hem de uzağımızdaki her şeyi fark edebiliyoruz, gökyüzünde ve yeryüzündeki büyük küçük her şeyi görüyoruz... Ama duydukları yaratıcının hoşuna gitmedi. “Yarattıklarımızın böyle konuşması hiç iyi değil. Büyük küçük her şeyi tanıyorlar. Onlar sadece yaratılanlar değiller mi? Yakında tanrılardan bir farkları kalmayacak.” Siz bilinçlisiniz, ben de bilinçliyim. Bir an için kendimize baktığımızda bilinçli olduğumuzu düşünürüz. Bir insana bilinçli olup olmadığını ya da bilinci olmadığını söylerseniz, bilinçli olduğunu ve bilinçli olmadığını söylemenizin komik olduğunu savunacaktır. Ama aslında bu doğanın bir oyunudur. Soru ya da sözler bir an için karşımızdaki kişiyi bilinçli yaptığından, kişi kendince haklı olacaktır. Ama kısa bir süre sonra bilinci devre dışı kalacaktır. Fakat ne sorduğunuzu ve söylediğinizi hatırlayacağından, kesinlikle kendisini bilinçli kabul edecektir. Şu anda bu satırları okurken, okumanızın, kelimelerin şekillerinin, beyaz sayfanın, bu kelimelerin içsel seslerinin varlığıyla bilinçli olursunuz. Fakat olasılıkla, sandalyeye–masaya dokunduğunuzun, yerçekimine karşı bedensel uygun pozisyon aldığınızın, göz hareketlerinizin, arka planda devam eden zihinsel süreçlerinizin, sokaktaki araba seslerinin, geleceğe ilişkin amaçlarınızın farkında değilsinizdir. Bu bilinçsiz süreçler bilinçliler kadar yaşamımızda önemlidir. Bilincin, bilinçsiz bir belleği vardır. Bizim içsel yaşamımız, bilincimizin de içeriğidir ve içsel konuşma, görsel hayal etme ile doğrudan algılanan dünyadan oluşudur. Şimdiki anın belleği, ağrı, zevk ve uyarılmışlık gibi bedensel hisler hatırlandığı zaman otobiyografik olaylar, niyetlerimiz, beklentilerimiz ve yapmakta olduklarımız, birisi ve dünya hakkında açık inançlarımız, çıkarımlar yapma da bilincin var oluşu ile ilgilidir. Bilinçlilik insanın var oluşunun temel gerçeğidir; çünkü bilinçlilik olmaksızın, var oluşumuzun bütün öteki insansal özellikleri – dil, aşk, onur...- olanaksız olurdu. Bilinçli durum ve olaylarla dolu bir dünya düşüncesi yalın bir gerçektir; ama yalnızca fiziksel bir sistem olan beynin nasıl bilinçli olduğunu anlamak zordur. Böyle bir şey nasıl olabilmiştir? Kafamızın içindeki o vıcık vıcık beyin nasıl olur da bilinçli olmayı sağlar? Bir şeyin nasıl mümkün olduğunu göstermek için en iyi yol, onun nasıl var olduğunu göstermektir. Olup biten süreçleri beyinde anlamaktır. Her zaman ve an bilincimizi kullanmayız, aklımızda olup bitenlerin yalnızca küçük bir parçasının farkında oluruz. Günlük işlerimiz sırasında birçok bilinçsiz işler yaparız. Örneğin, araba kullanırken farklı bir bilinç deneyimi içindeyizdir. Yolculuğumuzu dönemeçler, trafik ışıkları ve karşılaştığımız risklerle ilgili hiçbir iz kalmadan bitirir ve araba kullandığımızı bile hatırlamayız. Bu tür bir araba kullanma “bilinçaltı algılama ve zekâ hareketi” olarak tanımlasa da aslında bu durumda “kısa süreli bellek kaybı ve bilinç dalgalanması durumu” söz konusudur. Felsefeci Daniel Dennet diğer bilinçaltı düşünce tiplerini de kahve dökülmesi örneğiyle açıklar: John Taylor’a göre bilinç “ilişkilidir”. Taylor bilinç deneyimini birbiriyle ilişkili üç fenomenal tipe ayırır. İlki, “pasif” veya algısal deneyimlerdir. Kahvaltıda kahveyi tatmak, boş boş güneşin batmasına bakmak gibi. Bu deneyimler, bilincimizin işlenmemiş verileri ya da fenomenal deneyimleridir. Saf olarak kalitatif, tanımlanamaz, saydam durumlardır ve çalışan bellek tarafından oluşturulur. İkincisi, kendi deneyimimize sahibizdir. Örneğin, ani olarak kahveyi yeterli içmediğimizi ya da güneşin batışını hayretle izleme duruma geçeriz. Diğer bir deyişle, deneyimin öznelliği bilinçle kişinin üzerine yansıtılır. Üçüncü tipte ise, “aktif” bilinç kısmıdır. Beyin aktif olarak algısal ya da bilişsel problemleri çözer, bunun yanında “kendi” deneyimini koyar. Herhangi bir futbol maçını seyrettiğimizde, beyin karar vererek kendine uygun bir alanı seçerek takip eder. Yine, çalışan bellek belli düzeye çıktığında bilinç aktifleşir. Kendinin bilinci, olaylarla ilişkili belleklerin ardışık sıralanmasıyla oluşur ve bu kayıtlar kişinin kişiliğini etkiler. Aktif bilinç, öğrenme, planlama ve yerine getirme ile yakından ilişkilidir. Pasif ve aktif bilincin her ikisi arasında uygun çalışan bellek kararı açısından yarışma vardır.“Bir anda oturduğunuz sandalyeden fırlar, masanın kenarından damlayacak kahveden kendinizi zor kurtarırsınız. Masa üstünün, dökülen kahveyi emmeyeceğini ya da yerçekimi kanunlarına uyan bir sıvı olan kahvenin, masanın kenarından aşağı dökülebileceğini düşündüğünüzün farkında olmazsınız, ama bilinçaltınızda buna benzer düşüncelerin ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü eğer fincanın içinde yemek tuzu bulunmuş olsaydı, ya da masa bir havlu ile kaplanmış olsaydı ayağa fırlamayacaktınız.” Fizikçi Roger Penrose’da aynı yoldan giderek bilinci aktif ve pasif olarak ayırır. Algılamayı pasif, özgür irade ile hareket yapmayı aktif olarak Kabul eder. Ona göre; “Bu ‘şey’ aslında ‘bir şey yapar’ ve üstelik yaptığı her ne ise, bilince sahip yaratığa yardımcıdır. Öyle ki aynı özelliklere sahip fakat bilinçsiz bir yaratık bu yardımdan yoksun olduğu için daha az etkin bir davranışa sahip olur. Öte yandan, bilinç, yeterince şık bir kontrol sistemine sahip olmanın sadece edilgen bir parçasıdır ve kendi başına aslında hiç bir şey ‘yapamaz’. Bilincin dışa vurumu ile genel kabul edilebilir bir ölçü olmadığını, ancak bilinçli davranışın bir işareti olabileceğini belirtir. Bilincin, evrenin var oluşu gerçeğini anlamamızı sağladığını ve bilinci dikkate almadan yasalarla yönetilen bir evrenin asla bir evren sayılamayacağını belirterek “Sadece bilinç olgusu ‘varsayımsal’ bir evreni gerçek varlığına kavuşturabilir” der. Tıpkı Felsefeci George Berkeley (1685-1753)’in varolmak algılamaktır/esse est percipi düşüncesini temel alarak “Gökyüzündeki ve yeryüzündeki eşyaların varlığını kavrayacak ya da bilecek bir zihin olmadan, hiçbir şeyin maddeselliği yoktur” dediği gibi. Bazı bilim insanları ise bilinçli olmanın evrimsel açıdan insan için bir kazanç sağladığını öne sürer. Bilincin eğer bir işlevi varsa bir etkinliği de olmalıdır ve buna güzel bir örnek verilir: Birisi motorlu taşıtların işlevini iyileştiren bir alet geliştirdiğini, ama bu aletin görülemeyeceğini, yakıt tasarrufu-hız üzerinde olan etkisinin de olmadığını öne sürebilir. Bu alet, bazı araçlarda var, bazılarında yok, ancak dışarıdan belirlenmesi mümkün olmadığından hangisinde olduğunu anlayamıyoruz. Aleti göremiyor, dokunamıyor ve duyamıyorsunuz. Ek olarak bir yer de kaplamıyor. Burada önemli olan, araba üzerinde görülebilir bir etkisinin olmaması bize bir yanlışlık olduğunu düşündürür. Arabanın işleyişini geliştiren bir aletse, o zaman henüz ölçemediğimiz bir şekilde etki ediyor olabilir. Eğer, icat hiç bir etki yaratmıyorsa, işlevi olduğunu öne sürülemez. Hem bir işlevi olup hem de hiç etkisinin olmaması mümkün değildir. İşlevi olduğunu öne sürülüyorsa, etkisi de mutlaka olmalıdır. Philip John Laird bilincin, beynin kendiyle ilgili bir talimatı yerine getirirken devreye girdiğini belirtmektedir. Ona göre bilinç, “kendi”nin hem yönetmen hem de nesne olduğu durumlarda kullanılan çok etkili bir programlama aygıtıdır . Diğer bir ifade ile bilinç, dış dünya ve içsel dünya arasında aktif bir eşik olarak görülebilir. Daniel Schacter ise bilincin; “bilmek”, “anımsamak” ve “algılamak” gibi öznel duygular yaratmanın ötesinde, “modüler süreçlerin çıktılarını bir araya toplayan bütüncül bir veritabanı” olarak görülmesi gerektiğini öne sürmüş ve “böylesine birleştirici bir mekanizmanın, farklı tipte bilgilerin işlenmesi ve temsilinin, birbirinden ayrı modüler sistem tarafından, paralel olarak yürütüldüğü herhangi bir modüler sistem için çok önemli” olduğunu belirmiştir. Yani, bilinç bir entegrasyon sağlar ve bu entegrasyonla daha fazla esneklik, duyarlılık ve yaratıcılık oluşumuna izin verir. Bütüncül beyin çalışma ortamı teorisine göre, belli bir anda, belleğin önemli olan kısmı baskın durumdadır. Bu baskın bilgi beynin her yanına yayılır. Buna göre sinir sistemi, özelleşmiş sinir ağlarının yoğun düzenlenmesinden oluşur. Bilinç, bütüncüle ulaşmada birincil görevlidir. 1.Bilinçli algılama, basit duyusal analizden-değerlendirmeden-daha fazlasını yapar; geniş beyin kaynaklarına ulaşmayı sağlarken, bilinçsiz girdi sadece beyindeki duyusal bölgelerle sınırlıdır. 5.İstemli kontrol, bilinçli amaçlar ve sonuçların algılanması ile mümkün olur.
Benzer karmaşık davranışlar, istemli ya da istemsiz olabilirler. Bilinçli geri besleme çalışmaları, tek bir grup sinir hücresine ulaşmayı ve hatta tek bir sinir hücresini kontrol etmeyi bile sağlayabilir. Omurilikte tek bir hareket ettirici sinir hücresi ve kasın istemli kontrol altına alınması mümkündür. Bilinçsiz geri beslemenin bunu yapabileceğine dair kanıt yoktur. 6.Seçici dikkat, bilincin içeriğine ulaşmayı mümkün kılar veya bilincin içeriği seçici dikkati oluşturur. Seçici dikkat, olası bilinçli içerikler arasından seçme olarak tanımlanabilir. Bilincin yoğunlaştırılması genellikle dikkat ile eşzamanlı olduğundan, bilinç ve dikkat bazılarınca eşanlamlı kullanılır. Dikkat tek ve basit bir işlem değildir. Dikkat sinir sisteminin fiziksel bir özelliğidir. Uyaranın seçilmesi sınırlı kapasiteli filtrelerle yapılır ve yalnızca seçilen uyaranlar kodlanır. Dikkatin üç alt sistemi olduğu öne sürülür: seçici, devamlı ve bölünmüş dikkat olarak. Seçici dikkat, bir uyarana “yaklaşma” ya da odaklanma ile ortaya çıkar. Yarışmalı ve birden fazla uyaran geldiğinde zayıflar. Bu Baars’ın tiyatro benzetmesindeki dikkat tipidir. Yine laboratuarda bu dikkat ölçülebilir. Örneğin; kişilerde farklı renklerde yazılmış renk adları verilerek okumaları istenir (uyumlu veya uyumsuz). Bir uyaran özelliğine dikkat vermeleri (renk gibi) gerekir ve diğeri, yarışmalı olanlar (kelimeler gibi) umursanmaz. Dış dünyadan gelen bir uyaran üzerine dikkatimizi yönelttiğimiz zaman, aynı anda tüm diğer uyaranlar üzerine olan dikkatimizi kaldırırız. Devamlı dikkat ise uzun süreli olarak dikkati devam ettirmektir. Uzun süreli tetiktelik ve uyarılmışlık gerektirir. Bölünmüş dikkat, eşzamanlı olarak iki veya daha fazla işle uğraşma esnasında devreye girer.
7.Bilinç, “Ben=Benlik”e ulaşmayı mümkün kılar.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |

