|

İslam tasavvufundaki ve Kur’an-i Kerim’deki nefs ile Freud-Jung bakışının bilinç eksenleri arasında bazı benzerlikler vardır. , Ek olarak, Kitabı Mukaddes’teki anlamı ile “ten”e karşılık gelen nefs (ego), aşağı benliğe (id), temel içgüdülere karşı sürekli bir mücadeleyi içerir. İslam’daki nefs, kabahat, günah ve aşağı niteliklerin kaynağıdır ve sufiler nefs ile mücadeleye “en büyük cihad” demişlerdir. Kur’an-i Kerim’deki “en-nefs el-emmare bi’s-su/kötülüğü emreden nefs” (Yusuf, 53) ifadesi, sufi arınma yönteminin başlangıcını oluşturur. Kötülüğü emreden nefs ile id arasında benzerlik dikkat çekicidir. Ayrıca Kur’an-i Kerim’de “en-nefs el-levvame/kendini kınayan nefs/benlik” (Kıyamet: Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan benliğe de yemin ederim) ifadesi yer alır ki, bu da aşağı yukarı insanın eylemlerini gözetleyen ve onları denetleyen bir bilince ve süperegoya karşılık gelir. Sonunda sükûna kavuşan nefs oluşur (Fecr: Ey huzur içinde olan nefs!). Genel olarak, tüm İslam kaynaklarında, değişik dereceleri olan yedi nefs geçer. 1.Nefs-i Emmâre (kötülüğü emreden nefis), 2.Nefs-i Levvâme (kendini kınayan nefis), 3.Nefs-i Mülhime (kendisine ilham vaki olan nefis), 4.Nefs-i Mutmainne (itminâna kavuşmuş nefis), 5.Nefs-i Râdıyye (Allah'dan râzî olan nefis), 6.Nefs-i Mardıyye (Allah'ın kendisinden râzî olduğu nefis), 7.Nefs-i Kâmile ya da Sâfiyye (kâmil ya da pâk nefis) denilen seviyeleri vardır. Nefsin bu yedi mertebesine Etvâr-ı Seb'a ya da Nefsin Yedi Tavrı denilmektedir. Hz. Peygamber'den, bir savaş dönüşünde ifade etmiş olduğu rivayet edilen: "Küçük cihâddan (cihâd-ı asgar) en büyük cihada (cihâd-ı ekber) döndünüz; bu en büyük cihâd kulun nefsine karşı cihadıdır (savaşıdır)” ifadesi insanın kendi nefsi ile yapacağı savaşın önemini gösterir. Nefs bazen ben merkezi, bazen bir domuz, siyah bir köpek, inatçı bir katır, söz dinlemeyen bir deve, huysuz bir kadına (nefs Arapça dişil bir kelimedir) benzetilir. Dünyanın ve onun ayartmalarının temsilcisi nefsdir. Oyunları ile saf ruhu kandırmaya çalışır ve dünyevi hayatın tuzaklarına düşürür. Sufi psikolojisine göre, insanın en aşağı özü nefsidir. Nefsin üzerinde kalp ve ruh vardır. Bazıları ise nefs ile kalp arasında tab’ı yani huy ve yaratılışı yerleştirilir. Bu insanın doğal işlevidir. Bazıları ise aklı, nefs ile kalp arasındaki engel olarak kabul ederler. Akıl, onların kendi sınırlarını aşmalarını engelleyen bir ayırıcıdır. Böylece karanlık ve kontrolsüz içgüdüler kalbin saflığını tehlikeye düşürmezler.

|
SURE ADI
|
AYET
|
|
Bakara (286)
|
Allah hiçbir benliğe, yaratılış kapasitesinin üstünde bir yük yüklemez. Her benliğin yaptığı iyilik kendi lehine, işlediği kötülük kendi aleyhinedir/kişinin hem kendisini hem başkaları için kazandığı onun lehine, yalnız kendinefsi için kazandığı onun aleyhinedir…
|
|
Ali İmran (39)
|
…nefsine egemen bir benlik, hayır ve barışı sevenlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeliyor...
|
|
Ali İmran (93)
|
Tevrat indirilmeden önce İsrail'in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Onlara de ki: "Tevrat'ı ortaya getirin; doğru sözlü iseniz onu okuyun."
|
|
Nisa (79)
|
İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.
|
|
Nisa (111)
|
Günah kazanan onu kendi nefsi aleyhine kazanır. Allah Alîm ve Hakîm'dir.
|
|
Nisa (135)
|
Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun. Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde, nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
|
|
Maide (25)
|
Şöyle yakardı Mûsa: "Rabbim! nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık sapıklar topluluğu ile bizim aramızı ayır!"
|
|
Maide (30)
|
Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu.
|
|
Araf (188)
|
De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı biliyor olsaydım iyilik ve güzelliği elbette çoğaltırdım. Bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."
|
|
Yusuf (23)
|
Yûsuf'un, evinde kaldığı kadın, onun nefsinden gönlünü tatmin etmek istedi. Kapıları kilitledi, "Hadi gel!" dedi. Yûsuf: "Allah'a sığınırım, Rabbim beni güzel bir barınağa kavuşturmuştur. Zalimler iflah etmez." dedi.
|
|
Yusuf (30)
|
Şehirde bazı kadınlar şöyle konuştular: "Azîz'in karısı, genç uşağının nefsinden gönlünü eğlendirmek istemiş. Aşktan yüreğinin zarı delinmiş. Öyle anlıyoruz ki, kadın tam bir çılgınlığa düşmüş."
|
|
Yusuf (51)
|
Kral dedi: "Yûsuf'un nefsinden murat almak istediğinizde, derdiniz ne idi?" Dediler ki: "Allah şahit, biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz." Aziz'in karısı dedi ki: "İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onunla gönül eğlendirmek istemiştim. O, özü-sözü doğru insanlardandı."
|
|
Yusuf (53)
|
"Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.
|
|
Nahl (111)
|
Gün olur, herkes kendi nefsi için mücadele eder ve herkese, yaptığının karşılığı tam tamına ödenir; onlar asla zulme uğratılmazlar.
|
|
Taha (96)
|
Sâmirî dedi: "Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. nefsim bana böylesini hoş gösterdi."
|
|
Neml (92)
|
"Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!"
|
|
Fatir (32)
|
Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi kitaba mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.
|
|
Kaf (16)
|
Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biiriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız.
|
|
Hasr (9)
|
Onlardan önce yurda konmuş ve imana sarılmış olanlar, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, ötekileri kendi nefslerine tercih ederler. nefsinin cimriliğinden/doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
|
|
Tegabun (16)
|
O halde, gücünüz ölçüsünde Allah'tan sakının, dinleyin, itaat edin. Ve benlikleriniz için bir hayır olarak infakta bulunun. nefsinin cimrilik ve doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
|
|
Naziat (40)
|
Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklamış olan içinse,
|
|