May 19
Cumartesi

Günün Özü!

B-A-N-G, dört anahtar kelimeden oluşan ve 21. yüzyıla damgasını vuran ana bilimsel “patlama” alanlarının kısaltmasıdır. Bunlar; hesaplamanın ve bilgisayar teknolojisinin elemanı olan Bit, evreni ve tüm var olan maddeyi oluşturan Atom, sinir sistemini oluşturan Nöronlar/sinir hücreleri, yaşamı oluşturan Genlerdir.

Your Language?

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Giriş



Radyo Dinle

Üyelerimiz

Toplam Üye Sayımız: 1179
Son Üye: mjafar12
Canlı Üye: 0
Bugün: 0 kayıt yapıldı
Bu hafta: 0 kayıt
Bu ay: 3 kayıt

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Ben'lik Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Salı, 28 Ekim 2008 23:43
Bilinç, bütünün tüm birleşik parçalarından oluşan bir gerçekleşmedir. Toplamı, deneyimlerin tümünü içerir ve “Ben” veya “Ruhu” oluşturur. Bununla “deneyimleyici” ve “gerçekleştirici” kişi olarak kendimizi hissederiz. Deneyimleyen özne, düşüncenin bir kısmıdır. Düşüncenin bir parçası değil ise geçmişteki “Ben”e farkındalık olmaz, ilerideki düşünceye odaklanılır. Düşünceler “Ben”e ait değildir, daha çok “Ben” düşünceye aittir. İnsan “Ben” dediğinde kendini kastetmiş gibi görünür, fakat gerçekte kendisi bunu kastettiğini düşündüğü zaman bile, bu yalnızca geçici bir düşünce, geçici bir ruhsal durumdur.

“Ben”, bir şey ya da cisim değil salt etkinlik, “kendini ortaya koyma” ya da “kendinin farkında/bilincine varması” sayesinde vardır. Ben, ben’im (varım). Ben’in bu kendini ortaya koyması “sav”dır. Ben kendinin bilincine vararak çalışır ve böyle yaparak kendini sınırlar, bunu kendinden başka bir şeyi, kendi olmayanı, ben olmayanı ortaya koyarak yapabilir: “ben, ben olmayan değilim.” Bu aşamada ben, yeni bir çelişkiye düşer: “kendini hem evetler hem yadsır.” Deneysel planlama, uzay-zamanda değişkenlerin tanımını gerektirir. “Benlik” ve “dünya” tanımı bu ölçek içinde yapılmalıdır. Benlik, bilinçli deneyime “dünya”nın farkında olan içsel gözlemcidir. Benliğin kendisi, deneyim olarak indirgenemez veya alt parçalara ayrıştırılamaz. Benlik, içsel uzayımızda, bilinçli deneyimlerin oluşturduğu tek ve bütüncül yapıdır. Oysa benliğin farkında olduğu dış dünya, indirgenebilirdir.

Kant, duyumu, onu algılayanla yakın ilişki içinde ele alır ve duyumla duyumu algılayan arasında zorunlu bir bağlılık olduğunu öne sürer:
“Düşünüyorum” benim bütün tasarımlarıma eşlik edebilmek zorundadır; yoksa düşünülmesi olanaksız bir şey ben’imde tasarımlanmış olur ki, bu da, tasarımın olanaksız olduğu ya da benim için bir hiçten başka bir şey olmadığı anlamına gelir […] Öyleyse, duyu yetisinin sağladığı bütün çeşitlilik, bu çeşitliliğin yer aldığı aynı özne içinde, ‘düşünüyorum’ ile zorunlu bir bağlantı halindedir. […] Bu tasarıma, salt tamalgı diyorum […] Bütün tasarımın birliğine de, kendinin bilincinin aşkınsal birliği adını veriyorum. Buna göre BEN, uzay-zaman içinde birliğin koşuludur.
Nietzsche’e ise “bilinçli ben”in ruhsal olayların tümünü kapsadığını şiddetle reddeder ve bilincin kafasına bir tokmak indirir (Böyle Buyurdu Zerdüşt):
“Descartes’in kanıtı, sonuç olarak şuna varır: Düşünülüyor; öyleyse düşünen bir özne var! Oysa bu, töz kavramına olan inancımızı, “a priori/önsel” olarak doğru kabul etmekten başka bir şey değildir: düşünce olduğuna göre ‘düşünen’ bir şeyin de olması gerektiğini söylemek, her yapılan işin, bir yapıcı öznesi bulunması gerektiğini ileri süren dil bilgisinden edindiğimiz bir alışkanlık uyarınca ileri sürdüğümüz bir sözcüktür. Eğer benimde herhangi bir birlik varsa bu, hiç kuşkusuz benim bilinçli benimde, duymamda, istememde, düşünmemde değil, ama başka yerdedir […] ve benim bilinçli benim, bunun aracından başka bir şey değildir.”
Jung’un Ben’i de farklı kısımlardan oluşur. Jung’a göre, bilincinde olduğumuz her şey, bilinç aracılığı ile Ben’e katılır. Bilinçaltı ile olan ilişki dolaylıdır. Her şeyden önce bilincin merkezi Ben demektir. Eğer, nesneyi Ben’e bağlayacak bir köprü yoksa nesne bilinçdışıdır, yani bireye yokmuş gibidir. Bilinci, buna dayanarak, Ben diye adlandırılan merkezle kurulan ruhsal ilişki olarak tanımlar. Ben, veri ve duyumların yoğunlaşmasıdır. Buna, bedenin uzayda kapladığı yerin ve dışsal uyaranların da katkısı vardır. Diğer yandan, büyük bir anılar topluluğunu içerir. Eğer bir anda anılarımızı kaybedecek olursak, Ben’liğimizi de kaybetmiş oluruz. Bilinç de anlamını yitirir. Hayvanlarda bir anlamda “Ben” bulunduğunu öne süren Jung, Ben’i tüm bilincin “sine qua non/olmazsa olmaz” bir koşulu olarak görür. Bilinç Ben’siz var olmadığı halde, duyum (bakma, işitme…), düşünce (nesnenin ne olduğu), duygu (benim için ne değer taşıdığı) bilinç olmadan da var olabilir. Ben (benlik) bilinçli ve bilinçaltı olan iki kısımdan oluşur. Bilinçli kısmı; duygu, sezgi, düşünce ve duyumların etkisindedir. Bilinçaltı benliğimizi tanımayız ve karanlık bir dünya gibidir. Ancak, bu bölgede zamanla değişime uğrar. Benliğin, bilinçaltı kısmının en yakınında anılar bulunur. Yavaş yavaş daha derinde öznel algılamalar, coşkun etkiler, en altta ise bilinçaltı atakları bölgesi yer alır. Bilinç ve bilincin üzerinde yüzdüğü, sonsuz ruh okyanusunu ise “öz” olarak adlandırır. Ruh ve bilincin “öz”ünü oluşturduğu ve Ben’inde bunun içinde yer aldığını, “öz”ün Ben’den daha geniş olduğunu öne sürer. Gökyüzünün yıldızlarını ise Ben’e benzetir.

Felsefeci Husserl ben’i “…çeşitli yaşantılar üstünde yer alan özgül bir şey olmayıp, bu yaşantılar arasındaki bağlılığın meydana getirdiği birlik…” olarak tanımlar. Bunu basitçe şu şekilde açıklayabiliriz. Günlük yaşamımızdaki zihin ve bilinç hallerimiz bir kez oluştuğunda oluştuğu yerde kalmaz ve “şimdi” içinde oluşan zihinsel benlik durumumuz daha önceki benlik durumunun bir devamıdır. Şimdiki benliğimiz ise daha sonra oluşacak benlik durumunun öncelidir. Bu ardışıklık ve devamlılık bizde bütüncül ve devamlılık gösteren bir ben hissi uyandırmakla beraber içsel bir zaman akışı da oluşturur. Zihinsel olaylar görsel, işitsel, dokunsal, derin duyu, tat ve koku gibi dış dünyadan gelen uyarımlarla devamlı bir etkileşim halindedir. Bu şekilde içsel zihinsel durumlar, bedenden gelen duyumlarla birleşince “bedende bir ben yerleşimi” ortaya çıkar. Elimi ve kolumu hareket ettirmeye niyetlendiğimde, içsel zihinsel durumum ve kol hareketim esnasında ortaya çıkan (on-line) derin duyunun, zihinsel süreçlerimle birleşmesi “bedenimdeki ben’de” var olma deneyimi yaratır. Bu aynı zamanda eylem ortaya koyduğum zaman benden kaynaklandığını ve benim denetimim altında olduğunu hissetmeme neden olur.
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
nbencan  - Ben   |46.196.93.xxx |20-06-2011
Yapay Zeka çalışmalarında bir EGO'ya, Benlik Bilincine duyulan ihtiyaç bu konuyu anlamamızda yardımcı olabilir.
Bizim belirlediğimiz parametreleri değerlendirerek birtakım tercihler yapabilen bir sistem tasarlayabiliriz ve bu sistem, bizim zekice hazırladığımız algoritmalar sayesinde çok miktardaki bilgiyi çok kısa sürelerde işleyerek zeki kararlar alabilir. Fakat sistem eğer gerçek bir zeka olacaksa, küçük bir ego’ya ihtiyacı vardır. Mesela mekan idrakinde, ego merkezdedir, sıfır noktasındadır. Ve yönleri, uzaklıkları bu merkeze göre değerlendirir. Bir merkez tanımlamadan, mekan idrakini sağlayamayız. Sağ, sol, ön, arka, yukarı, aşağı, içi, dışı, her türlü mekansal durum tesbitleri için bir referans noktasıdır Ego. Zaman idraki için de böyle. Geçmiş ile gelecek arasında, sıfır noktasında durur Ego. Yani şimdi noktasında. Sistemin kendi sürekli zaman algısı olmak zorundadır.
Aldığı girdilerin mekan ile ilgili olanlarını, kendini merkeze koyarak düzenleyecek, ortamın bir haritasını oluşturacaktır öncelikle. Yani aldığı bilgileri mekanda bir yere yerleştirecektir. Üstelik o mekan, tanıdık bir mekan olmalı, yani daha önceki bilgileri ile bağlantı sağlama imkanı sunmalıdır. Değilse, önce mekanı tanımaya çalışır, keşfe çıkar Ego.
Bu kadar değil, bir de istek vardır mesela. Sistem, klasik programlar gibi bizim isteklerimizi yerine getirmekle yetinmeyecek, kendi isteklerini de yaratacaktır. Düşünme’nin motivatörü isteklerdir. İstekler içgüdülerden başlar, en incelmiş düşünsel ve sosyal isteklerimize kadar sonsuzca uzanabilir.
Sonra duygular vardır. Sistem ne zaman tatmin olacak bir işlemden? Tatmin duygusu için ego gerek. Sonra, her türlü saldırıdan kendisini koruması gerek. Bütün bunlar için bir ego şarttır. Ego modülü, her bilgiye, duygularla ve isteklerle ilgili bir değer ekler. Duygular ve istekler ego’nun bir parçasıdır.
Bir ego modülü olmadan, sistem bir kullanıcıya bağlı olmaktan kurtulamaz ve kendi başına değerlendirmeler yapamaz. Kendi yönünü çizemez. Bilgiyi bilgisayar için anlamlı hale getirmenin başka yolu yoktur. Mutlaka bizim başlangıçta verdiğimiz içgüdülerden ve kendi tecrübelerinden oluşan kendi iyi ve kötü ölçüleri olacak, kendi doğru ve yanlış değerleri olacak. Bunun için de eğitim aşamasında, hatalarda cezalandırılması gerekir, başarılı değerlendirmelerinin ödüllendirilmesi gerekir. Ego olmadan ceva ve ödül uygulayamayız. Ödül ve cezayı Yapay Zekada bazı başlangıç değerleri ile tanımlayabiliriz, daha sonra da eğitim aşamasında sık sık kullanırız. Ödül ve korku, şartlı refleks oluşumu için elzemdir. Eğitim dediğimiz şey düşünsel ve duygusal şartlanmalar oluşturmaktan ibarettir zaten.
Bu yaklaşım, Benlik Bilincinin yapısal olmaktan çok işlevsel olduğunu ilham eder. Doğumdan itibaren aldığımız duyusal bilgileri bazı içgüdüsel yatkınlıklar üzerinde örgütlemeye başlarız. Bu örgütlenme iki alanda ilerler:
1- Bebekte bizde çok az hareket duygusu yaratan dış çevre bilgileri
2- Yoğunlukla kol-bacak hareketlerine eşlik eden iç çevre bilgileri.
Bebeğin kendi hareket algısına eşlik eden iç çevre bilgileri, BEN ile Ben-dışı çevrenin ayırt edilmesinin temelini oluşturur.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından