Günün Özü!
| B-A-N-G, dört anahtar kelimeden oluşan ve 21. yüzyıla damgasını vuran ana bilimsel “patlama” alanlarının kısaltmasıdır. Bunlar; hesaplamanın ve bilgisayar teknolojisinin elemanı olan Bit, evreni ve tüm var olan maddeyi oluşturan Atom, sinir sistemini oluşturan Nöronlar/sinir hücreleri, yaşamı oluşturan Genlerdir. |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Ben'lik |
|
|
| Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||
| Salı, 28 Ekim 2008 23:43 | |||||
|
Bilinç, bütünün tüm birleşik parçalarından oluşan bir gerçekleşmedir. Toplamı, deneyimlerin tümünü içerir ve “Ben” veya “Ruhu” oluşturur. Bununla “deneyimleyici” ve “gerçekleştirici” kişi olarak kendimizi hissederiz. Deneyimleyen özne, düşüncenin bir kısmıdır. Düşüncenin bir parçası değil ise geçmişteki “Ben”e farkındalık olmaz, ilerideki düşünceye odaklanılır. Düşünceler “Ben”e ait değildir, daha çok “Ben” düşünceye aittir. İnsan “Ben” dediğinde kendini kastetmiş gibi görünür, fakat gerçekte kendisi bunu kastettiğini düşündüğü zaman bile, bu yalnızca geçici bir düşünce, geçici bir ruhsal durumdur.
“Ben”, bir şey ya da cisim değil salt etkinlik, “kendini ortaya koyma” ya da “kendinin farkında/bilincine varması” sayesinde vardır. Ben, ben’im (varım). Ben’in bu kendini ortaya koyması “sav”dır. Ben kendinin bilincine vararak çalışır ve böyle yaparak kendini sınırlar, bunu kendinden başka bir şeyi, kendi olmayanı, ben olmayanı ortaya koyarak yapabilir: “ben, ben olmayan değilim.” Bu aşamada ben, yeni bir çelişkiye düşer: “kendini hem evetler hem yadsır.” Deneysel planlama, uzay-zamanda değişkenlerin tanımını gerektirir. “Benlik” ve “dünya” tanımı bu ölçek içinde yapılmalıdır. Benlik, bilinçli deneyime “dünya”nın farkında olan içsel gözlemcidir. Benliğin kendisi, deneyim olarak indirgenemez veya alt parçalara ayrıştırılamaz. Benlik, içsel uzayımızda, bilinçli deneyimlerin oluşturduğu tek ve bütüncül yapıdır. Oysa benliğin farkında olduğu dış dünya, indirgenebilirdir. Kant, duyumu, onu algılayanla yakın ilişki içinde ele alır ve duyumla duyumu algılayan arasında zorunlu bir bağlılık olduğunu öne sürer: Nietzsche’e ise “bilinçli ben”in ruhsal olayların tümünü kapsadığını şiddetle reddeder ve bilincin kafasına bir tokmak indirir (Böyle Buyurdu Zerdüşt):“Düşünüyorum” benim bütün tasarımlarıma eşlik edebilmek zorundadır; yoksa düşünülmesi olanaksız bir şey ben’imde tasarımlanmış olur ki, bu da, tasarımın olanaksız olduğu ya da benim için bir hiçten başka bir şey olmadığı anlamına gelir […] Öyleyse, duyu yetisinin sağladığı bütün çeşitlilik, bu çeşitliliğin yer aldığı aynı özne içinde, ‘düşünüyorum’ ile zorunlu bir bağlantı halindedir. […] Bu tasarıma, salt tamalgı diyorum […] Bütün tasarımın birliğine de, kendinin bilincinin aşkınsal birliği adını veriyorum. Buna göre BEN, uzay-zaman içinde birliğin koşuludur. Jung’un Ben’i de farklı kısımlardan oluşur. Jung’a göre, bilincinde olduğumuz her şey, bilinç aracılığı ile Ben’e katılır. Bilinçaltı ile olan ilişki dolaylıdır. Her şeyden önce bilincin merkezi Ben demektir. Eğer, nesneyi Ben’e bağlayacak bir köprü yoksa nesne bilinçdışıdır, yani bireye yokmuş gibidir. Bilinci, buna dayanarak, Ben diye adlandırılan merkezle kurulan ruhsal ilişki olarak tanımlar. Ben, veri ve duyumların yoğunlaşmasıdır. Buna, bedenin uzayda kapladığı yerin ve dışsal uyaranların da katkısı vardır. Diğer yandan, büyük bir anılar topluluğunu içerir. Eğer bir anda anılarımızı kaybedecek olursak, Ben’liğimizi de kaybetmiş oluruz. Bilinç de anlamını yitirir. Hayvanlarda bir anlamda “Ben” bulunduğunu öne süren Jung, Ben’i tüm bilincin “sine qua non/olmazsa olmaz” bir koşulu olarak görür. Bilinç Ben’siz var olmadığı halde, duyum (bakma, işitme…), düşünce (nesnenin ne olduğu), duygu (benim için ne değer taşıdığı) bilinç olmadan da var olabilir. Ben (benlik) bilinçli ve bilinçaltı olan iki kısımdan oluşur. Bilinçli kısmı; duygu, sezgi, düşünce ve duyumların etkisindedir. Bilinçaltı benliğimizi tanımayız ve karanlık bir dünya gibidir. Ancak, bu bölgede zamanla değişime uğrar. Benliğin, bilinçaltı kısmının en yakınında anılar bulunur. Yavaş yavaş daha derinde öznel algılamalar, coşkun etkiler, en altta ise bilinçaltı atakları bölgesi yer alır. Bilinç ve bilincin üzerinde yüzdüğü, sonsuz ruh okyanusunu ise “öz” olarak adlandırır. Ruh ve bilincin “öz”ünü oluşturduğu ve Ben’inde bunun içinde yer aldığını, “öz”ün Ben’den daha geniş olduğunu öne sürer. Gökyüzünün yıldızlarını ise Ben’e benzetir.“Descartes’in kanıtı, sonuç olarak şuna varır: Düşünülüyor; öyleyse düşünen bir özne var! Oysa bu, töz kavramına olan inancımızı, “a priori/önsel” olarak doğru kabul etmekten başka bir şey değildir: düşünce olduğuna göre ‘düşünen’ bir şeyin de olması gerektiğini söylemek, her yapılan işin, bir yapıcı öznesi bulunması gerektiğini ileri süren dil bilgisinden edindiğimiz bir alışkanlık uyarınca ileri sürdüğümüz bir sözcüktür. Eğer benimde herhangi bir birlik varsa bu, hiç kuşkusuz benim bilinçli benimde, duymamda, istememde, düşünmemde değil, ama başka yerdedir […] ve benim bilinçli benim, bunun aracından başka bir şey değildir.” Felsefeci Husserl ben’i “…çeşitli yaşantılar üstünde yer alan özgül bir şey olmayıp, bu yaşantılar arasındaki bağlılığın meydana getirdiği birlik…” olarak tanımlar. Bunu basitçe şu şekilde açıklayabiliriz. Günlük yaşamımızdaki zihin ve bilinç hallerimiz bir kez oluştuğunda oluştuğu yerde kalmaz ve “şimdi” içinde oluşan zihinsel benlik durumumuz daha önceki benlik durumunun bir devamıdır. Şimdiki benliğimiz ise daha sonra oluşacak benlik durumunun öncelidir. Bu ardışıklık ve devamlılık bizde bütüncül ve devamlılık gösteren bir ben hissi uyandırmakla beraber içsel bir zaman akışı da oluşturur. Zihinsel olaylar görsel, işitsel, dokunsal, derin duyu, tat ve koku gibi dış dünyadan gelen uyarımlarla devamlı bir etkileşim halindedir. Bu şekilde içsel zihinsel durumlar, bedenden gelen duyumlarla birleşince “bedende bir ben yerleşimi” ortaya çıkar. Elimi ve kolumu hareket ettirmeye niyetlendiğimde, içsel zihinsel durumum ve kol hareketim esnasında ortaya çıkan (on-line) derin duyunun, zihinsel süreçlerimle birleşmesi “bedenimdeki ben’de” var olma deneyimi yaratır. Bu aynı zamanda eylem ortaya koyduğum zaman benden kaynaklandığını ve benim denetimim altında olduğunu hissetmeme neden olur.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |

