May 19
Cumartesi

Your Language?

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Giriş



Radyo Dinle

Üyelerimiz

Toplam Üye Sayımız: 1179
Son Üye: mjafar12
Canlı Üye: 0
Bugün: 0 kayıt yapıldı
Bu hafta: 0 kayıt
Bu ay: 3 kayıt

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Jung'un Yanılgısı: Eşzamanlılık Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Çarşamba, 29 Ekim 2008 00:17
Jung’s Error: Synchronicity.     A New Theory by Sultan Tarlaci
Carl G. Jung was a psychiatrist and colleague of Freud’s. Jung believed in astrology, spiritualism, telepathy, telekinesis, clairvoyance and extrasensory perception. Jung contributed two new ones: synchronicity and the collective unconscious. The contents of the collective unconscious are called archetypes. Synchronicity provides access to the archetypes, which are located in the collective unconscious. Jung formulated that these archetypal images belonged to a part of the unconscious not derived from personal experience. Synchronicity is a word to describe the “temporally coincident occurrences of acausal events.” Jung spoke of synchronicity as an “acausal connecting principle” (i.e. a pattern of connection that cannot be explained by direct causality). It differs from coincidence in that synchronicity implies not just a happenstance, but an underlying pattern or dynamic that is being expressed through meaningful relationships or events. Since the theory of synchronicity is not testable according to the classical scientific method, it is not widely regarded as scientific at all, but rather as pseudoscientific. According to our new theory, synchronicity is a kind of breaking of the memory adaptation. When a maintained stimulus of constant strength is applied to a receptor, the frequency of the action potentials in its sensory nerve declines over time. This phenomenon is known as neural adaptation or desensitization. Adaptation is a protection mechanism for the brain from the intense inputs. There is a whole nervous system adaptation from the nerve cell to the brain for the all sensory inputs. Synchronicity is not a miracle; it’s a breaking of the memory adaptation. Published New Symposium Journal 2006;44(3):151-156.



Carl G. Jung (1875-1961), çağdaş psikiyatrinin kurucularındadır. Sadece psikiyatri ile değil fizik, mitler ve efsanelerle de ilgilenmiştir. Fizikçiler Albert Einstein ve Wolfgang Pauli ile yaptığı tartışmalar sonrasında eşzamanlılık kavramını ortaya atmıştır. Eşzamanlılığın altında yatanın, bugün de yoğun şekilde inanılan arşetiplere bağlamıştır. Ancak, bu türdeki olayların görüleceği gibi daha basit açıklamaları da vardır. Jung’un çalışmalarının asıl bölümü çağdaş psikoloji tarafından kabul görmemiştir. Jung’un düşünceleri 1970’lerde ve 1980’lerde mistik içeriğinden dolayı halkın büyük ilgisi ile karşılaşmıştır.

Bu ilkeyi Jung kendi buluşu olan Türkçe eşzamanlılık, Almanca synchronizität, İngilizce synchronicity sözcüğü ile ifade eder. Eşzamanlılık; kısaca “nedensel olmayan bir bağıntı” ilkesidir. Jung’un eşzamanlılık (EZ) kelimesini seçmesinin nedeni; anlamlı fakat nedensel bağlantısı olmayan iki ayrı olayın EZ oluşumudur. Dolayısı ile EZ, aynı ya da benzer kavramı içeren ve nedensel ilişkileri bulunmayan iki ya da daha çok olayın zamandaki rastlaşmasını ifade etmede kullanır.

Jung’a göre EZ olayları arşetiplerle (ilk örneklerle) ilişkilidir. Arşetipler, bizim davranış örüntülerimizi etkileyen bilinçdışı, toplum belleğinde ve genetiğinde yer alan evrimsel yolla aktarılan bilgilerdir. Bunlar hepimizin ortak varlıklarıdır ve Noosfer denilen ortak düşünce atmosferinin ürünleridir. Jung, EZ olayının, hem fiziksel hem de var oluş için ortak bir zemin oluşturan bir gerçeklik düzeyini, tek dünyayı (unus mundus) kanıtladığını öne sürer ve anlamlı rastlantıları, daha derin, bütünleşmiş bir gerçekliğin sadece yüzey etkileri kabul eder. EZ alt yapılarının arşetip formları, en azından iki olayı bağlantılaştırır: endopşişik ve ekzopşişik alanı. EZ durumunda, nedenin etkiden önce geldiği zaman akışına bağımlı değildir. Fiziksel bir olay ruhta (psyche) “içsel bir imge” deneyimi olarak “aynı zamanda” veya bu deneyimlerden hemen sonra ortaya çıkar. Uzaysal göstergelere de bağımlı değildir (ancak, bilindiği gibi uzay ve zaman kavramı modern fizikte ayrılamaz, uzay ve zaman yoktur, yalnızca uzay-zaman vardır). Jung, EZ deneyimini, uzay-zaman göreliliğinin ifadesi kabul eder.

Jung, EZ’lı olayların tümünün, iki zihinsel durumu içerdiğini düşünüyordu. Biri, o an birey hangi faaliyetle meşgul ise onun sonucu olan sıradan zihin durumu, diğeri; bir arşetipin harekete geçirilmesinden ileri gelen olağan dışı zihin durumları. İkincisi bilinç dışıdır. Jung EZ olayının üç şekilde olabileceğini ifade eder:
1.Belirli bir psişik içeriğin, kendine tekabül eden ve kendisiyle eş zamanlı olarak meydana gelmişçesine algılanan nesnel bir süreçle rastlaşması
2.Öznel bir psişik halin, aşağı yukarı eşzamanlı olarak, fakat uzakta oluşan, eşzamanlılık niteliğe sahip, nesnel bir olayın aslına uygun yansıması olduğu daha sonra anlaşılan rüya veya görüntü ile rastlaşması
3.İkinci şıkka ek olarak, algılanan olayın gelecekte oluşması ve şimdiki zamanda sadece, kendisine tekabül eden bir rüya veya görüntü ile temsil ediliyor olması şeklindedir.
EZ ile ilgili en mantıklı açıklama Hines’ten gelir. Hines, bu durumu, yalnızca “yapıcı/constructive, seçici bellek ve algı” olarak değerlendirir. Ve gerçekten de daha fazlası değildir. EZ olayı bir augmentum ad personam’dır. Yani, kişinin ya da kişilerin öznel bir takım deneyimlerinin ya da eğilimlerinin kanıt olarak öne sürüldüğü yanıltıcı akıl yürütme biçimidir.

Bilimsel sorgulamaların temel amacı, bir olayın öncesindeki duruma bakılarak, olayı mantıksal nedensel terimlerle açıklamaktır. Genel bir ifade ile nedensellik şu şekilde ifade edilebilir; 1.Zamansal süreçte önceden gelmek; neden etkiden önce gelir, 2.Zamansal ve uzaysal bitişiklik; nedenler ve etkiler uzay-zamanda birlikte ortaya çıkmalıdır, 3.Sürekli ve ısrarlı ortaya çıkma; nedenleri takip eden etki(ler) düzenli bir şekilde ortaya çıkmalıdır. Jung’a göre, 1 ve 2 geçerlidir. Bu nedensellik olayları daima bir enerji geçişini de beraberinde bulundurur. Enerji geçişi olmadan olan durumlara ise “nedensiz” denir. Nedensellik, dünya ve doğada klasik fiziğin kanunlarına uyar. Nedensiz durumlarda ise Jung’un deyimi ile “ısrar etmeyen bağlantılar” vardır.

“EZ, insanın bilincine göre a priori olan ve görünürde insanın dışında var olan bir anlamı öngörür” diyen Jung, bu düşünceyi Platon’a kadar götürür. Platon’a göre görünen var olan şeyler asıllarının sadece sönük kopyalarıdır ve asılları başka bir evrende bulunur. Gerçekten EZ “görünürde” dışımızda yer alır. “Görünürde” vurgusu gerçekten önemlidir ve EZ ne dışımızda ne de içimizde olur. Her ikisinin eşleşmesi durumunda oluşur ve anlamlanır. Sadece dışarıda olan eşleşmeye “denklik veya uygunluk” demek daha doğru olacaktır.

EZ düşündüğümüzden ya da kanıtlayabildiğimizden çok daha sık meydana gelir ama herhangi bir alanda onların bir yasaya uyduklarını ileri sürebileceğimiz sıklıkta ve düzenlilikte meydana gelip gelmediklerini henüz bilemiyoruz. Tek bildiğimiz şey, bu tür bütün fenomenleri açıklayabilecek temel bir ilkenin bulunması gerektiğidir, diyen Jung bu konuda bir açıklık sunmaz. Öncelikle, EZ hazır bir beyinde ortaya çıkar. Gerçekten de sıktırlar ama hayret ve mucize hissi uyandıranlar gerçekten kişide etki bırakırlar. Düzenli bir şekilde ortaya çıkmazlar. Tamamen rastlantısaldırlar. Bu fenomenleri açıklayabilecek ilke “EZ yalnızca sizin beyninizdedir.” Dış dünyada “aynı yer ve zamanda” olan bir EZ örneği yoktur. Dış dünyadaki olayın kalıbı ile içsel/öznel/beyinsel olayın göreli olarak üst üste binmesi EZ hissini bizde oluşturur ve dışarıda, bizim algılarımızın dışında olan bir EZ yoktur.

Jung’un “nedensel olmayan” ifadesini doğru yorumlanamaz. Dikkat edilirse cümle yine bir ilişkili olan “bağıntı” ile devam eder. Bu ifade nedensel olmasa da, ayrı bir ilişki veya eşleşmenin olmasını gerektirir. Bu eşleşmeyi sağlayan kişinin belleğidir. Bellek o anda oluşmuş olabileceği gibi daha önceden de (rüya gibi) olmuş olabilir. Her an bu belleğe, bilinçaltı ile nedensel ilişkili olaylar giremez. Çünkü bu durumda uyaranlar ile boğulurduk. Ancak, nedensellik özelliği olmayan ve zaman dışı olan bellekteki bir eşleşme ile “nedensellik, gizli alt nedensellik” ortaya çıkar. Var olan olayla eşleşerek bilinçli farkındalığa ulaşır. Ve birinci derecede ya da basit EZ oluşur.

Anlamlılık, Jung’a göre, her durumda EZ kaçınılmaz bir ölçütüdür. “Bize anlam olarak görünenin aslında ne olduğunu bilme olanağımız yoktur.” Şeklinde ifade etmesi Jung’un kaçırdığı önemli bir noktadır. Anlam, tam olarak eşzamanlı olan olayların eşleştirilmesi esnasında, bellekten kaynaklanan bir çeşit “uyanma durumu=bilinçli farkındalığa” ulaşma durumudur. Anlam; bir anlamda dikkatin eşleşmiş olayların üzerine odaklanmasıdır. Anlam; bir anlamda, bir tiyatro sahnesinde baş aktör üzerine tutulan spot ışıklara benzetilebilir. Anlam, tutulan bu spotla eşleşmiş olayların, bilinçaltından bilince çıkarılmasıdır. Bu EZ’ın temel noktasıdır. Anlam, aynı zamanda adaptasyonun kırıldığı an (lahza) ve eşzamanlılığın başlangıcıdır. Anlam kazandıran organ, öznelliğe sahip olan ve nesnel dünyadan girdileri alan beyindir.
Eşzamanlılık Nedeni: Adaptasyon Kırılması
Günlük yaşamımızda beyin çevreden gelen tekrarlayıcı benzer uyaranları bir süre sonra farkındalık düzeyine ulaştırmaz. Her an çevreden binlerce yeni görüntü, ses, konu, dokunmaya yönelik veri beynimize ulaşır. Ancak bu veri içinde, anlamlı olanları daha ön plana çıkarmak ve beyni lüzumsuz veri yığını altında sıkışmaktan kurtarmak için adaptasyon=uyum mekanizması geliştirmiştir.

Adaptasyon bütün duyusal girdiler üzerinden olabilir. Örneğin; parmağınıza taktığınız yüzüğünüzü ya da kol saatinizin varlığını hissetmezsiniz. Ama başlangıçta her an nasıl varlığının kendisini hatırlattığını bilirsiniz. Yani farkındalık düzeyinize ulaşır. Ama bir süre sonra, evrimsel bir avantajla, artık parmaktan veya koldan gelen uyaranlar beyine ulaştırılmaz. Çünkü gereksiz ve anlamsızdır. Buna “alıştık” deriz, yani bilimsel ifade ile “uyarana adapte” oluruz. Bu dokunsal alışkanlık dışında, diğer tüm duyusal girdiler içinde alışkanlık gelişmesi söz konusudur: tat, koku, görme gibi… Her gün yürüdüğünüz ya da araçla geçtiğiniz yolu düşünmenize gerek yoktur. Artık, neredeyse gözleriniz kapalı olarak geçebilir durumdasınızdır. Ama yeni bir sokağa girdiğinizi düşünün. Her şey yeni ve farklıdır. Her şeye dikkatle bakarsınız. Beynimize dış dünyadan gelen veriler daha öncekilerden farklı olduğundan, adeta bir girdi bombardımanına tutuluruz. Ama kısa süre sonra, bu yeni durum için de “alışkanlık” gelişmek zorundadır. Ama her gün geçmeye başladığınız bu sokağa, belediye ekipleri bir değişiklik yaparsa, “yenilik” alışkanlığını kırar ve daha farklı olarak ortama bakarsınız. Aynı alışkanlık durumu evliliklerde de en önemli bozulma nedenidir. Aynı şekilde devam eden evlilik ve kişiler bir süre sonra artık beyin tarafından silinir ve ciddi bir değişiklik olmadığında evlilik “monotonlaşır”. Bu durumda bir çeşit alışkanlık ve beyin adaptasyonudur. Fizyolojik olarak, alışkanlıklar hızlı ve uyumlu davranış-yanıt oluşturmayı sağlarlar. Bu evrimsel olarak bir avantajdır.

EZ olayı, adaptasyonun ya da alışkanlık olayının kırılmasıdır. Günlük yaşamda olayların akışında, benzer olaylar sıklıkla yan yana gelmezler. Çoğu olaylar “eşzamansızdır.” Bu eşzamansızlık, dünyamızdaki olayların doğal bir görünümdür. Dolayısı ile günlük beyin girdisi için normaldir ve buna “alışkanlık” geliştirmiştir. Ortaya çıkan EZ bir olay, bu alışkanlığı kırarak beyindeki farkındalık düzeyini arttırır ve ardışık gelen olaylar dizisi beyinde mucize etkisi yaratır. Eğer sürekli EZ olaylarının yaşandığı bir dünyada yaşayacak olsaydık, EZ olaylara “alışacak/adapte olacak” ve “eşzamansızlıklar” bizim farkındalık düzeyimize ulaşarak mucize etkisi yaratacaktı. Mucizeler bu şekilde doğa yasalarının ihlâlidir. Doğanın olağan seyri içinde gelişen olaylar, insanların olağana olan adaptasyonları nedeni ile bir mucize olarak değerlendirilmezler. Mucizelerden ortaya çıkan hayret ve şaşkınlık, olaylar hakkındaki inanç doğrultusunda hissedilir bir eğilime neden olur. Bireysel olarak bizler, mantıksal çıkarımlarımızla olağan dışı olan bir olguyu hemen geri çevirmemize rağmen, zihin her zaman aynı kuralı işletmez. Mucizelerde daha verimli bir toprağa ekildiklerinden hemen meyvelerini verirler.
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
kuantum  - ŞAŞIRTICI KARŞILAŞMA   |SAdministrator |15-01-2011
"Çok eskiden yaşadım bu ânı ben"
Dersiniz şaşkınlık içinde.
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
Birden güneş vuran pencere,

Ve tam sırasında tren düdüğü...
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya.

Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
Sanmam, biz de bir sestik belki
Birileri için yıllar önceki
Şaşırtıcı karşılaşmada

Melih Cevdet ANDAY
Serhat  - ...   |88.252.170.xxx |24-04-2011
Gerçekten ilgi çekici ve güzel bir konu.. Bilgilendirdiğin için teşekküür ederim.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından