May 19
Cumartesi

Your Language?

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Giriş



Radyo Dinle

Üyelerimiz

Toplam Üye Sayımız: 1179
Son Üye: mjafar12
Canlı Üye: 0
Bugün: 0 kayıt yapıldı
Bu hafta: 0 kayıt
Bu ay: 3 kayıt

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Zikir: Sofi’nin Yolu Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:04

İslam dininde uygulanan zikir uygulaması temel olarak Transandantal Meditasyon (TM) ile aynıdır. Ancak tarihsel geçmişi daha eskidir. Daha çok bir gizli ve mistik bir öğreti olarak ele alınmasına karşın Batıda bazı gruplarca eğitimi de verilmektedir. Amaç aynıdır: daha yüksek bilinç durumuna ulaşmak. Bu iki şey için yapılır: Kişinin kendisini daha iyi algılayabilmesi ve Allah’ın varlığını kavrayabilmesi. Aslında 'Sufizm' demek doğru değildir, çünkü bir 'izm' değildir. Sufiler 'Sufizm' demez; bu başkalarının verdiği bir addır. Onlar tasavvuf derler, bu bir aşk görüşüdür, gerçeğe aşk ile yakınlaşmaktır. Bağdatlı Cüneyt, İbn Arabi ve Gazali Sufilerin üç önemli şahsiyeti olup, Cüneyt maddeciliğe karşı olan dervişliği, Gazali dini tasavvufi bakış açısından anlayabilmeyi ön plana çıkardı. Sufiler felsefeden, her türlü bilim dallarına, sanattan ticarete kadar yaşamın diğer alanlarında çok başarılı rol oynadılar. Türkiye’de bugün Sufizmi tanımayan toplum kesimleri yobazlarla Sufi tarikatları arasında ayırım yapamamaktadır. Ama işin daha kötüsü Sufizmle ilgilenen çevreler Sufizm ile Sufi tarikatları arasındaki ayrımı yapamamaktadırlar. Toplumun Sufizmi takdir eden, seven kesiminde ise durum daha iyi değildir. Burada da Sufilik efsanevi olarak idealize edilmekte, en üst derecede, erişilmesi çok güç ahlaki değerlerle eş koşulmakta ve böylece günlük hayat dışına itmektedir. Onlar için hakiki Sufiler mucizeler yaratan efsanevi, ermiş dervişlerdir. Bu nedenle de, Sufilik güncel hayatta yaşayan normal kişilerin işi değildir.[3]

Sufilere göre, sıradan günlük bilinç otomatiktir ve seçiciliği yoktur. Bu anlayış, modern bilimin de bakış açısı ile uyumludur. Sıradan bilinci “derin uyku” ya da “körlük durumu”, yani dünyanın gereksiz boyutları ile aşırı ilgilenme olarak tanımlarlar. Normal bilincimiz eksiksiz değildir, ama birincil amacı biyolojik yaşamı sürdürmek için mükemmel bir biçimde gelişmiş, seçici ve kişisel bir inşadır. Biyolojik bedensel varlığımızı sürdürmek için gerekli olmasına karşın, bu bilincin çalışabildiği tek yol değildir. Sıradan bilincin otomasyonu, yaşamı sürdürmek adına ruhsal yaşantının zenginliklerinden feda etmek anlamına gelir. Otomatiklikten kurtulma farklı bilinç halleri yaratır. Bu bilinç halleri her kişinin kendi deneyimine göre farklı tanımlamalar içerir.[4]

Sufizmde temel konu daha yüksek bilinç düzeylerine götüren bir bilinç ve farkındalığın geliştirilmesidir. Bu kişiyi nefse (self/kendilik) götüren bir yoldur. Bunu yapmanın yollarından biri bilinçdışının sansürü uyku sırasında ortadan kalkmışken, bunları bilince itmenin bir yolunu bulmaktır. İbn Arabi ve diğer birçok sufi, dalgınlık denebilecek bir çeşit şeffaf rüya uygulaması yaparlardı. Böylece bilinçle iletişim kuran bilinçdışının mesajını semboller aracılığı ile vermesi yerine, düşünenin bilinci bilinçdışının içinde dolaşır duruma gelir. Bu uzun bir aşama sonra yapılabilir. Kişi bilincin değişim aşamalarından birinden diğerine çıktıkça, kişiselden evrensele doğru bir geçiş içine girer. Örneğin, Alem-i misal’de kişi, rüya kişiliğinin alışık olduğu dünyevi kişiliğinden çok farklı olduğunu keşfeder. Alem-i melekût’ta ise kişiliğinin karşılığı bir melek olarak görünür ve saf ışık şeklindedir. Daha ileri aşamalarda “Rabbinizi kendinizin bilgisi ile bildiğiniz zamanlarda sahip olduğunuzdan farklı bir bilgi ile kendinizi bilirsiniz; artık kendinizi O, vasıtasıyla bilirsiniz. ... Tanrı sizin aynanızdır, yani, sizin kendi özünüzü seyrettiğiniz bir ayna ve siz, siz O’nun aynasısınız, yani O’nun kendi ilahi sıfatlarını seyrettiği bir ayna.” (İbn Arabi).

Tablo. Sufilere göre yüksek bilinç dereceleri

Seviye

Bilinç durumu

Alem-i lahut

Bireyselliği yansıtan farklılıklar henüz ortaya çıkmamıştır. Ancak bütün potansiyeli mevcuttur.

Alem-i ceberut

Öz bir şekle sahip değildir. Ruhun fiziksel olmayan gerçekliği algılanır.

Alem-i meleküt

Arşa ait varlığımız gizli bir bedenle birleşir. Aklın sınırlarından kurtulur. Vecd haline ulaşılır.

Alem-i misal

Kendilik (self) dağılır, ışık demeti halini alır

Sufinin yaşadığı değişim sürecinin bir kısmı sözlerle ifade edilemeyen mistik tecrübeye götüren zaman ve mekân sınırları dışında meydana gelir. Ancak buna karşın çağdaş Sufiler sıradan insanlardır ve yaşam tarzlarının çevrelerindeki sıradan insanlardan bir farkı yoktur.[5] Gerçeklik, gerçek olmak için bizim anlayışımıza göre gerçek olmak zorunda ise de, mistik deneyimler için aynı şey söylenemez. Sufilerin ulaştığı aşamalardan biri olan “fena” durumu, “ben bilincinin tamamen iptal edilmesi, mutlak uyanıklık olan saf ve mutlak hakikatin birliğinin kırılmasıdır.”

Tablo. Sufilerin farklı keşf ya da bilinç düzeyleri tanrısalın zihinsel ya da sezgisel bilgisine götürüp götürmediğine göre sınıflandırılmıştır.

Seviye

Bilinç durumu

Keşf-i kevni

Yaratılmış şeyler düzeyinde keşf. Aşağı nefsin arındırılması sonucudur, rüyada ortaya çıkar.

Keşf-i ilahi

Gizli şeyleri görme ve gizli düşünceleri okuma.

Keşf-i akli

Sezgisel bilginin en aşağı seviyesidir. Ahlaki yeteneklerin parlatılması ile ulaşılır ve felsefecilerce de deneyimlenebilir.

Keşf-i imani

Peygamber mükemmelliği. Meleklerle konuşulur ve peygamberlerin ruhları ile karşılaşılır.

Sufilerin kendine özgü ibadeti zikirdir. Zikir, Allah’ın hatırlanması veya anılmasıdır. Sesli (dille) ya da sessiz (kalple) yapılabilir. Zikir doğrudan Allah’ın emridir (Ahzab 41-42: Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın. Ve O'nu sabah akşam tespih edin, Rad 28: Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah'ın zikri ile yatışır. Ali İmran: Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler). Aynı kökten gelen kelimelerle Kur’anda üç yüze yakın yerde geçer. Yoğun zikir manevi yolda ilerlemeyi kolaylaştırır. Zikir aşk yolunda ilk adımdır. Genelde her yerde yapılabilirse de resmi zikir bir hazırlık eylemi ardından uygulanır. Aynı zamanda doğru duruş önemlidir. Kalbi zikir, genelde dille yapılandan daha üstün sayılır. Zikir her yönü ile nefsin denetiminden ibarettir. Bir öğretiye göre, nefesi tutmak için sağ taraftan başlayarak üç kez ‘la ilahe illallah’ denir ve kalbe indirilir ve sol tarafa ‘Muhammeden Resulullah’ denir. Tek bir solukta dokuz veya on sekiz kez yinelenir. Nefesi uzun tutmaya “habs-i dem” denir. Zikir, kitaplardan değil yapılarak öğrenilir. Zikir, vecd hali oluşturan en iyi yol olarak kabul edilir. Vecd, kelime anlamı ile “buluş, bulma” yani Allah’ı bulma ve huzura ermektir. Bazıları bunu ruhun derinliklerine dalma olarak kabul ederken, bazıları da ektasi olarak adlandırır.[6] Vecd halinde duyulardan uzaklaşılır ve hatta kişi bilincini yitirmiş halde kalabilir.[7] Meditasyonda olduğu gibi, zikirde de bazı kelimeler sık sık tekrarlanır ve bu genelde Allah ile ilgili kavramlardır. Örneğin; Lâ ilâhe illâllah 396 defa, Fettah 3600 defa, Kuddus 3600 defa, Nur 3600 defa tekrarlanır. Sabah ve akşam tekrarlamalar yapılır (Ahzab 41-42).

Hz. Muhammed de, "Zikrin en faziletlisi, Lâ ilâhe illallah ve duanın en faziletlisi de elhamdu lillah'dır" diyerek, tevhit kelimesi ile zikirde bulunmanın önemini ifade etmiştir. Meditasyonda olduğu gibi, zikirde esas unsur, diğer varlıkları ve nesneleri unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. Onun için Allah'ın varlığını ve birliğini ifade eden tevhit kelimesi, en güzel zikir olarak kabul edilmiştir. Tevhit kelimesi bir bütün halinde, "la ilâhe illallâh Muhammeden resûlullah" şeklindedir. Bu adeta meditasyon ya da yogadaki mantradır. Bazı mantralar düşünce oyunlarıdır ve açmazlar içerirler. Açmaza bir örnek vermek gerekirse; zikirde söylenen la ilâhe illallah, tevhit kelimesinin ilk yarısıdır. O da iki kısımlıdır. Birinci kısım, cümlenin ilk yarısı olan "la ilâhe"dir. Manası, "hiçbir ilâh yoktur" demektir. Bu olumsuz kısma "nefy" adı verilir. İkinci kısmı ise, "illallah"dır. Manası,"ancak Allah vardır" demektir. Bu kısım "isbat" olarak adlandırılır.[8] Bu açmaz ifadeler zihinde dikkati yoğunlaştırmayı sağlar.

Zikir esnasında beyinde ne gibi değişiklikler olduğu konusunda elimizde herhangi bir çalışma yoktur. Ancak, uygulama tekniği açısından meditasyona benzediğinden aynı fizyolojik beyin değişikliklerine neden olduğu düşünülebilir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bazı tabuları yıkamadığımızdan ve bilimde “sürekli başkalarının ayak izlerini takip ettiğimizden” meditasyonla arasında bir fark olup olmadığını da bilmiyoruz.[9]



[1] Dean SR. Is there an ultraconscious beyond the unconscious? Can Psychiatr Assoc J 1970;15(1):57-62.

[2] Diekman AJ. Sufism and psychiatry. J Nerv Ment Dis. 1977;165(5):318-29.

[3] http://www.sufilik.com/index.php

[4] Nurbakhsh D.Sufism and psychoanalysis. Part one: what is sufism? Int J Soc Psychiatry. 1978;24(3): 204-12.

[5] Spiegelman JM ve ark. Jung Psikolojisi ve Tasavvuf. İnsan Yay. 1997;22-24

[6] Ernst CW. The psychophysiology of ecstasy in Sufism and Yoga. N C Med J. 1998;59(3):182-4

[7] Schimmel A. İslamın Mistik Boyutları. Çev. Kocabıyık E. Kabalcı yay, 2001.

[8] Kübra N. Tasavvufi Hayat, Çev: Kara M. İstanbul 1980;59

[9] Neeleman J, Persaud R. Why do psychiatrists neglect religion? Br J Med Psychol 1995;68:169-78.

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
cananakkaya   |Registered |19-10-2009
Meditasyon ve zikir ile ilgili yazıları okudum da sormadan edemedim. TM yaptınız mı? Zikir Yaptınız mı? Verdiğiniz kaynaklarla yazdıklarınız sınırlı mı ? Subjective experience veya özgün yorum var mı? Merak ettiklerimi buradan mı sorayım yoksa Facebook'taki arkadaşlarla mı paylaşayım?
Meraklı Melahat
Canan Akkaya
murid  - arapçamı türkçemi   |78.174.62.xxx |09-03-2010
zikir yapılırken arapçamı türkçemi yapılmalı? anlamını bilmeden sadece arapça tekrarlayarak zikir olurmu? ya da türkçe zikir yapsak olur mu?
İMZA   |Registered |05-04-2010
Bence arapça yapılmalı ama anlamları da bilinse çok güzelolur...
satinla   |88.247.99.xxx |15-06-2010
Ben hiç tanımlanan anlamda "zikir" yapmadım. Özellikle de arapça yapılması konusundaki tavsiyeleri hiç anlayamıyorum.
Neden beni yaratan benim dilimden anlamıyor olsun ki ?
Baktığımda çok "güzel" olduğunu, kavradığımda "emsalsiz" olduğunu düşündüğüm her şey benim için zikire giden bir yoldur. Ve bunu içimden TÜRKÇE düşündüğümde kesinlikle daha SAMİMİ oluyorum. Yaratan la konuşurken
samimi olabilmek bence en güzel şeydir.
nazim  - ZİKİRDE NİÇİN ARAPÇA KELİMELER   |Registered |04-12-2010
"ZİKİR"den sözedildiği zaman hemen akla takılan ve sorulan bir soru da şudur:

- Niçin biz bu kelimeleri Arapça olarak söyliyelim?.. Aynı kelimelerin Türkçe karşılığını söylesek olmaz mı?..

Allâh (TANRI`dan sözediyorlar elbette), sanki Türkçe anlamaz mı ki biz Türkçe okuyamıyoruz?..

Elbette, bu sorunun cevabını da vermek böyle bir kitapta, bize düşer!.. Öyle ise, dilimiz döndüğünce, bunun da izâhını yapalım.

Bilelim ki. Sesle duyduğumuz bir kelime, yapılan işin en son safhasıdır!.. Olay beyinde, o anda içten -yani kozmik boyuttan- veya kozmik âleme ait bir varlıktan gelen; ya da dıştan -yani çevremizdeki algılamakta olduğumuz herhangi bir varlıktan- gelen bir impalsla yani bir dalga - ışınsal etki ile başlar.

Bu gelen etki neticesinde, önce beynin biomanyetiği, sonra bioelektriği ve daha sonra da bioşimik yapısı tesir alır. Bioşimik yapı aldığı tesir ile kendisindeki verileri bir araya getirdikten sonra, çıkan neticeyi tekrar bioelektrik kata dönüştürerek, ilgili sinir sistemini uyarır ve hangi organla ilgili bir durum sözkonusu ise olayı ona aktarır. Ve biz, o organdan yansıyan bir eylem olarak, sonucu algılarız!..

Yani esas olan, dışta algıladığımız ses - görüntü değil, bir üst boyutta cereyan eden dalga-bioelektrik-bioşimik üçlü sistemidir!..

Şâyet, beynin bu ana çalışma sistemini kavrayabildiysek; anlıyacağız ki, önemli olan, kelimenin harf dizilişinden oluşan lisan değil, kelimeleri meydana getiren frekans-titreşimdir!..

"TEK`İN SEYRİ" adlı kitabımızda "ÜSTMADDE" isimli ses ve video kasetlerimizde izâh ettiğimiz üzere, evren ve içinde her boyutta varolan, tüm varlıklar orijini itibariyle kuantsal kökenli dalga varlıklardır. Ve dahi bu dalga yapıların her biri, bir anlam taşımaktadır.

Bu ışınsal kökenli varlıklar tanımına uygun olarak, salt enerji varlıklar, belli bir anlam taşıyan ve o anlama yönelik görev yapan varlıklar olarak "MELEK" kavramı ile dinde açıklanmıştır.

Nitekim, "Melek" kelimesinin aslı "melk"ten gelir ki "güç, kuvvet, enerji" anlamındadır.

İşte, evrensel manâda her titreşim - frekans bir anlam taşıdığı gibi, beyne ulaşan her kozmik ışın, frekans dahi bir anlam ihtiva eder biçim de evrende yerini alır.İnsan ise, KENDİ ÖZ GERÇEĞİNİ, "ALLAH"I TANIMAK için varedilmiş yeryüzündeki en geniş kapsamlı birimdir!..

İnsan`ın kendini bu beden sanması, Kur`ân tâbiri ile "aşağıların en aşağısında varolması"; buna karşılık özünün hükümleriyle yaşaması ise "cennet hayatı" diye tanımlanmasına yol olmuştur.. Bu yüzden insana tek bir görev düşmektedir:

KENDİNİ ÖZ YAPISINDA TANIMAK!..

Bunu da din, "NEFSini bilen RAB`bini bilir" diye formüllemiştir.

İşte, madde boyutunu asıl sanan beyin, kesitsel algılama araçlarının -beş duyu- kaydından ve onun getirdiği şartlanma blokajından kendini kurtarabildiği takdirde; mikrodalga evren gerçeğini farkedecek, idrâk edecek ve o gerçek boyutta, gerçek yerini almak için, gerçek varlığını hissetme arzusu duyacaktır.

Bu arzu onun dalga yapıyla ilintisini güçlendirecek ve neticede farkedecektir ki, kendisinde meydana gelen tüm olaylar, dalga anlamların açığa çıkışından başka bir şey değildir.

Yâni beyin, dalga anlamları, bildiğimiz boyuta transfer eden ve bu arada da, bir yandan bu kavramları dalga bedene yüklerken, diğer yandan da dışarıya yayan muazzam bir cihazdır.

"ZİKİR", ancak işte bu anlattıklarımızın kavranılmasından sonra anlaşılabilecek, idrâk edilebilecek bir sebebledir ki, bize geldiği gibi Arapça orijinal kelimelerle yapılan çalışmadır.

Zirâ, her bir kelime, harf; belli bir frekansın-titreşimin beyinde ses dalgalarına dönüşmüş halidir.

Her frekans bir anlam taşıdığına göre; kelimeler, belli anlam taşıyan frekansların, ses dalgalarına dönüşmüş halidir ki; bu da "zikir kelime ve kavramlarını" oluşturur.

Yâni, belirli evrensel anlamlar, kuantsal anlamlar, evrende dalga boyları, titreşimler halinde mevcût olduğundan; bunların ses frekansına dönüşmüş haline de kelimeler dendiğinden; o anlamların titreşimine en uygun kelimeler Arapça olduğu için, zikir kelimeleri Arapça olmuştur.

Dolayısıyla, siz o kelimeyi değiştirdiğiniz zaman, asla o frekansı tutturamaz ve asla, o istenilen frekansın ihtiva ettiği anlama ulaşamazsınız.

İşte bu sebebledir ki.

Kişi, Allâh Resûlünün, Kur`ân-ı Kerîm`in insanlara idrâk ettirmek istediği sırlara ermek ve evrensel gerçeklere vâkıf olmak istiyorsa, zikir kelimelerini geldiği gibi, yâni Arapça orijinalinde olduğu gibi, tekrarlamak mecburiyetindedir.

Ve dahi, en az hayatında bir kere, kesinlikle, Kur`ân-ı Kerîm`i Arapça orijinal kelimeleriyle beyninde tekrar etmek ve bunu RUHUNA yani dalga bedenine yüklemek zorundadır!.. Ki, ölümötesi yaşamında sonsuza dek kendisinde bulunan bu bilgi kaynağından yararlanabilsin!

Ayrıca, bundan çok daha basit bir sebebi de vardır bu kelimelerin arapça olarak orijinaline uygun biçimde tekrar edilmesi zorunluluğunun...

Bu Arapça kelimeleri, eğer, Türkçe`ye çevirmeye kalkarsanız, bazen bir sayfa, bazen daha fazla yazmak zorunda kalırsınız; o anlamı verebilmek, o manâyı kavraya bilmek için. Oysa, bunu tek kelime olarak tekrar imkânı mevcutken!..

Bilmem anlatabildik mi, "ZİKİR" daima, niçin geldiği orijinaliyle yapılmalıdır.

ahmed hulusinin DUA VE ZİKİR kitabından alıntıdır.
nazim  - DÜNYADA EN ÖNEMLİ ÇALIŞMA: ZİKİR   |Registered |04-12-2010
Zikrin önemi konusunda âyetler ve hadîs-i şerîfler sıralamak gerekirse, bu başlı başına bir kitap olur. Biz burada bunu yapmayacağız, zira bu konuyu geniş bir şekilde «DUA ve ZİKİR» isimli kitabımızda anlattık.

Dua ve namaz zikrin bir çeşididir, kezâ Kur`ân okumak ya da salâvat dahi.

Zikir dinde yer alan en büyük ibâdet, olarak nitelendirilmiştir. Niçin?..

Astroloji bölümünde, yaklaşık 15 milyar hücreden oluşan insan beyninin ancak çok cüz`î bir kısmının doğum sırasında aldığı ışınlarla faaliyete girdiğini; bundan sonra da yeni tesirlerle yeni açılımlara kavuşmasının imkânsız olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.

Evet, beyin doğum anından sonra, dışarıdan gelen ışın etkileri ile yeni hücre gruplarını devreye sokamaz. Ancak beyindeki devreye girmemiş kapasite ilelebed âtıl durmak için varedilmiştir demek değildir bu!..

Beyinin ilk anda açılmamış hücre gruplarının bazı çalışmalar ile devreye girmesi, kapasite genişlemesi, yeni kabiliyetlerin elde edilmesi mümkündür!..

Esasen din dediğimiz olayın temeli de beynin yeni bölümlerinin devreye girmesi ve bu bölümlerin çalışması suretiyle elde edilecek yeni güçler gerçeğine dayanır.

Zikir dediğimiz «Allah»a ait bir mânânın beyindeki tekrarı olayı nedir?..

«Allah» ismini dilinizle söylediğinizi kabûl edelim. Dilde söylenen bu kelime bilindiği gibi, öncelikle beyinde hazırlanacak, sonra da dile uzanan sinirle dil hareket ettirilerek düşünülen mânânın ses şeklinde dışarıya ulaşması sağlanacaktır.

«ALLAH» kelimesinin beyinde hatırlanması demek; bu kelimenin mânâsını oluşturan hücre grupları arasında bir bioelektiriğin akışı demektir.

Esasen beyindeki tüm fonksiyonlar, beyin hücreleri arasındaki bir bio - elektrik faaliyetten başka bir şey değildir!.. Her mânâya göre beyinde değişik hücre grupları arasında bir bioelektrik akış sözkonusudur. Bu akış neticesinde devreye giren hücre grubuna göre ortaya sayısız mânâlar çıkmaktadır.

Beynin tüm fonksiyonları hep bu hücre gruplarının oluşturduğu sayısız krozmanlar neticesinde gelişmektedir. 15 milyar nöron ve her bir nöronun 16 bin nöronla bağlantısı. Ve bunların sayısız işlevi!.. (fetebarekAllâhu ahsenül halikîn!..)

Hormonların bu alandaki fonksiyonları ise bilebildiğimiz kadarıyla, hücrelerin kimyasal yapısını etkileyerek, bio-elektriğin akış hızını ve yönünü kanalize ederek değişik anlamlar taktığımız oluşumları meydana getirmesi!..

Her an sayısız takım yıldızlardan gelen değişik frekanslı ışınlar. değişen açılar dolayısıyla beyin üzerinde meydana gelen sürekli değişik kozmik etki ve bunun sonucu bio-elektrik akış. mevcût potansiyelin her an yeni gelenler istikâmetinde sürekli yeni mânâlar oluşturacak şekilde faaliyeti.

Esasen beyin için uyku diye bir olay sözkonusu değil!.. Beyin, anlattığımız istikâmette sürekli olarak çalışmada ve sürekli olarak tesir almada.

Ruh`ta oluştuğu iddia edilen tüm haller, aslında ruhta değil beyinde oluşmada!.. «Ruh» ise beynin tüm hasılasını her an yüklemekte olduğu hologramik yapılı «dalga beden».

Evet, konudan uzaklaşmayıp, tekrar «zikrin» olayına gelelim;

«Zikir» yaptığınız zaman, yâni «Allah»a ait olarak bilinen bir mânâyı tekrar ettiğiniz zaman. Beyinde, ilgili hücre grubunda bir bioelektrik akım meydana geliyor ve bu, bir tür enerji şeklinde dalga bedene yükleniyor!

Aynı zamanda siz bu mânâyı tekrara devam ederseniz. Yâni, bu kelimeyi tekrara devam ederseniz. Bu defa, bu kelimenin tekrarından oluşan bioelektrik enerji daha güçlenerek yeni hücre birimlerini devreye sokuyor ve bir kapasite genişlemesi sözkonusu oluyor.

Bu tekrara daha uzun bir süre devam ettiğimizde ise, devreye giren yeni hücre grupları dolayısıyla, beyninizde yeni mânâlar oluşmaya başlıyor. Tekrarladığınız kelimelerin işaret ettiği mânâ istikâmetinde yeni anlamlar beyninizde açığa çıkmaya başlıyor ve siz:

«Ben zikre başladıktan sonra kafam değişmeye başladı, huylarım değişmeye başladı. bir takım şeyleri daha iyi anlamaya başladım!»gibisinden şeyler söylemek durumunda kalıyorsunuz!..

Ayrıca bu tekrarlardan oluşan hem mânâ, hem de enerji, dalga bedeninize yüklendiği için, fizik beden ötesi yaşamınız daha farklı bir düzeye erişiyor!..

"DÜNYADA A`MÂ OLAN ÂHİRETTE DE A`MÂDIR!." (İsra: 72)

Âyeti kerîmesinde işaret edilen gerçek, anladığımız kadarıyla bu noktayı bize fark ettirmeye çalışmaktadır.

Zira, beyin ne düzeyde açılır ne düzeyde gerçekleri görmeye geçerse; o açılımı aynen dalga bedene yâni ruha yükleyeceği için. ve ruh da beynini yitirdikten sonra asla yeni bir kayıt alamayacağı için. Dünyada açılmayan beyinlerin meydana getirdiği «ruhlar için ölüm ötesi yaşamda asla açılma imkânı yoktur!» denmek istenmiştir.

Bir an düşünün... Milyarlar ve milyarlar sürecek ebedî denen bir yaşam!.. Ve siz bu yaşam için gerekli olan potansiyeli ancak şu son derece kısıtlı olan dünya hayatında beyninizi değerlendirebildiğiniz oranda elde edebileceksiniz!..

Şayet bunun ne demek olduğunu düşünemiyorsanız. Elbette ki size söyleyecek başkaca bir sözümüz yok!..

Evet, zikrin birinci yönünden bahsederken, beynin ürettiği bio elektrik enerjinin, bir tür dalga enerji biçiminde ruha yüklenmesidir, dedik!..

Şimdi gelelim zikrin ikinci tür yararına.

Kur`ân-ı Kerîm bir âyet-i kerîmesinde insanın varoluşuyla ilgili olarak şöyle der:

«BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE MEYDANA GETİRECEĞİM!..» (2-30)

İşte bu «halîfe» sözcüğü, Allah`ın tüm isimlerinin mânâlarının insan beyninde aşikâre çıkabileceğine. Beynin, bu kapasiteye sahip olarak meydana getirildiğine işaret eder!..

Siz hangi ismin mânâsına dönük olarak «zikir» yaparsanız; yâni, Allah`ın «esmâ-ül hüsnâsı» tâbiriyle işaret edilen Allah`ın hangi ismini tekrar ederseniz, beyninizde o mânâ yönünden bir kapasite genişlemesi söz konusu olur. Bu bahse ilerde tekrar geleceğim için, burada fazla genişletmiyorum ve işin başka bir teknik yanına girmek istiyorum.

Varlık tümüyle Allah`ın varlığı ve Allah`ın mânâlarının aşikâre çıkma mahalli olduğu için. Ve varlıktaki sayısız «şey»ler hep O`nun çeşitli mânâlarının sanki yoğunlaşmış hali olduğu için; sayısız takımyıldızlardan gelen sayısız ışınım, hep, bize O`nun sonu gelmez isimlerinin mânâlarını ulaştırmaktadır.

Bunu şöyle bir misâl ile açıklayalım;

Bulunduğunuz odada sayısız radyo ve televizyon dalgası, yayını mevcut. Oysa sizin radyonuz belli sınırda dalga boyunu alma kapasitesinde, televizyonunuz sadece «VHF» bandına, sahip!..

Şimdi düşünün bitişik evdeki komşunuz Avrupa’daki gibi 18-20 kanaldan çeşit çeşit yayın alıyor. Ya da Amerika`da olduğu gibi 100 kanaldan türlü renkli yayın alıyor, siz ise tek kanallı siyah-beyaz televizyona sahipsiniz!.. Hele bir de böyle bir imkânı ömür boyu elde edemeyecekseniz ve bunu biliyorsanız!?..

Evet, beyninizin alıcı kapasitesini arttırmak sizin elinizdedir.

Esasen beyin 12 burçtan, sayısız yıldızdan gelen sayısız ışınımı değerlendirebilecek kapasiteye sahiptir!.. Ancak ne var ki, kişinin bu kapasiteyi genişletmesi önemlidir. Elinize, size sonsuz yarar sağlayacak bir sermaye, bir kapasite verilmiş; siz ise bunu oyun oynayıp boşa harcamakla tüketiyorsunuz!..

«Cennet ehlinin çoğunluğunu BÜHL kimseler teşkil eder»

buyruluyor.

«Bühl» kelimesi Arapçada «saf» kişiler anlamında kullanıldığı gibi «ahmak» anlamına da gelebiliyor.

Nitekim Hazreti İsâ aleyhis-selâm’a ait olduğu söylenen şu sözde bu mânâ çok açık görülmektedir:

«Allah devâsı olmayan tek dert yaratmıştır, o da «BÜHL»lüktür!..» Yâni, «ahmak»lıktır!..

Evet, cennete girenlerin çoğunluğunu «saf» vatandaşlar teşkil edecektir!.. amennâ ve saddakna!.. Niye bu böyle?..

Çünkü cennet ehlinin çoğunluğunda ilâhi rahmete nail olma neticesinde, beyinlerinde dünyanın manyetik çekim alanına karşı koyacak olan «antiçekim dalgalarını» üreten devre açılmış ve cennete gidebilecek güce nâil olmuşlardır. Ancak ne var ki, oralardaki sonsuz ve sayısız nimetleri değerlendirebilecek üst düzey kapasiteye ulaşabilmek için yeterli çalışmayı yapmamışlardır!.. Cennette, dünyadan bildikleri sayısız zevkler ve bunların daha değişik türleri içinde ebedî bir yaşam süreceklerdir.

Oysa Allah`a yakınlık kazanmışların (mukarreblerin) cennetteki yaşamlarını normal beyinlerin tahayyül bile etmesine imkân yoktur!..

Bunu basit bir misâl ile açıklamaya çalışayım.

Bir insan tüm yaşamı boyunca düşünüyor, taşınıyor, araştırıyor her şeyini feda ediyor ve sonunda bir anda ömrünü feda ettiği konu kendisine açılıyor ve o şeyi keşfediyor!.. Bir yaşamı harcadıktan sonra keşfedilen o şeyin değerini ve o kişinin sevincini gözlerinizin önüne getirmeye çalışın!..

Şimdi düşünün ki beyni üst düzeyde çalışma kapasitesine erişmiş biri. Sayısız yepyeni mânâlara yol açan ışınları değerlendirebilecek bir düzeye erişmiş; sürekli yeni yıldızlarla, ya da bir diğer ifade ile bu yıldızlardaki meleklerle rezonansa girebilen bir beyne sahip!.. Her an yepyeni şeyler alıp bunları değerlendiriyor ve sonsuza dek sürekli artan bir biçimde bu gelişmeyi tadıyor!..

Bilmem anlatabiliyor muyum?..

Evet, beyninizde, Allah`ın sayısız isimlerinin mânâlarını anlayıp âşikâre çıkartabilecek bir kapasite, bunları yaşayabilecek bir özellik mevcut.

Ve siz bunları, ne kadar zikrederseniz, o düzeyde Allah`a yaklaşabilecek yâni O`ndaki mânâları tanıyabileceksiniz. Ve bunun anahtarı da zikirdir!..

Şimdi siz, ister bu anahtarı kullanın, ister kullanmayın denize atın; isterseniz de ne güzel oyuncak diyerek anahtarın dişlerini taşa sürte sürte eğlenip hoşça vakit geçirin!!!..

Bugün dünya üzerinde hangi kişide normal ya da olağanüstü diye nitelendirilen ne tür fiil görüyorsanız, biliniz ki bunların hepsi de beynin değişik değerlendirilişlerinden başka bir şey değildir.

Kimde âşikâre çıkan hangi özellik varsa, o özellik aynıyla gerçekte sizde de mevcuttur. Ne var ki onun beyninde açılmış bulunan o devre, sizin beyninizde açılmamıştır!..

Beden tümüyle, beyne hizmet edip ona gerekli olan bioelektrik enerjiyi temin için yaratılmış bir yapıdır. Aynı zamanda beyindeki sayısız alıcı güçlere bir nümûne olması itibariyle de bazı basit alıcı organlar bu bedene yerleştirilmiştir ki; beyni sadece bunların kapasitesiyle sınırlı saymak insanlığın en büyük gafletidir!..

Makrokozmos evrendir;

Mikrokozmos ise beyin!..

Evren, esas yapısı itibariyle, tümüyle, sayısız manyetik dalgalardan oluşmuş bir kütledir ve her dalga boyunun kendine has orjinal bir mânâsı vardır. Beyin ise orijini itibariyle bu dalga boylarındaki mânâları değerlendirecek bir alıcı, bir değerlendirici ve sayısız yeni mânâlar oluşturucu bir cihaz gibidir!.. Ve bu beyin, elde ettiği tüm hasılayı, ürettiği ruha yâni hologramik dalga bedene yüklemektedir!..

Kişinin ölüm ötesi kapasitesi, bir diğer ifade ile mertebesi, derecesi, dünyada iken geliştirebildiği son beyin kapasitesi kadardır.

Öldükten sonra herkes, kim ve ne derecede olursa olsun, değerlendiremediklerini fark ederek, bundan dolayı büyük bir pişmanlık duyacaktır!.. Ne çare ki, iş işten geçmiştir.

Şimdi de zikrin iki türünden bahsedelim.

Enerji türü zikir!...

İlim türü zikir!.

Enerji türü zikir nedir?..

«Genel zikir» diye de adlandırabileceğimiz bu zikir türü, ruhtaki kudret sıfatına taalluk eden, ruhun sayısız işler başarmasını, ulaşım gücünü sağlıyan enerji toplamaya yönelik zikirlerdir.

«Allah»;

«Lâ ilâhe illallâh»;

«Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh» ve bu gibi genel zikirlerdir.

Ayrıca yapılan iyiliklerden, ya da size kötülük yapıp dedikodunuzla, gıybetinizle meşgul olan kişilerden akan pozitif enerji yani sevaplar da bu enerji türündendir.

Öbür taraftan bir ikinci zikir türü daha vardır ki, bunu da «özel zikir» olarak mütala edebiliriz.

Özel zikirler, kişiye has, Allah`ın isimlerinden ibaret olan zikirlerdir. İlerde ilgili bahiste anlattığımız üzere, Allah`ın çeşitli isimleri, değişik kuvvetlerde, ayrı ayrı, kişiye has formüllerle, beyinlerde açılımlar oluşturmuştur. Siz genel zikir klasmanında bir zikir yaptığınız zaman, her ismin mânâsı eşit kuvvetle tesir alır ve hepsi de aynı oranda gelişme gösterir.

Oysa, meselâ «MÜRÎD» isminin mânâsı diğerlerine göre daha az nispette aşikâre çıkmış ve bundan dolayı da iradesi zayıf olan, bildiğini tatbik edemeyen bir beyin söz konusu olduğundan; siz genel zikirlerle olaya yaklaşsanız, hepsi aynı nispeti koruyarak güçleneceğinden, bu ismin mânâsı yönünden kolay kolay netice alamazsınız!..

Ama buna karşılık, siz direkt olarak «MÜRÎD» zikriyle olayın üstüne gittiğiniz zaman; kısa sürede görürsünüz ki, kişi «irade» yönünden, yâni bildiğini tatbik etme yönünden büyük mesafeler alır.

Bu irade konusunda olduğu gibi, cimrilik konusunda, yumuşaklık konusunda, ilim konusunda, kısacası hemen her konuda böyledir. Ancak bunun için de bu zikri veren kişinin, karşısındakinin beyin yapısını çok iyi bilmesi gerekir.

Yâni, O kişinin genel beyin programında hangi burçların ve hangi planetlerin pozisyonu nelerdir?.. Hangi isimlerin mânâları bu şekilde hangi nisbetlerle açılmıştır?..istidadı hangi konulardadır?.. Gibi soruların cevaplarını bilip, kişiye özel zikrin verilmesi gerekir!.. [1]

[1]-«DUA ve ZİKİR» isimli yeni çıkan kitabımızda bu hususta gerekli bütün bilgiler mevcuttur. A. Hulûsi

Zikir deyince, sadece bunlarla da kayıtlanmamak gerekir ayrıca. Namazda okunan bütün âyetler, duâlar ve tesbihler hep zikir cümlesindendir.

Namaz ise mümkün olduğunca dış dünyadan soyutlanarak tam bir konsantrasyon içinde okunan manâları ruha yükleme yöntemidir.

Namazı bir jimnastik gibi anlamak, tümüyle cahillikten ve meselenin içyüzünü görememekten kaynaklanan ilkel bir görüştür!..

Namaz, esasen, tamamıyla öze; özünde mevcut olan Allah`a yönelme olayıdır!.. Bundan mahrum olanlar ise, bu çalışma neticesinde kendilerinde ortaya çıkabilecek o kadar değerli şeylerden kendilerini yoksun bırakmaktadırlar ki bunun dille anlatılması asla yeterli olamaz!..

Namazın edâ edilmemesi, kişinin kendisi ile Allah arasındaki bağın bir çeşit kopartılmasıdır ki, bunun mânâsını şöyle anlatmaya çalışalım. Kendini et-kemik, yaşamı da bu dünyadan ibaret, sanan insan, ölümötesini bilmediği için hiç bir çalışma yapmaz!.. Bu yapmayış dolayısı ile de, varlığına konulmuş bulunan «Halife»lik hazinesi sandığının kapağını açmaz ve içindeki eşsiz defineyi çıkartıp kullanmaz ve nihayet sefalet içinde ölür gider. NAMAZ konusunu ve sırlarını detaylı bir şekilde "TEMEL ESASLAR" kitabımızda okuyabilirsiniz.

Düşünün bir insanı, kendisindeki sayısız özellikleri ortaya çıkartacak olan nesneyi değerlendirmekten mahrumdur. Oysa ölümötesi yaşamda tüm sermayesi bu «halife»lik sandığının içine konulmuş bulunan definedir. Bu kişinin ölümötesindeki pişmanlık halini nasıl anlatmak mümkün olabilir ki?..

Şurasını kesin olarak bilelim ki; «ibâdet» adı altında yapılan tüm fiiller tamamıyla kişinin ölüm ötesi yaşantısı için kendisinin ihtiyaç duyacağı ve oradan da temin edemeyeceği şeylerle alâkalıdır. Yoksa, yüzmilyonlar kere yüzmilyonlarca güneşin yer aldığı kâinatın Mutlak Mutasarrıfına karşı, birimin varlığı tek kelime ile «HİÇ»tir. Sen iman üzerine olup doğumdan - ölüme secdede olsan, O`na ne ekleyebilirsin?.. Ya da tüm yaşamın boyunca tepetakla durup devamlı tükürsen ne olur?.. Ne olacak, tükürdüğün kendi yüzünü yıkar!..

ahmed hulusinin İNSAN VE SIRLARI-1 kitabından
Nihal   |83.226.231.xxx |12-01-2011
hic zikir cekmemis birisinin , zikiri anlatmaya calismasi ; hic bal yememis birinin bal yiyen birini görup onun halini anlatmasina benzer...
kuantum  - Zikir fikir!   |SAdministrator |12-01-2011
Sanırım bu yazının yazarına yazılmış. Bu makalenin amacı zikirin ne olduğunu anlamaya yöneliktir ve bu bilgiler değerli kaynaklardan toparlanmıştır. Dervişin fikri ne ise zikri de odur. İnsan, kafasının içindeki düşünce ne ise konuşmasında onu dile getirir. en azından anlamaya çalışıyorum balın içinde neler olduğunu.... Bazıları tadını bilir, bazıları bal yapar ama ne yaptığını bile bilmez!
mete   |88.244.19.xxx |24-03-2011
CANLAR CANINI BULDUM
Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim gumanım yağma olsun

*** ***

Benden benliğim gitti hep mülkümü dost yuttu
La-mekana kavm oldum mekanım yağma olsun
Taalluktan üzüştüm ol dosttan yana uçtum
Aşk divanına düştüm divanım yağma olsun

*** ***

İkilikten usandım birlik hanına kandım
Derd-i şarabın içtim dermanım yağma olsun
Varlık cun sefer kıldı dost andan bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun

*** ***

Geçtim bitmez sağınçtan usandim yaz u kıştan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun


Sayın Sultan Tarlacı yazınız için teşekkür ederim.

" Kulları içinde, Allah'tan ancak âlimler/bilginler korkarlar."

(Fatır Suresi/28)
kuantum  - Teşekkürler...   |SAdministrator |24-03-2011
"Kulları içinde, Allah'tan ancak âlimler/bilginler korkarlar."

"Severler"le yer değiştirmek lezım.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından