May 19
Cumartesi

Günün Özü!

Henüz dünyada belli bir son bildiren hiçbir şey olmadığı gibi, dünyanın en son sözü de, dünya üzerine en son söz de henüz söylenmiş değildir; dünya açık uçlu, bütünüyle de özgürdür, her şey hala gelecekte yatıyor, hep de gelecekte yatacak. Dostoyevski

Giriş



Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
CERN, Bilim ve Bilimin Anlamı Yazdır e-Posta
Prof. Dr. Mustafa EROL tarafından yazıldı   
Cumartesi, 24 Ocak 2009 08:42
Son günlerde bilimle ilgili olmayan entelektüellerin yanında sanatçılarımızın hatta sokaktaki vatandaşlarımızın bile ilgisini çeken CERN deneylerinin başlamasının ardından fizik ya da genel anlamda bilimin anlamı ve inançlarımız üzerine yeniden düşünmek gerektiğini hissettik. Burada amacımızın kimseleri rahatsız etmek olmadığını, sadece beyinlerimizde bazı yeni düşünce kanallarının açılmasını sağlamak olduğunu belirtmek isteriz. Öncelikle CERN deneyleri yaklaşık 100 yıldır ciddi bir şekilde üzerinde çalışılan evreni çözümleme çabaları ve bu çabalar neticesinde ortaya çıkan teorileri test etmek anlamında yapılan en kapsamlı bilimsel çalışmadır. Biz insanoğlunun öncelikle yakın çevresini, sonra evreni, kendi bedenini ve beynini dolayısıyla maddi, duygu ve düşün dünyasını anlama gayretleri bilimsel verilere bakıldığında yaklaşık 2600 yıllık bir serüveni kapsar. Bundan 2600 yıl önce Ege kıyılarında ve eş zamanlı olarak Çin ve Hindistan’da bilim ve felsefenin henüz aynı sayıldığı dönemde doğayı yani maddi evreni merak etme ve anlama çabaları başlamıştır. Bu gayretler hala devam etmektedir. CERN deneyi şu saniyelerde bu gayreti gösteren milyonlarca bilim insanın yapmaya çalıştığı çabalardan sadece biridir. Biz bilim insanları işimiz gereği bilginin peşinde olan insanlarız. Bu bilgiyi pazarlama konusunda hiçbir deneyimimiz olmadığı gibi öyle bir kaygımız da hiç yoktur. Bu nedenledir ki evreni çözümleme çabalarına katkı veren geçmişten günümüze milyonlarca bilim insanın ismini ortalama bir entelektüele sorsak kaç isim alabileceğimizi doğrusu merak etmiyorum.

Peki bu çabaların neresindeyiz? Öncelikle şunu söylemeliyiz ki son derece iyi bir yerdeyiz. Bilimin çalışmasına engel olmaya çalışan inanç sistemlerimizin ve bir takım malum çevrelerin tüm engelleme gayretlerine rağmen. Zira modern sayılabilecek bilimsel çalışmaların geçmişi aslında 300 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Son 300 yılda yapılan çalışmalar bizleri bugünkü bilimsel ve teknolojik noktaya getirdiğine göre gelecekten son derece umutlu olmamız gerekir. Bu hızla gidilirse ki hız giderek artmaktadır, bugün imkânsız sayılabilecek bilimsel ve düşünsel problemler ve sorular mutlaka çözümlenecektir. Bundan hiç kimsenin kuşku duymaması gerekir. Nasıl ki bundan 300 yıl önce televizyon, cep telefonu ya da bilgisayarlar, internet hayal edilmesi imkânsız teknolojik olgular ise, gelecekte bilimsel ve teknolojik anlamda nelerin olabileceğini hayal edebilmek için çok ama çok geniş açıdan bakmak ve düşüncelerimizi özgür bırakabilmeyi becermek gerekir. Bunu başaramayanlar doğal olarak gelecek hakkında tahminde bulunamayacaklardır.



CERN de yapılan deneyler bu anlamda oldukça önemli tabii ki. Bu deneylerin inanç dünyamızla da ilişkileri zamanla olacaktır. Zira evrenin oluşumu üzerine geliştirilen teoriler ve maddenin en küçük yapıtaşlarının deneysel ve bilimsel keşfi bu teorileri doğrulayacak ve neticede bizim bedenlerimiz de dahil olmak üzere çevremizdeki ve evrendeki tüm maddenin nereden geldiği ve nasıl oluştuğu ve nereye doğru gittiği bir anlamda cevaplanmış olacaktır. Bu durum bir takım çevreleri rahatsız edebilir. Ancak insanoğlunun merak duygusu, araştırma ve öğrenme arzusu bu engellemeleri aşacaktır ve sonuçta yarınlarımız daha aydınlık daha belirgin, öngörülebilir ve mutlu olacaktır diye düşünüyoruz. 

Aslında bilim ile hiç ilgisi olmayan çağımız insanlarının bile, çevremizdeki her insanın, nesnenin ve bedenlerimizin bir zamanlar bundan örneğin 5 000 yıl önce başka bir yerlerde madde olarak var olduğunu ve hatta bedenimizi oluşturan atomların herhangi birinin örneğin 500 000 yıl önce bir ağacın dalında olabileceğini ve bundan örneğin 100 000 yıl sonra da beklide aynı atomun bir başka insan bedeninde var olabileceğini düşünebilmesi gerekir. Bu açıdan baktığımızda içinde bulunduğumuz maddi evreni yöneten, şekillendiren yasaların kontrolünde ve yönetiminde bir hayat sürdürdüğümüz açıktır. Bu yasalar artık bilimsel olarak ispatlanmıştır ki evrenin var olduğu andan beri vardır ve geçerlidir. 

Biz fizikçiler evreni üç ana bileşen üzerine oturturuz. Bunlar uzay yani olayların gerçekleştiği yer yada mekan, ikincisi zaman üçüncüsü de o an ve noktadaki madde yada enerji. Aslında evrende her şey bu üç bileşenle var olmuştur. Örneğin bugün bu anda bulunduğunuz yerdeki tüm madde bir süre sonra başka bir yerde ve başka bir şekilde belki bir kitap sayfasında var olacaktır. Fiziğin en temel yasalarından olan enerjini korunumu yasasını sanırım bir çoğumuz biliyoruz. Dolayısıyla her nesnenin bugünkü deyimiyle bir hikayesi olduğu gerçeğini ve bu hikayede kesiklilik olmayacağı gerçeğini kabul etmemiz gerekir.

Peki her şey çözümlenmiş mi dir. Şimdilik bu sorunu cevabı hayırdır. İşte bu noktada inanç sistemlerimiz devreye giriyor ve girmek zorundadır. O zaman bazı şeylere, bilimsel gerçeklerden uzak bir şekilde inanmak zorunda kalıyoruz. Bu insanın doğasından gelen bir dürtünün neticesidir. Yüzyılladır inançlarımız ile bilim mücadele etmiştir ve hala etmektedir. Bu sadece Türkiye’nin sorunu değildir tüm insanlığın sorunudur. Örneğin artık nörolojinin, psikolojinin, felsefenin ve fiziğin ve başka bilim dallarının da ortak sorunu olan mutluluk sorunu ya da insanın mutluluğunu tıkayan engellerin aşılması noktasındaki çalışmalar insan beyninin bilimsel anlamda çözümlenmesi noktasında bir çeşit işbirliğini gerekli kılmaktadır. İnsanın düşünce dünyasını var eden ve tüm bedenini kontrol eden ve yöneten beynin çalışmasının ve dolayısıyla bilincin ya da ruhun çözümlenmesi çağımızın en önemli bilimsel problemleri arasındadır. Bu çözümlendiğinde şuan çözümü imkansız gibi görünen düşünce dünyamıza dair çok temel problemler çözülmüş olacaktır ve hatta bekli de çok uzun olmayacak bir süre sonunda çözülecektir. Böylece insan düşüncesinin ürünü olan felsefe ve teolojide başka noktalara kayacak ve başka çalışma alanları keşfedecektir.

Aslında teoloji ya da din ve inançlarımız insanları mutlu etmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Bilimde gerçekte insanın mutluluğu için çalışır sorunlara yaklaşım sistematikleri tamamen zıttır. Bilim deneylere, gözleme ve ölçmeye dayanır ve binlerce kez yapılan gözlemler ve deneylere dayanarak var olan yasaları keşfeder ve teknoloji üretmemizi sağlar. Teoloji ise tamamen düşünce dünyamızın ortaya çıkardığı değerler ile uğraşır. Bir çok soruya yanıt verirken bir çok mantıksal problemi de beraberinde doğurur. Özellikle semavi dinlerin kitaplarında yazılanlar incelendiğinde bunların bilimsel verilerle örtüşmediği net bir şekilde görülür. Bu arada bilim ile dini uzlaştırma çabalarına girmiş değişik dönemlerdeki birçok bilim insanı ve entelektüele rağmen bu ne yazık ki sağlanamamıştır. Arada sırada oldukça ciddi iddialar olmuştur ancak bunlar iddianın ötesine gidememiştir ve tüm bilim çevrelerinin kabul ettiği bir sonuç hiçbir zaman doğuramamıştır. En iyi bilinen örneklerden Nuh Tufanı açık bir şekilde Tevrat’ta anlatılmasına ve Kuran’da da bahsedilmesine rağmen hangi yıl ve nerde olduğu kesinlikle bilimsel olarak ispatlanamamıştır. Kutsal kitaplar açısından yaşamımızı irdelediğimizde geçmişte, daha gerilere gidildikçe belirsizlikler artmaktadır. Bu nedenle de bugün yaşadığımız kargaşa yaşanmaktadır ve dinlerin yeniden yorumlanması gerektiği iddiaları artmaktadır.

Bütün bu özet ifadelerin ışığı altında artık tek rehberimizin bilim olması gerektiği açıktır. Şu anda imkansız gibi görünen bilimsel ve düşünsel tüm soruların yanıtları bir süre sonra mutlaka bulunacaktır. İnsan düşüncesinde ve bilimdeki ilerlemeler ve bunların somut neticesi olan teknoloji alanındaki inanılmaz gelişmeler bunu net olarak ortaya koymaktadır. 


Prof. Dr. Mustafa EROL
Dokuz Eylül Üniversitesi, 
Buca Eğitim Fakültesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı, İZMİR.

 

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından