|
Sanatın Beyinle Evrimi |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 04 Kasım 2010 11:50 |
|
Sanatsal anlatım beynin düşünme yeteneğinin en doruk noktalarındandır. Çünkü eseri yapmadan önce bir görsel imajının oluşturulması için, daha önceden algılanmış akılsal kalıbın planlanması, esas anlamından uzaklaştırılmış bir olay ya da nesne ile ilgili bilinçli iletişimi ve imaja imgelediği nesne ile ilişkili olmayan bir anlam yüklenmesini içerir. Bu dönemde esas beyinsel değişim içsel organizasyonu ve bilgiyi değerlendirme, sunma biçimindedir. Aklın Tarihöncesi adlı kitabında Stewen Mithen’in öne sürdüğü aklın üç önemli gelişim evresi vardır. İlk evre, genel zekâdır. Sadece öğrenme ve karar vermeyi sağlar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Devam Eden Beyin Evrimi: 1 Milyon Yıl Sonrası |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:45 |
|
Her canlının kendi genetik yapısının ve çevresel koşullarının belirlediği bir yaşam süresi vardır. Bu yaşam süresi, birçok etmenden etkilenir. Bazı bireyler hastalıklardan ya da yiyecek yokluğundan erken ölür, bazıları ise uzun yaşar. Bir canlı grubunda en uzun yaşayan bireyin ömür uzunluğuna “maksimum ömür (MaÖ)” denir. Teorik olarak şartlar uygun olduğunda, türün diğer bireylerinin de bu uzun ömre ulaşma potansiyelleri olduğu kabul edilir. İnsan için MaÖ 113 yıldır. Bazı gazete haberlerine göre 115-120 yıla kadar çıkabilir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Bilincin Evrimsel Gelişimi |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:44 |
|
Bazı biliminsanlarınca bilincin, akıllarımızı diğer insanların akılları için birer model olarak kullanabilmemizi ve onların davranışlarını önceden tahmin etmeyi sağlamak amacıyla ortaya çıktığı öne sürülür. Yani, diğer insanların da bizim gibi düşündüklerini düşünme yoluyla ortaya çıkar. Roger Penrose, evrimsel açıdan bilincin kendini başka birinin yerine koymayla (avcı, kendini, avının yerine koyarak, onun nasıl davranacağını tahmin ederek üstünlük sağlar) ortaya çıkamayacağını belirterek; “Bir sistem, kendi içinde bir şeyin modeline sahip olursa, bu şekilde bilincine “varabilir” ve kendinin bir modeline kendi içinde sahip olursa, ‘kendi kendinin bilincinde olabilir’. Bir video kamera, kaydettiği sahnelerin bilincinde olamaz; aynaya yöneltilmiş bir video kamera, kendi varlığının bilincinde olamaz” der.
|
|
Devamını oku...
|
|
Ayna Nöronlar ve Dilin Evrimi |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:43 |
|
Giacomo Rizzolatti ve çalışma arkadaşlarınca (1990), maymun beyninde bir dizi sinir hücresinin, basit amaca yönelik hareket sırasında çalıştığı tespit edildi. Bu hücrelerin, dikkati çeken bir özelliği de, başkaları benzer hareketi yaptığı görüldüğü esnada da çalışıyor olmalarıydı. Bu sinir hücreleri, gözlemcinin beyninde başka birinin yaptığı hareketleri doğrudan yansıttığından “ayna sinir hücreleri” olarak adlandırıldılar. Bu hücreler, özel hareketler için geçicileri ya da kalıpları kodlarlar. Hareketlerde olduğu gibi, insanlar duyguları birçok yolla anlarlar. Başka birisinin duygulanımını gözlemek, bilişsel ve duyusal girdi sağlar.
|
|
Devamını oku...
|
|
Konuşulan Dilin Gelişimi |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:42 |
|
Harry Jerison’a göre, dilin iletişimsel işlevi, dış dünya ya da gerçekler üstüne imgeler oluşturma sürecinin bir yan ürünü olarak ortaya çıktı. Kendi kendini değerlendirme, sorgulama ve imgeleme yeteneği dili oluşturdu. Başkalarının sözlerini duyarak onların bilincine ortak olundu. Böylece, karmaşık toplumsal sorunlarla baş edebilmeye katkıda bulundu. İmgeleme çözümleyici olduğu kadar yaratıcı olan bir yetidir. Dil bu yönleriyle bilinç ile yakından ilişkili olmalıdır. Böylece bilinç karmaşık toplumsal çevrenin anlaşılması için ortaya çıkmış olabilir. Özellikle günlük yaşamdaki kestirilemezlik, belirsizlik, başkalarının davranışlarını yönlendirebilmek, yönlendirilmeden kaçınmak zihinsel gereksinim bilince olan ihtiyacı doğurmuştur. Yani, konuşmanın-dilin ortaya çıkışı iç gözlemin bir parçasıdır. Belki de bundan dolayı imgeleme farklıklarından, tek bir dil kökeni söz konusu değildir ve günümüzdeki diller, tarihsel bağı olmayan çok sayıda farklı dilden türemiş görünmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Dilsel Anatomik Yapıların Gelişimi |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:41 |
|
Konuşmanın gelişimi için çevresel (ses telleri yapısı ve anatomisi, dudak, dil, çene...) ve bunları kontrol eden merkezi sinirsel mekanizmalarda değişiklik olması gerekir. Konuşmanın gelişimi, ses üretimi ve algılama ile çok yakından ilişkilidir. Tüm memeliler sesleri temel olarak aynı yolla oluştururlar. Tümünde ses yolları bulunur. Ancak en önemli akustik gelişim insandadır.
|
|
Devamını oku...
|
|
Beyin Büyüklüğü ve Zekâ |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:40 |
|
Beyin büyüklüğü ve zekâ arasında basit bir ilişki yoktur. Genellikle inanılan “mikrosefalı (küçük kafa) daima küçük beyinle birliktedir” inancı doğru olmakla birlikte istisnaları da vardır. Yani, küçük kafalı ya da düşük beyin ağırlıklı olmak daima zekâda gerilik manasına gelmez. Daniel Lyon vakası buna güzel örnek teşkil eder. Beyin ağırlığı, H. erektus’unkinden daha küçük olan (680 gr, 624 ml) Lyon, normal zekâlıydı ve okuyup yazması olan birisiydi. Otopsisinde beyninde herhangi bir anormal durum tespit edilememişti. Beyinciği normal büyüklüğe yakındı. Beyin yarı kürelerinin toplam hacmi 371 ml idi ve normal bir kişide beklenen 624 ml’nin %80’inden (499 ml) 128 ml daha düşüktü.
|
|
Devamını oku...
|
|
Modern Erkek ve Kadın Beyni |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:40 |
|
Çağımız insanlarında, beyin ağırlığı erişkin erkekte ortalama 1347 gr (1214-1450 gr) ve kadında 1223 (aralık 1111-1306 gr) kadardır ve erkek kadın arasında 124 g fark vardır. Ortalama olarak kadın/erkek beyin ağırlığı oranı 0,91’dir. Nispi olarak erkeklerde daha büyük beyin olmasına rağmen, kadınlar erkeklerden kiloya oranlandığında daha beyinlidirler.
|
|
Devamını oku...
|
|
Bipedalizm: İki ayakla yürüme |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:39 |
|
Bipedalizm ya da iki ayak üzerine dik yürümenin 3,5 milyon yıl önce başladığı öne sürülür. Diğer insansı özeliklerden daha önce bipedalizm ortaya çıkmıştır. Bedenin özgürlüğü beraberinde, beynin özgürlüğünü de getirmiştir. Ancak kuyruksuz maymundan insansıya geçişte bipedalizme ait ara iskelet kanıtları yoktur.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 2 |