Günün Özü!
| Kendilerine ait hiçbir hayali olmayanlar sizinkileri de göremezler. — John Maxwell |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Beyin Hacmi-Ağırlığı Artışı |
|
|
| Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||
| Pazartesi, 07 Haziran 2010 12:58 | |||||
|
İnsanın dünya üzerinde nasıl var olduğu, kendi bilincine vardığından beri olasılıkla hep merak edilmiştir. Kutsal kitaplarda yazdığı gibi doğrudan bir yaratıcı tarafından yaratılmış olduğu ya da evrimsel aşamalardan geçerek bugünkü halini aldığı, karşılıklı iki görüş olarak öne sürülmektedir. Yaratılışçılara göre akıl ve beyin tam olarak gelişmiş bir şekilde ve birdenbire ortaya çıktı. Ya da başka bir ifade ile beyin-zihin-bilinç kutsal yaratılışın bir parçasıdır. Tıpkı doğal seçilim teorisinin yarı sahibi sayılabilecek, Alfred Wallace Russel’ın inandığı gibi insan zekâsının yalnızca kutsal yaratılışla açıklanabileceği ya da nörofizyolog John Carew Eccles’in insan bilincinin “doğaüstü tinsel yaratılış” sonucu ortaya çıktığını ileri sürmesi gibi. Yaratılışçı-evrimci tartışma bugün de devam etmektedir. Bunun yanında evrimciler arasında da, bulunan fosillerin farklı türlere ait olduğu yönünde tartışmalar sürmekte. Tartışma sonucu kimden yana olursa olsun sonuçta, elimizde bugün, geçmişe ait bir zamanlar içlerinde beyinler olan birçok kafatası fosilleri bulunmaktadır.
Beynin zaman içinde anatomik açıdan ve içerik açısından (bilişsel yetenekler, akıl, bilinç) değişimini paleonöroloji inceler. Paleonöroloji açısından, beynin anatomik yapısı ve içeriği hakkında sorulacak birçok soru vardır: Dilin ve bilincin insan aklının ürünü olarak ne zaman ortaya çıktığı, konuşulan dilin nasıl ve ne gereklerle doğduğu, bugünkü düzeyine ne zaman ulaştığı, sanat ve dinin neden ortaya çıktığı gibi. Bunlara ilaveten, irileşmiş bir beynin rastlantısal bir ürünü mü oldukları, bahsedilenlerin birdenbire mi yoksa yavaş yavaş mı ortaya çıktığı şeklinde birçok soruyla ilgilenir. Beyin gücü”nün ölçümü için değişik yöntemler önerilmiştir. Beyin büyüklüğü (ağırlık/hacim) ölçülmesi bunlar içinde en sık ve kolay yapılanıdır. Ancak, beyin büyüklüğü ölçümleri içinde standart geçerli bir yöntem yoktur. Beyin büyüklüğü, erişkin hale gelmiş canlıda vücut ağırlığıyla karşılaştırıldığında belirgin sabittir. Üstelik, vücut ağırlığı büyük oranda ekolojik faktörlerle belirlenir. Canlıların yaşamı süresince vücut ağırlığı oynamalar gösterebilir. Bundan dolayı vücut ağırlığı ile beyin ağırlığı oranları güvenilir sonuçlar vermez ve büyük farklılıklar gösterebilir. Australopithecus’lardan sonra sahneye kafaları ve beyinleri yaklaşık 1,5 kat daha büyük olan H. habilis çıkar. Farklı olarak taş aletler kullandıkları, ancak vejetaryen beslenmelerini kısmen değiştirdikleri ve eti de besin grupları arasına kattıkları düşünülmektedir. H. habilislere ait fosil kalıntıları daha eksiksizdir. Australopithecus’lara göre daha ince gövdeli ve narin yapılıdırlar. Yüz bin yıl önce H. sapiens sapiens yani, bugünkü insan sahneye çıkar. Bu 100 bin yılın 60 bin yılı daha önceden farklılık göstermezken, 40 bin yıl önce üst paleolitik dönem denilen (geç taş devri) zamanda, yeni alet teknolojileri kullanılmaya başlanır ve insan-hayvan figürlerinden oluşan mağara sanat eserleri ortaya çıkar. Bu sanatsal ve aletsel patlama 30-12 bin yıl önceki dönemde doruğuna ulaşır. On bin yıl önce son buzul çağının sona ermesi ile tarıma geçiş ve ardından yerleşik hayat düzeni ortaya çıkar. H. neanderthalensis ise 350 bin yıl önce ortaya çıkar ve 30 bin yıl öncesine kadar sahnede kalır. Neanderthal beyinlerine bakıldığında ortalama 1550 ml bir hacim (1200-1750 ml) göze çarpar. Diğer bulunan fosillere göre Neanderthaller hacim yönünden açmaz teşkil ederler. Fosillerde, zaman içerisindeki doğrusal beyin büyümesi ilişkisini bozarlar. Ancak, bu büyük beyinlerine rağmen teknik uzmanlık yönünden diğer türlere göre beklendiği gibi farklılık göstermezler. Belki de buzul çağı insanları olmalarından, yaşam onlar için zordu ve ortalama 40 yaşlarında ölüyorlardı. Büyük beyinli olmalarına rağmen soğuktan korunmak için geliştirdikleri giysileri yoktu. Neanderthallerin ölülerini dini ayinler ve çiçek süslemeleriyle mezara gömdükleri öne sürülmüşse de, sonradan bulunan verilerin o kadar da kesin yorumlanamayacağı, bulunan çiçek polenlerinin rüzgârla oraya taşınmış olabileceği ya da kazıda çalışan işçilerin botlarından oraya gelmiş olabileceği öne sürülmektedir.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |

