Günün Özü!
| "...düşündüm ki yalnızlık.. yoktur. Yüreğin varsa, yalnız değilsin. Gönlün varsa.. seni yalnız bırakmaz.. hele aklın..? Aklın varsa zaten başına bela olur, istesen de yalnız kalamazsın.. istesen de." Yunus Emre, Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun yazdığı bir oyun |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Konuşulan Dilin Gelişimi |
|
|
| Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||
| Pazartesi, 07 Haziran 2010 13:42 | |||||
|
Harry Jerison’a göre, dilin iletişimsel işlevi, dış dünya ya da gerçekler üstüne imgeler oluşturma sürecinin bir yan ürünü olarak ortaya çıktı. Kendi kendini değerlendirme, sorgulama ve imgeleme yeteneği dili oluşturdu. Başkalarının sözlerini duyarak onların bilincine ortak olundu. Böylece, karmaşık toplumsal sorunlarla baş edebilmeye katkıda bulundu. İmgeleme çözümleyici olduğu kadar yaratıcı olan bir yetidir. Dil bu yönleriyle bilinç ile yakından ilişkili olmalıdır. Böylece bilinç karmaşık toplumsal çevrenin anlaşılması için ortaya çıkmış olabilir. Özellikle günlük yaşamdaki kestirilemezlik, belirsizlik, başkalarının davranışlarını yönlendirebilmek, yönlendirilmeden kaçınmak zihinsel gereksinim bilince olan ihtiyacı doğurmuştur. Yani, konuşmanın-dilin ortaya çıkışı iç gözlemin bir parçasıdır. Belki de bundan dolayı imgeleme farklıklarından, tek bir dil kökeni söz konusu değildir ve günümüzdeki diller, tarihsel bağı olmayan çok sayıda farklı dilden türemiş görünmektedir.
Noam Chomsky’ye göre, akılda kalıtımsal olarak bulunan bir dil kazanım aygıtı (language acquisition device) vardır. Bu olmasaydı, çocuklar ebeveynlerinden öğrendikleri birkaç sözcükle o kadar çok ve karmaşık dil kurallarını öğrenemezlerdi. Geschwind’e göre ise dil yeteneğinin ortaya çıkması, olasılıkla birden fazla duyunun beyinde bir araya getirilip karşılaştırılmasının (crossmodal matching) gelişimi ile ortaya çıkmıştır. Bir portakalı görür ve sonra ona dokunup anlam kazandırırız. Böylece beyin, bir duyusal girdiyi diğeriyle (görme dokunma) karşılaştırır.
İnsan, aynı bedene sahip bir insansı olsaydı beyin kütlesi şimdikinin 1/3’ü kadar olacaktı. Ama, öyle olmamış ve bedensel yapısına göre belirgin bir büyüme göstermiştir. Teknoloji, dil, toplumsal yetkinlik bu artışa katkıda bulunmuş ya da tersi olabilir. 1,2 milyon yıl süresince beyin hacmi %30 artış göstermiştir (900 ml’den 1100 ml’ye). Ancak, yine bu 1,2 milyon yıl süresince incelenen alet kalıntıları gelişimi-teknolojisi beyin büyümesine paralellik göstermemektedir. Hatta, alet sayısında ve türünde duraklama olduğu tespit edilmiştir. Ancak, bazı biliminsanlarına göre alet yapımı için çok küçük bir beyin dokusu yeterli olabilirken, basit bir sözü üretmek için oldukça büyük bir beyin dokusuna gerek duyulacağı belirtilmektedir. Bazılarınca ise dilin sadece evrimsel bir süreç olmadığı, beyin gelişiminin de bizzat dilin kendi gelişiminin doğurduğu öne sürülmüştür.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |

