Günün Özü!
| Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. Mevlana |
Son Haberler
- Âşık Beyin: Sevgililer günü için özetleme
- Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz
- Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine
- NeuroQuantology’nin 10 Yıllık Öyküsü: Uzun ve ince bir yol
- Kuantum fiziğinin günümüzde günlük ve sosyal hayata yansımaları
- Neden aşk duygusu var?
- Yılın cinsellik araştırması
- Elektron aşkı
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş| Kola Otomatlarından Saylonlara: Bilinci Tekrar Kullanmak Üzere Ana Merkezde Saklamak |
|
|
| Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı | |||||
![]() Kendi hareketleriyle kendiliğinden tepki gösterme eğilimi bulunan aygıtlar eskiçağlardan beri Çinliler tarafından geliştirilmişti. Sicilyali Diodoros ile Kalliksenos tanrıların ve tanrıçaların can verdiği heykeller betimler. Ve bir heykelin kimse el sürmeden, altın bir şişeden süt dökmesi ve yeniden yerine oturmasını anlatır.
Ancak, en verimli hayal gücü, İsmail İbn al-Razzaz al-Cazzari (Cezeri) tarafından 1206’da yazılan “Kitab fima’rifat al-hayat al-handasiyya” (Usta İşi Mekanik Aletler Bilgisi Üzerine Kitap)’dır. Bu kitapta; sürekli devinen makineler, su saatleri, şamandıralı otomatlarla ilgili planlar yapmıştır. Bunlar sadece hayali plan değil, gerçekleştirilebilmiş, çalışır otomatlardır.
Torres Quevedo (1852-1936) modern otomat kuramının başlatıcısı olmuştur. 1914’de “Otomatik Kontrol Üzerine Bir Deneme” adlı kitabında otomattan söz ederken geleceğe ait hayalleri de ekler:
Saylonlar ya da İngilizce adı ile Cylons, Battlestar Galactica dizisindeki robot ırkın adıdır. Dizi senaryosuna göre, yapay zekanın çok çok ileri gitmişi olan bu robotlar kendilerini geliştirip insan kılığına bürünebildiler ve insanlığı yok etmek için insanlar arasında casusluk yaptılar. Bu robotların en önemli avantajı gemilerde bulunan diriliş sistemi, bu sistem sayesinde öldürülen bir cylon tekrar dirilebiliyor. --------------------------------------------------------------------- “Bu otomatların duyu organları olacaktır: termometreler, dinamometreler, pusulalar, çalışmalarını etkileyebilecek koşullara karşı duyarlı aygıtlar. Ayrıca otomatların ayırt edebilme güçlerinin olması gerekmektedir ki aldıkları ya da almış oldukları izlenimleri göz önünde bulundurarak istemli işlemi gerçekleştirmeleri için gerekli komutu verebilsinler. Duyuların rolünü oynayan aygıtların yapımı kuramsal olarak hiçbir güçlük göstermez... Nasıl tepki göstereceğini belirlemek için çevre koşullarını tartan bir otomat yapmanın olanaklı olup olmadığı sorulduğunda da aynı şey söylenecektir… Bir işçinin yaptığı tamamen mekanik işlemleri otomatikleştirmek olanaklıdır, ama zihinsel yetiler gerektiren işlemler hiç bir zaman mekanik olarak gerçekleştirilemez.” diyerek, o dönemde bugünkü hayalin başlangıcını oluşturuyordu. Grey Walter’in (1910-1977) faresi (1949) bunun ilk örneklerindendir. Bir fotosel devamlı etrafında ışık aramakta, ışık kaynağını görünce ona yönelmekte ve bir süre ışıktan enerji aldıktan sonra (ya da açlığını giderince) karanlık alanlara kaçıp gizleniyordu. Hareketi sırasında bir engele çarpınca, dokunmayı algılayan alıcılar yolu ile çevresinden dolaşarak hedefine gitmekteydi. Bugünlerde çocukların kullandığı birçok elektronik oyuncaktan çok farklı değildi. Farenin ışığa doyduğunu hissettiğini ve bunun farkında olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aradan geçen zaman içerisinde bilimde çok şey değişti. Bu çağda sinirsel ağlarla yapılanların o dönemden çok üstünlük gösterdiği söylenemez. Ancak ulaşılan noktada bilinçli bir makine halen yok. Fareler yerine farklı yaratıklar var. Creatures oyununun kahramanları olan Norn’lar gibi. Oyunun kahramanları, hangi besinin kendisini doyurduğunu ve hangisinin mide ağrısı yaptığını aklında tutuyor. Kendi başına olaylara yanıt oluşturabiliyor. Pozitif geri besleme ile düşünme tarzı ve eylem şemalarını içselleştirebiliyor ve gelecekte de bu örneğe göre davranıyorlar. Norn’lar çevrelerini insana benzer şekilde algılıyorlar. Duyumlara, korku ve endişelere sahipler. Algılanan duyular, eyleme dönüştürülüyor. Örneğin, Norn uyumak isterken acıktığını fark ediyor. Fakat önce yemek yiyip sonra uyuması gerektiğinden birtakım “ceza maddeleri” beynine doluyor. Ancak çok acıktığında, birkaç bit şekeri bulduğunda, sinir ağları vasıtasıyla doygunluk hissi yaşıyor. Açlık sinyalleri kayboluyor. Ve doygunluk yaşadığından sinirsel ağ tarafından bu sefer “ödüllendiriliyor.” Böylece, algı ve eylem arsındaki ilişki geri besleme ile güçlendiriliyor. Norn bu durumu öğreniyor ve bir dahaki seferde önce beslenip sonra uyuyor. Ancak, bu davranışların altında “bilinç” olduğunu söylemek mümkün değil. Temelde Grey Walter’in faresinden pek bir farkı yok aslında. ![]() Steven Harnad, Turing testi üzerine çok önemli düşünsel bir sav geliştirdi. Bunu “Tam Turing Testi” olarak isimlendirdi (1991). Turing testinde olan ve kişi ile bağlantıyı sağlayan yazıcı araç (teletype) kaldırılarak yerine bir ekran yerleştirdi (internete sohbet yapar gibi). Ekranın karşısına da bir kişi yerleştirildi. Kişinin amacı, karşısındaki aletinin insan olup olmadığını, yani insan beyni ve davranışını gösterip göstermediğini anlamaktı. Buna göre beş basamak oluşturdu. Birinci basamak “oyuncak model” seviyesidir. İnsanın idrak kapasitesinin sadece bir parçasını temsil ederler. Bu seviye bugünkü yapay zekâ araştırmalarının seviyesidir.
İkinci basamak, 1950’de Alan Turing’in orijinal makalesinde tanımladığı şekildedir. Bu Turing testinin “pen-pal” seviyesi olarak adlandırılır ve karşılıklı anlamsal içeriği olmayan karakterler değiştirilir. Sembollerinin girişi ve çıkışı yazıcı ile kontrol edilir. Bizim sembolik kapasitelerimizin (dil gibi) benzeri özelliklerini gösterir. Dışarıdaki bir kişi ile etkileşime girdiğinde sinir hücrelerinden oluşan insan mı ya da yongalardan oluşan bilgisayar mı olduğu ayrımı yapılamaz. Sadece karakterlerin değişimi olur. Felsefeci John Searle’nin “Çin odası düşünce deneyi” bu seviyededir.
Üçüncü basamak, Total Turing Testi veya robotik Turing testi seviyesidir. Bu seviyede etkileşimi sağlayan ekran kaldırılır. Sadece sembolik kapasitelenin taklidi ile kalmaz, bunun yanında anlambilimsel özellikleri de taklid eder. Yani, dışsal davranış açısından tam olarak insan mı ya da robot mu olduğu ayrımı yapılamaz.
Dördüncü basamak, mikrofonksiyonel ayrılamazlık aşamasıdır. Sinir hücreleri ve sinir ileticileri seviyesine kadar ayrılmazlık vardır. Bunlar sentetik sinir hücreleri olabilir. Fakat işlevleri gerçek hücrelerle aynıdır, onlardan ayrılamazlar. Beşinci basamak, her şeyin büyük birleştirilmiş teorisi (Grand Unified Theories of Everything, GUTE) olarak adlandırılır. Bu seviyede elektronlarına kadar her şey insandaki sinir hücrelerinde aynıdır. Yapay sinir hücreleri, sinir iletiminin (aksiyon potansiyelinin) matematiksel formülünü tam olarak karşılar ve aynı şekilde davranırlar. Sadece, GUTE’leri planlayanların bildiği, prensipte gözlenemeyen farklılıklar olabilir. Sadece, fiziko-kimyasal yollarla yani biyolojik-mekanik açıdan farklı oldukları sonucuna varılabilir.
Powered by !JoomlaComment 3.26
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||
| LAST_UPDATED2 |





