May 19
Cumartesi

Your Language?

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

Giriş



Radyo Dinle

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Türkiye’de tıbbi dergi yayıncılığı: kayıp bilgi! Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Türkiye’de Nöroloji ve Psikiyatri ya da genel anlamda tıbbi dergileri de tartışmak gerektiği kanısındayım. Ülkemizde, Nöroloji ve Psikiyatri topluluklarında çıkan dergilerin yeterli okunduğu ve değerlendirildiği kanaatinde değilim ve bunu da gözlemlemedim. Gözlemleyenle de karşılaşmadım. Genellikle ilaç firmaları ya da dağıtım kurumları aracılığıyla dergiler toplu olarak dağıtılmakta ve doktor odalarında, eğer varsa bir kütüphanede, aynı sayıdan 5-10 tane şeklinde kalmakta. Çok meraklı olup da “ilerde yararlanabilirim” diyenler dışında, dergileri arşivleyenler makaleleri dergide olan kişiler (Kendi makalesinin kopyasını saklayabilmek için). Bunun dışında maalesef dergiler içerik ve materyal olarak saklanmamakta, okunmamakta. Başvurmak için, ilgili dergilerin tüm sayılarını nerede bulabileceğinizi ise genellikle bilemezsiniz.

Ülkemizde, dergi yayıncılığında garip bir üretimi sözkonusu. Zaten zor maddi şartlar altında, ilaç firmaları ve dernek destekleriyle yayımlanan dergilerin sayısı her geçen gün daha da artmakta. Bu dergi enflasyonuna, "twigging" denmekte. Bu deyim McGraw-Hill Yayınevi'nin eski başkanı Curtis G. Benjamin tarafından kullanılmıştır ve bilimsel bilgilerin acımasız bir şekilde ihtisaslaşması sonucunda bilimsel yayınların pazarında ve sayısında süratle büyüme, çoğalma anlamına gelmektedir. Nöroloji konusuyla ilgili bir çırpıda akla gelen bir çok “twigging” olmuş dergi mevcut: Türk Nöroloji Dergisi, Epilepsi, Parkinson Hastalıkları ve Hareket bozuklukları Dergisi, Beyin Damar Hastalıkları dergisi, Nöropsikiyatri Arşivi, Nörolojik Bilimler Dergisi/Turkish Journal of Neurological Sciences (sadece online olarak). Psikiyatri ve diğer topluluklarında sanırım bu kadar çok dergi sayısı vardır. TÜBİTAK’ın bir araştırmasına göre 130’ye yakın tıbbi dergi yayımlanmakta. Bu dergilerin bir kısmı ilgili derneklerce yayımlanmakta, bir kısmı ilaç firmaları desteğiyle çıkmakta ve genellikle yılda 4 sayı şeklinde yayımlanmakta. Tıbbi dergi yayımlama konusunda, maalesef ülkemizde Elsevier Science, McGraw Hill, Klüwer Academic Publisher, Oxford University Press, Springer-Verlag ve High-Wire Press gibi, bu konuda uzamanlaşmış yayınevleri yok. Bu nedenle, basılan dergilerin çoğunluğu beklenen zamanda çıkmamakta, geç çıkmakta ya da bir yıl sonraya bile basımı sarkabilmekte.

Bu dergilerden bazılarını gözden geçirdiğinizde, editörün ya da dernek yöneticisinin yazarlar arasında olduğu 3 makale görülebilir. Bu onların akademik kariyerlerine katkıda bulunmasından ziyade, ilgili dergi alanında makale bulmada zorlandıkları akla getirmekte. Çünkü zaten kariyerlerinin son aşamasındalar. Yine, olgu sunumları literatürün tekrarı şeklinde adeta “nadir olmayan olgular” şeklinde yenilenip durmakta. Özgün çalışmalar ise sayıca az olduğundan, bazen okuyucunun ilgisini çekecek makale bile olmamakta.

Dergi hazırlanmasında, belirgin bir organizasyon olmadığından, çoğu dergide olması gereken görevler aksar. Yazarların gönderdiği makalelerin alındığına ve değerlendirildiğine dair genellikle herhangi bir geri bildirim olmaz ya da çok geç olur. Beklemediğiniz bir gün yayımlanacağına dair bir mektup alırsınız. Makale, sizin gönderdiğiniz son disketle yayımlanır. Basımdan önceki son kopyası tekrar yazara gönderilmez. Oysa, biliyoruz ki ne kadar özenli hazırlarsak hazırlayalım, bazı hatalar yine de makalelerde ortaya çıkmakta. Bu hataları görmek için basım öncesi kopyayı görmek gerekir. Buna ek olarak, "Peer review" sisteminin dergilerin bir kısmına yerleşmiş olmakla birlikte, "Peer review"lar her zaman yazara yararlı olmamaktadır. Çünkü bazı danışmanlar sadece "yayınlanmalıdır" veya "yayınlanmamalıdır" demektedirler. Yine, ‘editöre mektuplar’ köşesi bir çok dergide bulunmadığından, makaleleri okuyanların geri bildirim isteyen düşünce ve istekleri genellikle karşılanamaz. Okuyucu ile editör/yayıncı arasındaki bağ, sadece dergiye gönderdiği kendi makalesiyle sınırlı kalır.

Türkiyede’ki tıbbi yayıncılığa bakış açısı genellikle “makalelerin yurt dışı dergilerinde kabul edilmediği ya da kabul edilmeyeceği düşünülen” yazılardan oluştukları. Dolayısıyla içerik olarak bunların çok da önemli olmadıkları yönünde. Oysa kabul edilebilir bir bilimsel makale, meslektaşlarına; “1.Gözlemleri değerlendirme, 2.Deneyleri tekrarlama, 3.Entellektüel işlemleri değerlendirme imkanı verecek, yeterli bilgi içeren açıklama...” demek ise elbette ki yayımlanan makaleler de özgün bilimsel araştırmalardır ve değerlidirler. Diğer akademisyenlerle de paylaşılmaları gerekir.

Yaşadığımız yüzyılda, online HTML, Acrobat Reader (PDF) ya da post script (PS) versiyonu olmayan bir derginin okunduğunu iddia etmek ve bilgisinin evrensel paylaşıma açıldığını söylemek çok zordur. Hele hele kalıcılığından hiç bahsedilemez. Maalesef bu konuda da epey gerideyiz ve çıkan bu dergilerin çoğunun online versiyonu yok. Oysa, bu konuda uzman yabancı yayıncılar, internet üzerinden makaleleri kabul etme sistemini oturtmaya başladılar bile.

Bir derginin evrensel olmasının önemli bir şartıda, Index Medicus, ISI, Biological Abstract, Excerpta Medica gibi kalıcı olan ve her yerden ulaşılabilen veri tabanına girebilmiş olmasıdır. Türkiye’de yayımlanan dergilerden çok azı (Turkish J. Pediatrics ve Çocuk Sağlığı dergisi ve Türk Mikrobiyoloji dergisi) Index Medicus'a girebilmiştir. Bazı dergilerde, bu veri tabanlarına girebilmek için yoğun bir çalışma içindeler.

Ülkemizdeki tıbbi yayıncılığın durumu elbette üzücüdür. Ancak, sorunları tespit etmek çözümde önemli bir aşama kaydetmek demektir. Bu nedenle, ilgili branş dergilerinin en üst yetkili dernekleri bu konuya et atmalı ve bu konuda profesyonelce hizmet oluşturulmalıdır. Dergi yayınlama, “bir görevi yerine getirmek”den ziyade, geleceğe bilgi bırakma ve bilgi alt yapısı oluşturma bilinciyle olmalıdır. Üretilen bilgi ve emeğe “kayıp bilgi” olarak bakılmaması için bir an önce çözümler üzerinde düşünülmeli ve bu konu tartışılmalıdır. Dergiler Türk Nöroloji Derneği tarafından “tek bir dergi” olarak bir ary getirilmelidir. Ve en önemlisi dergiler, okunur hale getirilmelidir!

Kaynaklar
1. Day, RA. Bilimsel bir makale nasıl yazılır ve yayımlanır. TÜBİTAK. 5.Baskı Ocak 2000, Çeviren: Altay, GA
2. Garfıeld E. Bilimsel Enformasyon Enstitüsü (ISI)'nün tarama kapsamına alacağı mecmuaları seçme yöntemleri. Tıp Alanında Bilimsel Yayınlar Sempozyumu. TÜBİTAK-Sağlık Bilimleri Araştırma Grubu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, 30 Eylül 1991, İstanbul.
3. Özsoylu Ş. Türk Tıp Bilimleri Dergisinin Gelişimi. Tıpta Bilimsel Yazım, Editörlük ve Denetleme sempozyumu. TÜBİTAK-Sağlık Bilimleri Araştırma Grubu. 18 Kasım 1994, Ankara.
4. Özsoylu Ş. Türkiyede Tıp Dergileri. Tıp Alanında Bilimsel Yayınlar sempozyumu, TÜBİTAK-Tıp Araştırma Grubu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. 30 Eylül 1991, İstanbul.


Bu makale 7 Temmuz 2007'de yazılmıştır.
Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
cantona_7  - Avrupa’nın en zekisi Almanlar   |Registered |05-04-2010
İngiltere’de Ulster Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa’nın en zeki halkı Almanlar. Almanları, zeka katsayısı (IQ) sıralamasında Holanda ve Polonya izliyor. Türkler ise listenin son sıralarında; 23 ülke arasında 22’inci.
Geçen yıl, erkeklerin kadınlardan ortalama 5 IQ’luk bir farkla daha zeki olduğunu iddia eden Ulster Üniversitesi’nden Prof. Richard Lynn yeni bir tartışma başlatmaya aday. Son 30 yıldır binlerce zeka testini analiz eden Prof. Lynn’in yeni kitabında Avrupa halklarının zeka düzeyini inceliyor.



Toplam 23 Avrupa ülkesinden gelen sonuçlara göre, Almanlar, ortalama 107 zeka katsayısı (IQ) ile Avrupalılar arasında en zeki halk. Almanları, Hollandalılar, Polonyalılar ve İsveçliler takip ediyor. İtalyanlar, 102 IQ ile 5’inci sırada. İngilizler sekizinci, İspanyollar 15’inci, Fransızlarsa, 94 IQ oranıyla ancak 19’uncu sırada kendilerine yer bulabildi.


Sonuçları aktaran İngiliz basını, yıllarca İngilizler ve Fransızlar arasında yaşanan rekabetin ardından İngilizlerin hiç değilse bir konuda Fransızlara açık bir fark attığı yorumunu yaptı.


Listenin son sırasında Sırplar var. Türklerse, 90 IQ ile sondan ikinci.


KUZEY AVRUPA HALKLARI DAHA ZEKİ
İngitere’de yayımlanan Times gazetesinin yer verdiği araştırmayı yürüten Prof Richard Lynn, soğuk ve sert iklimin hakim olduğu Kuzey Avrupa halklarının beyinlerinin, zaman içinde güneydeki ılıman iklimlerde yaşayanlara oranla büyüme gösterdiğini söylüyor.


Lynn, “Kuzey bölgelerdeki halklar soğuk kışlara karşı hayatta kalmak zorundaydı ve yiyebilecekleri bitkiler yoktu. O yüzden de avlanmak zorunda kaldılar. IQ’nun gelişiminde en önemli çevresel etken izlenen diyettir. Güney Avrupa’da yaşayan halklar beynin gelişimi için büyük önem taşıyan ve etin içinde bulunan protein, vitamin ve mineralleri daha az tükettiler” diyor.


Ancak kuzey-güney ayrımı ülkeler içinde gözlenmiyor.
Örneğin İngiltere’nin kuzeyinde IQ ortalaması 97 iken, güneyinde 100,5. Londra’da ise bu sayı 102. Prof Lynn, bu konuda ise, zeki kişilerin ülke içinde büyük şehirlere göç ettiklerini ve dengelerin değiştiğini ileri sürüyor.


KADINLAR 5 IQ’LUK BİR FARKLA DAHA ZEKİ
Son 30 yıldır binlerce zeka testini analiz eden Prof. Richard Lynn, geçtiğimiz yıl erkeklerin kadınlardan daha zeki olduklarını ileri süren bir araştırma yayımlamıştı. Lynn, erkeklerin IQ ortalamasının kadınlardan beş puan yüksek olduğunu iddia etmişti.


IQ’SU YÜKSEK HALKLAR ASKERİ OLARAK DA BAŞARILI
Prof. Lynn, IQ’su daha yüksek olan halkların askeri olarak da başarılı olduklarını öne sürüyor. Bunu ‘tarihin şimdiye dek tanınmamış kanunu’ olarak niteleyen Lynn, Almanların İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmelerini ise sayılarının düşman kuvvetlere oranla çok daha az olmasına bağlıyor.


85 ila 115 arasındaki rakamlar, ortalama zeka katsayısı (IQ) olarak kabul ediliyor.



Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/366767.asp
cantona_7  - dinlere gore bilim sekillenmesi   |Registered |05-04-2010
Dünyadaki Yahudi nüfusunu toplasanız ancak bir İstanbul ediyor. Kayıtlara geçen dünya üzerindeki toplam Yahudi nüfusu 14 milyon... Bu kadar azlar yani...
Ama o küçük cemaat dünyaya hükmediyor...
En ünlü bilim adamları onlardan;
Albert Einstein, Sigmund Freud, Karl Marx sadece bunlardan bir kaçı...

En en zengin işadamları da yine Yahudi...
George Soros (finansçı), Ropert Murdoch (medya devi), Ralph Lauren (Polo'nun sahibi), Levi Strauss (Levi's Jeans'ın sahibi), Howard Schultz (Starbuck's) ve Sergei Brin (Google) bilinen örnekler...

En ünlü ve en etkili politikacılar da Yahudi...
ABD'yi yöneten güç de dahil...

Peki ya Müslüman toplumu...
Dünyadaki müslüman sayısı yaklaşık 1.5 milyar...
Ticaret, bilim, güç söz konusu olduğunda;
Bu büyük kalabalığın ne adı var ne sanı...
Peki neden böyle?
Yahudiler mi çok başarılı?
Yoksa Müslümanlar mı çok başarısız?

Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem'in ortaya koyduğu rakamlara bir gözatalım... Son 105 yılda Yahudiler 100'ün üstünde BİLİM dalında Nobel ödülü kazandı.
1.4 milyar Müslüman içinden ise bu zamana kadar sadece 3 Nobel ödülü alan bilim adamı çıktı.
Sakın bana "Nobel torpili" yapmışlar demeyin!
Zira "bilim" alanındakiler Orhan Pamuk'a verilen ödüle pek benzemez.
Proje, ispat, sonuç gerektirir...
Bu tablo Müslüman ülkelerin bilime sıfır yatırım yaptıklarının göstergesi... Geri kalmışlığın, başarısızlığın temel nedeni de işte bu...
Çağımızda bilime hükmeden, dünyaya hükmediyor...

Sadece Yahudiler değil, Hıristiyan ülkeler ile Müslüman ülkeler arasında da büyük bir uçurum var...
Rakamlara bakalım;
İslam Konferansı Örgütüne üye 57 ülkede kaç tane üniversite var biliyor musunuz? Hepsindeki toplam sayısı 500...
Sadece ABD'deki üniversitesi sayısı ise 5 bin 758...

Eğitim seviyesine gelince...
Hıristiyanlar içinde okuma-yazma oranı yüzde 90...
15 Hıristiyan ülkesinde ise bu oran yüzde 100

Peki müslüman ülkelerde durum ne?
Okur-yazar oranı yüzde 100 olan hiç bir islam ülkesi yok...
En iyi oran ilköğretim düzeyinde, o da yüzde 50...
Üniversiteli oranı ise sadece yüzde 2...

Eğitime bu kadar az önem verilince bilim adamı çıkar mı?
Eh, çıkmamışda zaten...
Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı sadece ve sadece 230...
ABD'de sayı 4 bin, Japonya'da ise 5 bin...

Bilime yatırım yapılmadığı gibi üretimde de yoklar.
ABD tek başına 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretiyor... Çin 8 trilyon dolar, Japonya 3.8 trilyon dolar ve Almanya 2.4 trilyon dolarlık üretim yapıyor...
Peki müslüman ülkeler ne yapıyor dersiniz?
Petrol zengini Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar'ın toplam üretimi sadece 500 milyar dolar...
Üstelik bu üretimdeki asıl dilimi petrol oluşturuyor.
Petrol dışında üretim neredeyse "sıfır" yani...

Şimdi başta sorduğumuz soruyu şöyle tekrarlayalım.
Yahudi ve Hıristiyanlar mı çok çalışkan?
Müslümanlar mı çok tembel?

Pakistanlı bilim adamı Dr. Faruk Saleem'in derlemesidir.

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

LAST_UPDATED2
 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından