Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş

Facebook'ta Bu Yazıyı Paylaş
Kuantum Beyin Kitabını Satın Alabilirsiniz Yazdır e-Posta
Sultan Tarlacı tarafından yazıldı   
Pazartesi, 12 Ocak 2009 14:57

KUANTUM BEYİN ise, 346 sayfa...

20 TL karşılığında edinebilirler.

Edinmek için

Türk Ekonomi Bankası, İzmir Şubesi,Şube Kodu: 40,

ALICI: SULTAN TARLACI

IBAN: TR400003200004000000366825

EFT yaptıktan sonra kargo adresinizi, hangi kitapları istediğinizi ve telefonunuzu Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir mailine iletiniz, kargo ile size gönderilecektir.

Kargo ücreti alıcıya aittir.

Teşekkürler...

Kitapta Yanıtı Aranan Temel Sorular?


Bilincin bilimi ile fizik bilimi arasında fark var mıdır?
• Sinir sisteminde kuantum mekaniği kuralları işler mi?
• Beyin bir bilgisayar mıdır?
• Fizik yasaları bilinçli yaşamın var olması için özellikle mi tasarlanmıştır?
• Doğanın çeşitli olasılıklarından biri nasıl kendini gerçek şeyler dünyasında sabitler?
• Nasıl oluyor da aynı atomlar bir yerde bilinçli yapıların, başka bir yerde cansız nesnelerin parçası olabiliyor?
• Atomlar ya da parçası oldukları yapı hangi noktada bilinç ediniyor?
• Beyinde nasıl bir kuantum sistemi olabilir ve beynin hangi özellikleri bunu sağlayabilir?
• Bilinç atom altı düzeyde karşılığı var mıdır?
• Bilinci kopyalamak ve makineye aktarmak mümkün müdür?
• Bilinç fizikle açıklanabilir mi?
• Bilincin fiziği nedir?
• Zihin maddeye uzaktan etki edebilir mi?
• Dua ve iyi dileklerin başkasının sağlığı üzerinde etkisi olabilir mi?
• Bilinç için belli kanunlar oluşturabilir mi?
• Kuantum mekaniğindeki ölçme sorunu nedir?
• Schrödinger’in bahtsız kedisinin kaderini ne belirler?
• Gözlemci bir deneye ne derece etki eder?
• Deney yaparken gözlemci miyiz katılımcı mıyız?
• Belirsizlik gerçek midir yoksa bizim ölçme yetersizliğimizin sonucu mudur?
• Bir sistemi sürekli gözlediğinizde sabit kalabilir mi?
• Evren neden 3+1 boyutludur?
• Makroskobik düzeyde kuantum mekaniği kuralları işler mi?
• Kuantum ile klasik fiziğinin ayrın noktası nerededir?
• Özgür irade yanılsama mıdır?
• Ölçen ve ölçülen ayrı sistemler midir?
• Özne-nesne ilişkisi nedir?
• Dalga fonksiyonu nedir?
• Kuantum mekaniğindeki dil sorunu nedir?
• Doğayı gözlemler miyiz, ona soru mu sorarız?
• Kuantum mekaniği eksik midir?
• Matematik doğayı tanımlamada yeterli midir?
• Parapsikoloji neden bilim olamıyor?
• Psikokinezi doğrulanırsa ne olur?
• Biyolojik yapılarda kuantum mekaniği işler mi?
• Beyinde kuantum mekaniği hangi aşamada devreye girebilir?
• Kuantum beyin post modern bir mit midir?
• Sinir hücreleri iletişiminde kuantum tünelleme olabilir mi?
• Meditasyon için kaç sinir hücresi gerekir?
• Amip ve terliksi hayvanlar bilinçli midir?
• Kuantum alan teorisi bilinci açıklar mı?
• Beynin manyetik alanı ne kadar güçlüdür?
• Bilinç 5. boyut mudur?
• Zaman beyinde mi akar yoksa dış dünya da mı?
• Eşzamanlılık var mıdır?

İçindekiler-Başlıklar


Ön Söz
Sözlük
Bilim , Felsefe ve Bilimsel Teori
Res extensa’nın Yapı Taşları: Atom Denilen Şey
Başlangıç Büyük patlama ve gelecek.
Kuantum Mekaniğinin Temel İlkeleri
Kuantum Mekaniğinde Ölçme Sorunu ve Bir Kedinin Başına Gelenler
Zihin Maddeye Etki Eder Mi?
Biyolojik Yapılarda Kuantum Mekaniksel Olaylar
Beyinde Kuantum Mekaniği İşler Mi?
Eccles’in Dendron ve Psikonlarında Kuantum Tünelleme
Walker’ın Kuantum Sinaptik Tünellemesi
Penrose ve Hameroff’un Kuantum Nesnel İndirgenmesi
Umezawa’nın Kuantum Alan Teorisi
Vitiello’nun Dağıtıcı Beyin Modeli
Nakagomi’nin Kuantum Monadolojisi
Stapp’ın Kuantum Beyin Modeli
Hu ve Wu’nun Spin Aracılı Kuantum Bilinç Teorisi
Elektromanyetik Bilinç Teorisi
Beyni ve Bilinci Kuantum Kopayalamak
4.Boyut Zaman ve 5.Boyut Bilinç ile İlişkisi
Jung’un Yanılgısı: Eşzamanlılık

İndeks- INDEKS BİR KİTAP HAKKINDA ÇOK ŞEYLER SÖYLER...

Kitabı aldıysanız yorumlarınızı aşağıya yazabilirsiniz!

Yorumlar
Yeni Ekle
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
solty   |SAdministrator |30-03-2009
“Öncelikle konuyu çok ilginç bulduğumu ve önemsediğimi belirtmek isterim. Notlarınızda da ayrıntılarıyla belirttiğiniz gibi bilim dünyasında oldukça araştırılan ve emek verilen bir konu... Konunun kimya, tıp ve biyoloji ile ilgili kısımlarını da merakla okudum…

Kuantum mekaniğinin kavramsal temelleri ve felsefi söylemleri ile ilgili yoğun ve güncel araştırmalar var. Bunlara bir fizikçi olarak yetişmekte zorlanıyorum. Derslerimde bunu hala sürmekte olan canlı bir devrimin içinde yaşıyor gibiyiz sözleri ile açıklıyorum. Bir fizikçi olarak bu söylemleri bilimsel yeni gelişmelerin analitik ayrıntılarından, kullanılan matematiksel yapı, kavram ve yöntemlerden çıkarmaya çalışıyorum. Benim için en güvenilir yol budur.

Bütün bu gelişmelerin diğer bilim dallarındaki etkisini neredeyse hiç izleyememekteyim. Bu açıdan sizin notlarınız çok yararlı oldu. Derslerimde deneysel ve gözlemsel olarak doğrulanmış, analitik olarak ispatlanabilen veya çokça kanıt gösterilebilen tespitler dışında yorum yaparken çok dikkatli davranmaya çalışıyorum. Fakat önemli bilimsel gelişmelerin; ince duyarlıklar, nesnel sorgulamalar, cesur öneri ve yeni genellemelerle gerçekleştiği görüşündeyim.

Bu önemli konuda verdiğiniz emekleri takdir ediyor ve üstün başarılar diliyorum.”


Prof. Dr. Abdullah Verçin
Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi Fizik Bölümü
solty   |SAdministrator |30-03-2009
“…Epey emek harcadığını gördüğüm bu eserin, nörokuantoloji gibi henüz hemen hemen hiç duyulmamış bir alanı tanıtırken, bilim ve felsefe tarihinin ilginç koridorlarında da bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Meraklı Türk kam oyundan gerekli ilgiyi göreceğine içten inanıyorum.”

Prof.Dr.Mehmet Emin Özel
Çanakkale Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü
solty   |SAdministrator |30-03-2009
“Bilinç, evrenin başlangıcından bugüne kadar olan evrimin en üst fiziksel, biyolojik noktasıdır. Bu gelinen noktada bilinç, yaşamı ve doğayı anlamada, çözmede temel araç olmuştur. İnsan hayatını belki de sonsuz kılmaya çalışacak fizik ve bilimsel gerçekleri bilinç sorgulamakta ve keşfetmektedir. Bugüne kadar insan ve bilinç-ruh ikilemindeki ilişkiyi hep doğaüstü ve fiziksel olmayan gerçeklerle açıklamaya çalışırken, bugün artık bilimin ışığında, beyni ve biyolojik yaşamı, beyin-evren etkileşimlerini daha iyi anlayıp açıklayabiliyoruz. Son 100 yılda beyni anlamada çok yol kat ettik. Hücreler arası ilişkilerde, nasıl bilinç oluşuyor ve uzaysal-zamansal süreçte nasıl ve hangi dinamiklerle etkileşiyor konusu birçok bilimadamının ve bilim alanının konusu olmaktadır. Bu anlamda makro ve mikro evrendeki bu mekanizmaları açıklamak son derece zordur ve bir bilim-yaşam felsefesine sahip olunmasını gerektiren bir durumdur. Bu kitap, benim gördüğüm kadarıyla ülkemizdeki ilk ciddi girişimi oluşturuyor. Bu kitap ve konusunun –bilinç, başlangıçtan günümüze evrimi- bütün üniversitelerde temel giriş dersi olarak okutulması gerekir. Bugün, Türk üniversitelerinde, temel evrim ve bilimsel düşünce dersleri verilmez, yani yaşam anlatılmaz. Ondan sonra laiklikten bahsederler. Bu kitap, umarım ki büyük yöneticilerimizin eline geçer ve bu konular öğrencilerin bilinçlerine aktarılır.

Dr. Sultan Tarlacı’yı asistanlık yıllarından beri tanırım, hep bilimsel düşünceden ve yaşamı ve evreni sorgulamadan yana olan yaklaşımı ile takdirimi kazanmıştır. Kendisi hiçbir zaman bir sürüden veya klandan yana olmamış, doğruyu, bilimle öğrenip o doğrudan yalnız gitmeyi yalnız gidebilmeyi göze alabilmiştir. Kendisi, zoru seçmiş, tek başına düşünmeyi, yazmayı ve üretmeyi sürdürmüştür. Bu kitabıyla, yeniçağ bilinci ve çağdaş bakış açılarıyla da, beyinlerimizi daha da netleştirecek bir akıl-bilim-felsefe kitabı üretmiştir. Kendisi, bugünkü popülist ve rekabetçi olmayan üniversite yapısı içine kabul edilmemiştir; çünkü ülkemizdeki üniversiteler, maalesef hala, feodal ve yaratıcılığa ve üretime saygısı olmayan bilinçler tarafından yönetilmektedir. Bu ülkemizin geleceği açısından ciddi bir sorundur. Dr. Tarlacı tüm bunlara rağmen dimdik ayakta durarak, bilimsel düşünce üretmenin zevkiyle kavgasına ve eserlerine devam etmektedir. Kendisini kutluyorum.”


Prof. Dr. Emre Kumral
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı
f4   |88.234.122.xxx |08-04-2009
kitap istanbul-hermes kitabevinde bitmiş.. sizin adınıza sevindim, kendim için üzüldüm. bekliyoruz :!:
solty  - Sonunda sınırlıs ayıda kitap basıldı   |SAdministrator |14-01-2010
Bir ilaç firmasının sponsorluğunda kitaplarımızı edinebildik. tabi sınırlı sayıda edindik. Geçte olsa, Cumhur bey size de gönderdik... Eleştrilerinizi, olumlu ya da olumsuz lütfen bu sayfaya ekleyiniz...
solty   |SAdministrator |14-01-2010
Hermes kitabevinden kitapları edinebilirsiniz.
cantona_7  - kubilay olacak adam lar genel kurmaya   |Registered |31-03-2010
eeee yani turkiyede universität ve jurist (hukuk) askerin denetiminde ataturk devrimlerinin arkasina siginilmis gercekte ataturk u bir pacacik boyutunda dahi anlamaktan uzak acizler, keske ataturk u anlasalar ataturkcu gecinenler,onceden insanlar kendi elleriyle yaptiklari putlara taparlar mis simdide cok farki degil yine insan eliyle yapilan paraya tapiyorlar para her seyleri ilahlari olmus bu insanlarin maddi cikarlari bu konsturuktion da o yuzden bu statukoculugu asla terk etmezler, olmuyacak dua muhabbetine giriyoruz neyse genel kurmaya giden 15 universität direktor u veya rektoru biz kubilay olmaya haziriz derse statukocu olan tepedeki altinda calisan personel e ne kadar flexibel ve tolerant li olabilir.Die USA daki rektorler NASA ya EUROPA daki rektorler CERN e bilim i basta kendileri ogrenip ogrencilere ve diger tum akademisyen arkadaslarina bilgi birikimlerini anlatmak icin gitikleri yer ler burasidir 1969 da aya giden ulus mevcut iken bu olaydan 41 yil sonra dahi turkiye neyin ugrasisi icinde "egal"
cantona_7  - kitaplari alabilmek ve okuyabilmek   |Registered |28-04-2010
Almanyanin ve avrupanin en buyuk turk dilinde yazilan KITAP LARIN satildigi en buyuk kitap evi turk kitap evi Doktor tarlaci beyin yazmis oldugu iki degerli kitap tan biri olan "quantum beyin" kitabi farakfurt turk kitap evinde mevcut.

http://www.turkkitap.de/index/show/pID/11952/Kuantum_20ve_20BeyinSultan_20Tarlaci

usteki linkten siparis verebiliyorsunuz

ustte verdigim linki malesef ben bulamadim doktor bey sag olsun benim adima degerli vaktini ayirmis,benim aramam gerekirken benim ihtiyacim olan bu gereksinimi doktor bey bulmus ve bana gonderdi.avrupada akademik cevrede boyle seylere pek alisik degiliz.dogrusu tekrardan tesekur ederim.
avrupada yasayan tum turk asilli insanlarimiza yukardaki link ten kitap a ulasa bilirler duyrulur.
........................................
Ben im icin onemli olan baska bir konuya daha deginmek istiyorum Universität de su kullanilan titel ler Dr.Md(sadece tip doktorlarin kullandigi) veya PhD(phylosofie doktor anlaminda olan tip doktoru haricinde diger branchlarda daki,mudendis hukuk matematik fizik usw.. doktor unvani almaya hak kazanmis sahislar Dr. degil PhD titel ini kullanirlar amerikada bunun istisnai durumu mevcuttur cun ki amerikada tip fakultesi yok high medicine school var 3 yillik o yuzden)Dr.Med. veya PhD titel haricindeki tum titeller universität titelidir ve sadece universität te kullanilmalidir. Turkiyede plakatlarda sokak tabelalarinda binalarin uzerinde ki siltlerde yazilarda yorumlarda fach arzt asistant profesor dozent uni.disinda bu titel ini kullanmaktadir. ben boyle bir uygulamayi basta almanya avrupa, england ve die usa da malesef gormedim sanirim turk ulusu olarak egomuz u kendi kisiligimiz tamamen tatmin etmiyor ki ilaveten ego tatmini icin bu tur titel leri belirtmek gereksinimi hissediyorlar.Aslinda bunun sebebi de cok acik,

turkiyede bir insan universität te akademisyen olarak kalmasi anadoludan gelen fakir(turkiyede dunyaya gelen bebeklerin 80% ni fakirligin ustu zengin ligin altinda, fakir ve cok fakir gurubuna giriyor)

bir insan cok zeki ve basarili dahi olsa uni de kalamak icin yeterli olmadigi gibi gereklide degil,

ancak general pasa akrabasi,ust duzey yargi mensubu akrabasi,siyasi akrabasi,universität de ust duzey akademisyen akrabasi, yani dayisi olmalisi yada cikar grublarin dan birine uye olmasi gerek,yani o sahislar titelleri hak ederek almiyorlar o titelleri hak ederek alsalar bilgi beceri caliskanlik insanda mutevazilik olusturur kendini begenmeler ukala tavirlar ufacik elestiye tahalmulsuzluk bu titel ni saga sola board larda sergileyenler in genel ozelikleri(istisnalari mutlak vardir) usw... ,

hani muasir medeniyet sevyesinin ustune cikacaktik birde bu uni.deki gorevlilere sorsaniz ataturkculuk konusunda mangalda kul birakmazlar.

en buyuk ataturkcu onlardir Onlara gore musar medeniyet demek laiklik basini kapatmama si din dusmanligi ulusalcilik kavramlari gibi oldukca sig dusuncelerden olusuyor,

zaten bukadar adaletli bir sistem olsa siglik asla olusmazdi zaten sig olmasa GSMH kisi basina avrupa daki gibi 20-30 bin euro arasinda olurdu .

iste buyrun uni. birincisi doktor bey akademisyen olarak UNI.de kalmasina izin vermemisler neyse

Dr.tarlaci bey e calismalarinizda basarilar.saygilarla.

CHARITE UNIVERSITÄT VIRCHOW KLINIKUM

ERWACHSEN(ADULT) HERZ-ADER CHIRURG
Dr.med.Cantona_7

WEDDING BERLIN
DEUTSCHLAND
Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu  - MERHABALAR SAYGIDEĞER MESLEKTAŞIM SULTAN BEY   |85.105.51.xxx |05-05-2011
Kitaplarınızın girişinde paylaşım ve önerileriniz için adreslerinizi açıkca verdiğiniz için belki de bu mektubu yazmak cüretinde bulunuyorum…özür diliyorum şimdiden…

Muhterem Sultan bey öncelikle,isminizle müsemma olmanız dileğiyle mektubuma başlıyorum…(Zaten nöro-kuantoloji’nin kuruculuğu tek başına nöroloji okyanusunda bir sultanlığa işaret gibi bence…).Belki biraz şaşıracaksınız bu mektuba ama bendeniz de duygularımıkarşımdakilerle hep açıkça ve yürekli davranmaya çalıştım yıllardır sizin gibi…

Öncelikle güzel ülkemde,23 yıldır nöroloji camiasında bu kadar analitik ve yüksek bir beyin performanslı bir nörologla karşılaştığım için hem çok sevindim,mutlu oldum hem gurur duydum hem de hayli umutlandım bilim adına…Hakikaten şaşırtıcı, imrendirici, sürükleyici,olağanüstü aydınlatıcı ama bir o kadar beyni çatlatıcı/yorucu bir nükleer enerjik beyinle karşıkarşıya kaldığımı itiraf etmeliyim…

Üstad Cemil Meriç’in önemli bir tesbiti var doğu-batı medeniyeti konusunda : ” Batı medeniyeti SOL beyni, doğu medeniyeti ise SAĞ beyni temsil eder”…Çok ilginç gelmişti bana ilk duyduğumda…
Sevgili meslektaşım ,kendi kadim medeniyetimizin sıradan aydınlarının hayatına baktığımızda HEZARFEN( mecazen bin ilim sahibi) olduklarını görüyoruz..Günümüze gelene kadar bilim camiasında onların sayıları tabii olarak o kadar azaldı ki yine de ancak parmakla sayılabiliyor…Onların çoğunluğunun ortak özellikleri ZÜLCENAHEYN olmalarıydı kanımca(çift kanatlı ,aslında sağ-sol beyni mükemmelen kullanmalarıydı).

SOL beynin aklı-maddeyi, SAĞ beynin gönlü-MANA yı(akleden kalbi) temsil ettiğini düşünürsek kalp-beyin meczini tam bir denge halinde kullanmışlar ve sizinde çok güzel tesbit ettikleriniz gibi onlar adeta diğer medeniyetlere kaynak oluşturmuşlardır eserleri ve yaşantılarıyla….

Doğrusu siz de de bu özellikleri hissettim, henüz eserlerinizi maalesef bitiremedim (Bilinç kitabının yarısı,kuantumun ancak 1/3 ünü okuyabildim MS kitabı çok güzel ve herkese gerekli -yeterli ,tamamlayıcı hekmlik noktasında bir örnek eser ,öz.hastalar düşünüldüğü için…)ama hayli emek verilmiş canhıraş bir enerjiyle birçok kaynak eser,ilim taranmış çalışkanlığınızın ve alınterinizin, yürek terinizin ve bilek terinizin güzel ürünler/meyveleri…
Hayli faydalanıyorum eserlerinizden,ama teknik bilgiler o kadar çok ve ayrıntılı ki doğal olarak özet geçtiğim yerler oluyor,notlar alıp dağarcığıma atmaya çalıştım…İtiraf etmeliyim anlamakta çok zorlandığım yerler de oluyor ama ,zihnimizde ki BÜTÜN RESME ait bir parça olur diye hayli dikkat ediyorum…

Sizin ZÜLCENAHEYN oluşunuzdan şüphem kalmadı…Rabbimiz emeklerinizi asla zayi etmeyecektir.Ancak SOL beyin baskın bir yapınızı müşahede ettim nacizane…Pozitif ilimler konusuna vukufiyetiniz ve ayrıntılardaki mükemmel analitik bağlantılarınız ve yılları alacak bir istikrarla bu kadar yüksek bir performansla yazılan bu eserler tam bir SOL beyin eseri gibi geldi ,ancak…Elde ettiğiniz parçaları BÜTÜN RESME yerleştirmedeki maharetiniz,SAĞ beyninizin de hayli aktif olduğunu ortaya koyuyor…

Ancak kendi medeniyetimizin alimlerinden de şaşırtıcı alıntılar yapmış olmanıza rağmen,SAĞ BEYİN KANADINIZIN, SOL BEYİN KANADINA göre biraz daha zayıf kaldığını söylemek istiyorum…

Daha açıkcası ,şahsen bendeniz sol beyni atrofik kalmış bir nörolog olarak ,SAĞ baskın yaşadığım için eksiklerimi sizde hayli fazlasıyla gördüm ve tamamlamaya gayret ediyorum/edicem inşallah,kendi sol beyin kanadımı güçlendirmek için…

Siz de de ,kendi kadim medeniyet algımızı temsil eden özellikle VAHİY REFERANSLI donanımınızın ,temkinle biraz yetersiz kaldığını söylemeye çalışırken umarım sizi üzmüyorum…Nacizane kabul ederseniz bu konuda sizin için kendi kütüphanemden bazı eserler hazırladım değerlendirmek ve beyin havuzunuza(akleden kalbinize) atmak isterseniz hemen adresinize yollayabilirim…(Özellikle Türkiye’nin ilk atom mühendisi olan Prof.dr.Ahmet yüksel Özemre üstadın TEVHİD vb.konulardaki birkaç eseri başta olmak üzere…Diğeri Niyazi MIsri Divanı ve şerhi…).

Kusurabakmayın ,gönlüm böyle bir ilim üstadının,sağ beyin kanadının, sol beyin kanadı kadar güçlenmesini şiddetle arzu ediyor…Hiç şüphem yok bu vb. eserlerdeki TVEHİD(HAKİKAT BİLİNCİ) e ait bilgiler sizin eksik PUZZLE larınız tamamlayacak ve muradınıza doğru yolculuğa daha bir dingin ve aynı yüksek performansta ve daha bir huzurla-mutlulukla devam edeceksiniz inşallah…Fakir de yıllardır kendi kozasında ontolojik sancı çeken bir tırtıl-nörolog olarak,VAHYİ yaşamına-bilimine referans alarak KOGNİTİF NÖROLOJİ-güzel ahlak-İMMÜN SİSTEM-limbik sistem-TÜRK MÜZİĞİNİN tedavi gücü(özellikle de GÖNÜL/AKLEDEN KALP-beyin ilişkisi) konularıyla teori ve pratikte çalışmalar yapmaya gayret ediyor…
SULTAN bey,son söz olarak ve üveysi bir cüretle size açıkca meslektaş kardeşliği teklif ediyorum samimiyetinize binaen ve bir hadis-i kutsi’deki müjdeye dayanarak…( iki kişi birbirini HAK için ve menfaatsiz sever-paylaşırlarsa ben, hiçbir gölgenin olmadığı o mahşer gününde onları özel korumama alacağım)
Aslında 7-11 mayıs kognitif nörolji kongresine gelebilmeyi çok isterdim sizinle tanışmak için ama sosyoekonomik sebeplerden katılamayacağım maalesef…
Kongrede Oğuz TANrıdağ hocama ve Hakan Gürvit hocaya saygı selam ve hürmetlerimi iletirseniz çok sevinirim…Mümkünse ve şayet yük olmazsa size,kongre kitapçığını bana iletebilirseniz size minnettar kalırım…
Safranbolu’ya yolunuz düşerse sizi ailece ağırlamaktan şeref duyarız…

Sağlıcakla kalın saygıdeğer Sultan bey…

Dr.Ömer Hakan YAvaşoğlu
4.Mayıs.2011
kuantum  - AKLEDEN KALP(ZİHİN/GÖNÜL)   |SAdministrator |25-05-2011
Görünmeyenin gerçekliği veya deneyüstü bir gerçeklik tartışmaları,pozitif bilimlerle uğraşanların son yıllarda ki önemli ilgi alanlarından biridir.Önceden sınanabilen ve test edilebilen bilgiler gerçek kabul edilirken,günümüzde görünmeyen bir düzenin var olduğuna inanan bilimadamları,görünmeyeni de gerçek olarak tanımlamaya başladılar.
Evrenin sırlarını beş duyu ile açıklamak zordur. Bu yüzden insanlar farklı kanallardan gerçeklere ulaşmaya çalışırlar.Kişiyi gerçeklere götüren birinci yol,deney-gözlem/ ampirik yaklaşımdır(nöropsikiyatrinin ve pozitif bilimin ilgi alanıdır).İkinci yol,akıl yürütmedir.(teorik pozitif bilim ve din biliminin ,sosyal bilimler ve psikiyatrinin ilgi alanıdır).Gerçeğe götüren üçüncü yol ÖNSEZİ ve SEZGİ lerdir ki bunlar din bilimlerinin dışında bugün NÖROPSİKİYATRİ nin de ilgi alanı olmuştur. Dördüncü yol,inançtır.(diğer üç yolla açıklanamayan durumların açıklanmasına yardımcı olur,örneğin nöro-psikoloji de bu alanla ilgilenmektedir artık)
İnsanın beş duyusu dışındaki ikinci algılama mekanizması,ZİHİNSEL BEYİN(akleden kalp/gönül) dir.Sinirbilimin önde gelen dünyaca ünlü otörlerinden KOGNİTİF(yüksek bilişsel fonksiyonlar) sinirbilimci Prof.Dr.Marsel MESULAM insan beyninin % 90 ‘ının duygu,düşünce ve davranış işlemlediğini, beş duyu ile ilgili işlemlerin ise sadece % 10’unu kapladığını söylüyor.Aslında Mevlana Celaleddin Rumi aynı hakikati,sekiz asır evvel ”İnsan düşünceden ibarettir yoksa bir torba et ve kemik ne işe yarar”mealindeki sözlerle ne güzel dile getirmiştir.
Kısa adı zihinsel beyin(gönül/akleden kalp)diyeceğimiz organımızın diğer canlılardaki beyinden çok önemli temel farkları vardır.Mesela insan beyninin, zamanı algılayan anlamlılık kabiliyeti ve manyetik hassasiyeti olduğu tesbit edilmiştir.Somut düşünce dışında soyut düşünce de üretebilmektedir.Amaç belirleyen,güç ve enerji programlayan bir yapıya sahiptir.Zamanlama ve sıralama yaparken aynı zamanda arzu ve ayartıcı özbenliğin dürtülerini de seçebilmektedir.Bir günde ortalama 50-100 bin civarında düşünce üretirken,bu düşüncelere duygu ekleyerek tepki oluşturabilir.Karar verirken sadece mantığıyla değil,sosyal ve duygusal boyutları da hesaba katarak karar vermektedir.Düşünce üretme aşamasında,sembolleri bolca kullanıp,yeni kavramlar geliştirmek de insan beyninin işidir.

Beş duyumuz,yemek, içmek,barınmak ve üremek için yeterli iken,medeniyet üretmek, akıl yürütmek, muhakeme yapmak,evrene hakim olmak,insani değerleri geliştirmek,felsefi arayış içinde olmak,kutsala inanmak bu sınırlı duyularla açıklanamaz.
İnsanın psikolojik ihtiyaçları,arzuları ve hedefleri SINIRSIZ iken,beş duyu ile algılayabildiği ve hükmedebildiği şeyler ise çok sınırlıdır.Evrene hakim olmak,sonsuza dek yaşamak, ölümün farkında olup ondan korkmamak sıradan bir insanın tipik arzularıdır.Bir yandan bu kadar geniş ve ileriye yönelik istekleri,diğer taraftan da karşılanması gereken psikolojik ihtiyaçları varken,insan bir virüse yenik düşebilir.Doğaya hakim olmak istediği halde,tansiyonunu hatta kalp çarpıntısını bile kontrol edememesi(istemsiz çalışan otonom sinir sisteminin kontrolündedir) ,ironik bir gerçektir.
İşte burada zihnin,diğer canlılarda bulunan yeme,içme,barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçların ötesinde soyut ihtiyaçları olduğunu da görebiliriz.Peki bir ihtiyaç sözkonusuysa ve o ihtiyaç karşılanamazsa sonuç ne olur?Yemek ihtiyacımız karşılanamadığında kan şekerimiz düşer ve hipogliseminin kaçınılmaz sonuçlarını yaşarız(ilk önce ajite-huzursuzluk-aşırı tedirginlik-zihin bulanıklığı,giderek bilinç bulanıklığı,sara nöbeti ve koma….)Aynı şekilde duygusal ihtiyaçlarımızı gideremediğimizde de ruh sağlığımız bozulur.Korkularımızı yenemez,kendimizi güvende hissedemeyiz.İşte bu noktada insanın kutsala inanma ihtiyacı önem kazanır.Zihin cihazımız ise,psikolojik ihtiyaçlarımız giderilmediği takdirde korku,güçsüzlük,çaresizlik duygularıyla farklı arayışlara girebilir.Ruhsal hastalıklarda savunmasız kalan beynimizin soyut düşünce üreten yapısında da bozulmalar meydana gelir.
Zihin cihazının(akleden kalp/gönül) ürettiği soyut nesneler; her şeyi bilme,sonsuz olma,adil paylaşımda bulunma,SEVGİYLE DONANMA,merhamet gösterme,mutlak yani sınırsız olma,özgür yaşama, her şeyi kontrol etme, gibi SOYUT BİLİMSEL SABİTE lerdir.Kutsala inanma da bilimsel sabite yani soyut nesneler içinde yer almakta ve insanın soyut düşünce dengesi, güven sağlamasını kolaylaştırmaktadır.”her şeye gücü yeten ,her şeyi bilen,gücü sınırsız olan,beni işiten,kalbimden geçenleri duyabilen,beni benden çok bilen koruyucu bir güç var.Bu güç beni koruyor” diye düşünerek kutsala inanan bir insan, ruh gemisini zihinsel bir limana demirler ve dinginlik kazanır.(1)
Aslında bu GÖNÜL dediğimiz latif emanet, yeni bir kavram değil...Kurani bir kavram olan AKLEDEN KALP,aynı zamanda zihin denilen şeyin ta kendisi... Hz.Yunus'dan da çok iyi aşinayız gönüle, zaten...
Gönül,kalbi hayatın merkezini teşkil eden mefhumlardandır. Bütün içe büyümeye vesile olan zihinsel/batıni faaliyetler gönülde meydana gelir.Kur’an’ı Kerim’de,kıyamet günü Allah’ın huzuruna” selim bir kalp ile gelenler,müstesna bir yere sahiptirler”(Şuara-89) denilmektedir.Yine Taha-25 de”(Musa dedi ki)Rabbim ! göğsümü aç ve genişlik ver..” şeklinde dua da bulunduğu halde,İnşirah suresinde Allah Rasülü “Senin göğsünü açmadık mı?” hitabına mazhar olmuştur.
Gönül(kalb/fuad/yürek) umumi kanaate göre Hakk’ın nazargahı,Batıni idrak merkezidir.Hz.Peygamber’in göğsüyle ilgili hitap da,bunun delilidir.Yunus,kalbin bu özelliğini veciz bir ifadeyle”Gönül Çalab’un tahtı”şeklinde dile getirir.(2)
Gönül Allah’ın tecelli mahalli olmakla birlikte,o nadiren mutmain ,çoğu zaman mutmain olmayan,bazen mühürlenen,bazen hastalanan, katılaşan ve kibirlenen tavırlarla da ortaya çıkabilmektedir(insanın kırk hale girip çıkması Yunus'un TELVİN şiirinde ne güzel dile getirilmektedir,üstelik Üstad Ahmet Hatipoğlu'nun NİKRİZ makamındaki bestesiyle hele dinleyebilirseniz, tam da bu hali mükemmelen anlatır insana).Gönlün bu tavırları da Kur’an’ı Kerim’de bir çok ayet-i kerime ile dile getirilmiştir.
Örnek olarak”akletme”eyleminde bulunmayanları şiddetle yeren şu ayetlere bakalım:
“Şayet akletmiyorlarsa,seni dinlemelerine rağmen, sağırlara sen mi işittireceksin”(Yunus-42)
“İyi bilin ki,Allah katında canlıların en zararlısı,akletmeyen(gerçek)sağır ve dilsizlerdir!”( Enfal-22)
“Allah akletmeyenleri bedbahtlığa/ümitsizliğe(şaşkınlığa) mahkum eder”(Yunus-100)(3)

Yunus’un beyitlerinde gönül, Hakk’ın; aşkın,sırların,hikmet ve bilginin merkezi olarak ayrı ayrı işlenmektedir.Gönül ,Tanrı ile bilişir ve buluşur. Bu yönüyle gönül,Kabe’dir.Gönül inciten,kalb kıran gerçekte Allah’ı incitmiştir.Gönül yıkanın namazı da yoktur.Kılsa bile kabul edilmez.Gönül yapmak,hacca gitmekle beraberdir.Hatta hacdan da üstündür:

Yunus Emre der hoca, gerekse var bin Hacca
Hepisinden iyice bir gönüle girmekdür.(2)

Varoluş konusuna aşırı derecede zihin yoran kişiler,istemeden de olsa mistik deneyimler yaşayabilirler.Nasıl ki tutkulu bir aşık sevdiği kişinin hayalini her yerde ve her şey de görürse,takıntılı kişiler de üzerinde fazla düşündükleri konularda halüsinasyon yoğunluğu yaşayacaklarında imajinasyon meydana gelebilir.Bu imajinasyon şairlerin,ressamların,bestekarların kısacası sanatkarların sezgi ve ilhamlarını açıklamaktaki en önemli veridir.Zihinsel odaklanmanın ve yoğunlaşmanın, soyut evrendeki bilgi arşiv-dosyalarına ulaştırıcı bir etkisi olduğunu düşünmek mümkündür.Peygamberlerin,çileli dönemlerde ve peygamberlik gelmeden önce ontolojik imajinasyonla çok uğraştıkları bilinir.Örneğin son Nebi'nin Hira'daki soyut evrenle bağlantı kurma konusundaki ısrarlı tutumları,belli bir liyakat düzeyine geldiğinde Vahiy ile ödüllendirilmişti.Aynı şekilde Mozart kendi alanında o derece zihinsel bir yoğunluk yaşıyordu ki,müziksel evrende hiç kimsenin ulaşamadığı bilgilere ulaşmıştı.Yine Piri Reis,Mimar Sinan gibi bilimsel keşiflerde bulunan mucitlerin yaşantıları incelenirse aynı yoğun zihinsel çaba farkedilir.(1)
21.yy.da ,modern tıptaki gelişmeler çok ilginç noktalara gelmiştir artık. Mesela NÖRO-TEOLOJİ denilen bir bilimdalı; maneviyatla meşgul filozoflar,din adamları,güzel ahlakı savunan pozitif bilimadamlarıyla; beyinle ve insan psikolojisiyle uğraşan bilimadamlarını biraraya getirmiştir.Bilimadamları bırakın insan denilen muaammanın sırlarına nüfuz etmeyi , sadece beyinin sırlarına dahi ulaşmada ne kadar zorlandıklarını itiraf ederek kolektif akılla birçok disiplindeki otörler ancak tüm birikimlerini bir havuzda toplayarak bu muammayı çözebileceklerini düşünüyorlar.
21.yy.da insanoğlunun geldiği nokta hayli vahimdir.Teknoloji ve bilgi edinme olağanüstü bir hızla gelişirken ve yaşamımızı kolaylaştırırken beraberindeki olması gereken bilgi ahlakının temerküz etmeyişi insanı SANAL MUTLULUĞA davet eder olmuştur.Tabi günümüzün kartezyen felsefe ile şuurları durdurulmuş,iğdiş edilmiş, beyinleri; sürekli tüketerek organizmaya indirgenmiş(yiyen-içen-çıkaran-üreyen ama akletmeyen) ve insan-insan ilişkisi askıya alınmıştır artık.
Hülasa insanoğlunun daha çok mutluluğu için çalışan bu Nöro-teoloji yi kuran bilimadamları (adını sayamadığımız daha pek çok bilimdalı/disiplin) insanlığın hiçbir döneminde bu kadar maneviyata-ahlaka ihtiyacı olduğunu zannetmiyoruz diyerek çalışmalarını giderek derinleştirip diğer bilimdallarıyla köprüler kurmaya çalışıp,insan denen meçhulü(!) anlamaya çalışıyorlar.Zaten Nörolojik ve psikiyatrik bilimlerde de eskisi gibi iyice bir yakınlaşma arttı ve BİOLOJİK PSİKİYATRİ, DAVRANIŞ NÖROLOJİSİ/KOGNİTİF NÖROLOJİ, NÖROKUANTOLOJİ vb. bilimdalları da beyinle ve insan mutluluğu ile uğraşan doktorların daha çok ilgi alanı olmaya başladı.
Peki tüm bunların GÖNÜL ile ne ilişkisi var diyeceksiniz?şimdi.Haklısınız ama oraya geliyoruz efendim.İşte modern nöro-bilim,eskiden beyinin,tüm vücut denetimi tamamen kendisine ait derken artık bu kontrolün beyine gelen başka uyarılarla önce başka bir üst- merkezden başlayıp daha sonra beyini aracı olarak kullandığını anlamaya başladılar.
Yani özetle; hani NİYET dediğimiz şey var ya niyet,işte bu niyetlerimiz mekan olarak tam olarak bilinemeyen bir merkezden kalkarak(bu konuda son Nebi olan güzel rehberimizin maddi kalbe işareti var) beyine uyarı göndermekte ve kişinin tüm DÜŞÜNCE-DUYGU dünyası,mutluluğu,sıkıntısı,huzur veya huzursuzluğu buna göre şekillenmektedir.
”Şüphesiz bu(vahiy)kalbi olan kimseler için bir uyarıdır”( Kaf -37)ayeti,bu kalbin maddi değil, imanın ve inkarın,sevginin ve nefretin makarrı olan merkez anlamında kullanıldığını açıklamak için yeterlidir.(3)
Carl JUNG,huzuru aradığı yolculuklarından birinde bir kızılderili reisiyle oturur.Kabile Reisi,Dağ gölü,ona beyaz adamların deli olduğuna artık iyiden iyiye kanaat getirdiğini söyler”Niye ?” diye sorar psikoloğumuz.”kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar” diye cevap verir bilge reis.”herhalde” der Jung,”ya siz neyle düşünüyorsunuz?”Reis dağ gölü,KALBİNE İŞARET EDER”biz bununla düşünüyoruz !”
Kalbin kendisine ait bir aklı var mı? Kadim öğretiler fiziksel kalbin ötesine geçen farklı bir organdan bahsederler.Duyarlı,algılayabilen,insanın ruhuna ışık veren bir organ.Sufilikte ve hristiyan mistiziminde, kalbin taşıdığı değeri ifade eden sayısız anekdot, şiir ve hikaye vardır.Eski Mısırlılarda mumyalama işlemi sırasında beyin de dahil tüm organlar çıkarılırken,kalbi yerinde bırakırlarmış.Zira KALP onlara göre ruhun,aklın ve duygunun tahtıdır.
Son yıllarda yapılan çalışmalar kalbin düşündüğümüzden daha akıllı olduğunu gösteriyor.Kalp beyinden sinyal alıyor evet ama kendisi de vagus siniri yoluyla beyne bilgi gönderiyor.Beyne gönderdiği sinyallerle beynin entelektüel işlevleri yerine getiren bölümünü uyarabiliyor veya tamamen devre dışı bırakabiliyor.Kalp kendi hormonlarını üretip vücuda bırakıyor, beyinden binlerce kat daha güçlü bir manyetik alan yayıyor.Kalbin üzerinde yer alan sinir hücreleri, tıpkı beyin gibi yapılanıyor.Kalbin beyni,kendi dopaminini salgılayabiliyor. Bu sinirsel iletici,davranışlarımız üzerinde kuvvetli etkileri olan bir bileşik.
Bilge-psikiyatrist Kemal Sayar ,katıldığı mesleki bir kongrede bir bilim adamından şöyle bir cümle duyar: ”AHLAK beyne programlıdır,ona içkindir.Ahlakilik beynin normal işleyişinin asli parçalarından biridir.”Aslında Ahlak gibi,merhamet ve empati de beyne yazılıdır, beyne ve kalbe…Yeterince çaba harcayan birisi için,merhamet mizacının asli bir unsuru olabilir der Kemal Sayar…Ne kadar da doğru değil mi?
Geçmişin bilgeleri kalbin ancak dikkat ve niyet etmekle dönüşebileceğini söylüyorlardı.Kalbimizle görebilir,kalbimizle düşünebilir,kalbimizle hüküm verebilir ve nihayet onunla yaşayabilirdik.Beynin yakın zamanlarda keşfedilen bir özelliği Nöroplastik olma durumu(nöroplastisite deniyor).Yani önceden sabit ama değişmez denilen nöron(gri alanlar)lar ,yoğun öğrenme ve uzun zihinsel mesai ile ile yeniden düzenlenebiliyor.Mesela yirmi yıl boyunca günde sekiz saat masa tenisi olan bir insanın beyni,oynamamaış insandan farklı oluyor.
Taptuk Emre, Yunus’u eğitmek ve ona on yıl boyunca dergaha eğri odun taşımamak gibi bir görev vermişti.AŞK ve MERHAMET,yoğun bir zihin/akleden kalp mesaisiyle emekle kazanılabilir.Kalbinin üzerindeki kiri pası söküp atmakla,kalbe dönüp onun şarkılarını söylemekle. Duygularımız için kalp esaslı bir metafordur ve kalbin bilimi ilerledikçe metafor hakikate dönüşebilir.Kalp kırmaktan söz ederiz,,kalp ağrısından,gönül yarasından…İş/MARİFET ; merhamet ve diğergamlığı kalbe nakış nakış işleyip,Hz .insan(makbul-ü ins ü can) olabilmekte…(1)
Yunus Emre’ye göre Gönül/akleden kalp : ”Gönül Çalab’un tahtıdır” şeklinde dile getirilen hakikatte pinhandır(gizlidir). Aslında Kalb, fuad, yürek umumi kanaate göre Hakk’ın nazargahı, batıni idrak merkezidir.Hz.Peygamber’e hitaben “biz senin göğsünü açmadık mı?” şeklindeki ayetin de hakeza bu merkeze/ AKLEDEN KALB e,yani vahyin iniş üssü olan ZİHİN/GÖNÜL e ilham edildiği aşikardır.
Yunus’un beyitlerinde gönül, Hakk’ın ; aşkın, sırların, hikmet ve bilginin merkezi olarak ayrı ayrı ve uzun uzun işlenir.Gönül pası tevhid ile yunur(temizlenir).Yani bugünün modern tıbbının geldiği hakikat.Negatif ahlakın pozitif /güzel ahlaka dönüştürülmesi meselesi(sağlıklı bir beden, ruhsal-mutluluk ve kalbin itminanı için elzem olan şey).İşte bu mevzuda derviş Yunus bakın ne diyor:

”Giderdüm gönlümden kini/Kin tutanın yoktur dini”

Affetmenin kişinin mutluluğu ve dini için ne kadar önemli olduğu hakikati dile getiriliyor.Pek çok şiirinde Yunus gönüle bir şahsiyet verir;onu tecrit ve teşhiş eder,gönülle konuşur,nefse uyan gönlünün fesadı terk etmesini,kanaatkar olmasını,dünyayı terk etmesini ister:

“N’ola gelsen şimden girü fesadı terk itsen gönül
Gah ağlasan günahuna gah kanaat itsen gönül”

Aşkın gönlü bir kararda durmaz.Bir lahza ruşen,bir lahza perişan yol alır.Alemlerdeki nam ve nişan, dert ve derman gönüle aittir.Gönül bazen yolcu,bazen yolun kendisi ve bazen de kılavuzdur. DOST odur. Dosta giden de odur.Gönlüyle yoldaş ve haldaş olan “DOSTA” gider…

“Yoldaş olalım ikimüz gel dosta gidelüm gönül
Haldaş olalım ikimüz gel dosta gidelüm gönül”(2)


Gönül ve yürek olarak da tanıdığımız kalp başlıca iki manada kullanılır.Birisi ,göğsün sol tarafında sol memenin altında ve daha çok da çam kozalağına benzeyen,aynı zamanda yapısı ve dokusu itibariyle da bedendeki her uzuvdan farklı bulunan;ihtiva ettiği harika karıncık ve kulakçıkları,bütün his ve duygulara merkeziyeti,bütün damarlara ve damarcıklara merciiyeti ve insan uzuvları arasında bizatihi müteharrik olma gibi imtiyazı; hem bir motor gibi çalışması hem de bir emme-basma pompası gibi faaliyet göstermesi itibarıyle çok hayati bir organdır ki bu organa biz yürek de deriz.
İkincisi ise,öncekinin dublesi,alternatifi,meleki buudu ve aynı zamanda, şuur, idrak, ihtisas, akıl ve irade gücünün de merkezi ruhani bir latife dir ki, gerçek bilgeler ona “hakikat-i insaniye”,filozoflar da “ nefs-i natıka” demişlerdir.İnsanın asıl hakikati de işte bu kalp dir.İnsana bu manevi buudu itibariyle “alim”,”arif”, “müdrik” denir.RUH bu latifenin esası ve batını, BİYOLOJİK RUH ise bineğidir. Allah’a muhatap olan, sorumluluklar yüklenen, ceza gören,mükafat alan,hidayetle kanatlanan,delaletle yuvarlanan,aziz kabul edilen, hor görülen ve ilahi marifetin “MİRAT-I MÜCELLA”sı olan hep bu latifedir.
Kalp, hem idrak eden hem de idrak edilen hususiyette bir yapıya sahiptir.İnsan; ruhuna,cismine,aklına onunla girer.Kalp, RUHUN GÖZÜ gibidir.Basiret kendi dünyasına göre onun nazarı; akıl ruhu,irade de iç dinamizmidir.
Umumiyet itibariyle biz ”gönül” derken bu ikinci kalbi kasdederiz.Gönül ve kalp,gönül ve kalp farklılığı,bunların birbirinin yerine kullanılması bir yana, bu ruhani latife cismani kalple sımsıkı alakalıdır.(3)
İnsanların en çoğunun akılları bu ruhani kalp ile ,cismani kalbin arasındaki ilişkiyi idrak etmek hususunda hayrete düşmüştür.Çünkü rabbani kalbin(akleden kalp),cismani kalple olan irtibatı tıpkı renklerin cisimlerle;sıfat ve niteliklerin mevsuflarla olan irtibat ve ilişkisine benziyor.Veya aleti kullananın aletle ilişkisi gibidir.Ve yahut da oturanın mekanla ilişkisine benzer(4).
Beden ve ruhun işlevleri hakkında kökten bir farklı bakış açısı geliştiren, Aristoteles(MÖ 384-322)'e göre algının merkezi organı, beyinden ziyade, KALP idi. Eğer, bir hayvanın algısı harekete dönüşecek olursa,kasın kasılmasını takiben, hareketle şunlar ortaya çıkacaktır: “...kaynağın yeri (olan kalp) algıları değiştirir,onlar uzanır veya kısalır, bu yolla hayvanın ihtiyaç duyduğu hareket oluşturulur.”Aristoteles'e göre,algılama özellikle kalpte onun özel ruhu ile ortaya çıkar.Merkezi duyu organı olan,tek tek duyu organlarıyla bağlantılıdır.
Aristoteles düşüncelerini,platonik bir matematiksel ve sanal dünyadan ziyade, doğal bir dünya üzerine oturtmuştur.O,erbaa-ı anasıra(hava,su,toprak ve ateş) beşinci bir element daha ekledi.Bu element yalnız dünya ile sınırlı değil, aynı zamanda yıldızlar ve cennetin de parçasıydı.Tüm evreni kaplıyordu.Bunu “ether”olarak adlandırdı(Bediüzzaman aynı maddeyi ESİR diye adlandırmıştır).Aristoteles'e göre ether,solunum esnasında bedene alınıyordu ve akciğerlerden kalbe ulaşıyordu.Daha sonra da”canlandırıcı nefes/vital pneuma” veya “CANLANDIRICI KALBE” dönüşüyordu.Bu canlandırıcı nefes kalpten bedene kan damarları yoluyla dağıtılıyordu. Bu şekilde kalbin ruhu ile kas gibi organların ruhu(psyche) arasında bağlantı mümkün hale geliyordu.(8)
Kalp,iki yönü olan öyle nurani bir cevherdir ki,bir yönüyle devamlı ruhlar alemine,diğer yönüyle de cisimler alemine bakar.Cisim,Şer’i ölçülerin birleştiriciliğinde ruhun emrine girmişse, kalp ruhlar alemi yoluyla aldığı feyizleri bedene ve cisme taşır,orada da huzur ve itminan esintileri meydana gelir.
Kalp eskilerin ifadesiyle “nazargah-i ilahi” dir.Allah,insana insanın kalbiyle bakar.İnsanla muamelesi o insanın, kendi kalbine göre cereyan eder.Zira kalp; akıl,marifet,ilim,niyet,iman ve kurbet gibi için çok hayati hususların kalesi mesabesindedir.Kalp ayakta ise bu duygular da hayatta sayılır,o yıkılmış veya bir kısım muhlikatla sarsıksa,bu latifelerin hayatiyetinden,devam ve temadisinden bahsetmek oldukça zordur.Sonsuz saadet rehberimiz Hazreti Sadık u Masduk bu konuda:
“ Bakın,cesette bir çiğnem et parçası vardır ki,o sıhhatli olunca bütün cesette sağlam olur; o fesada yüz tutunca da bütün cesed bozulu gider.Dikkat işte o kalptir” buyurarak kalbin, insan bedenindeki yeri ve önemine dikkatleri çekmiştir.
Hakikaten, bilim dünyası artık bu muştu-hadisle bildirilen mevzuyu pozitif metodlarıyla doğrulamıştıır.
İnsanın mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürebilmesi düzgün ve üst düzeyde çalışan bir BAĞIŞIKLIK SİSTEM(İmmün sistem) ile mümkündür.Yani mükemmel yaratılmış insanda sistemlerin sorunsuz çalışması ve mutluluk hormonlarının normali altına düşmemesi için Bağışıklık sisteminin sürekli pozitif ve üst düzey kapasite ile çalışması gerekli olup bunu sağlayan ise güzel ahlak ve pozitif-olumlu olabilmektir sürekli ve her daim.İşte tevekkül ve doktoruna teslimiyeti yüksek ama gereken tıbbi yaklaşımı ihmal etmeyen hastaların çabuk iyileşmesi ve kolay hastalanmamasındaki SIR bu olsa gerektir(Mesleki tecrübelerimiz ve birçok meslektaşımız bu konuyu el’an samimiyetle teyid/itiraf etmişlerdir)
Tam tersi de doğru olup,negatif düşünceli ve olumsuz ahlaklı insanların immün sistemleri normal altı-kapasitede veya çalışamaz hale gelip çökebilir hatta genetik yapıyı olumsuz yönde değiştirip umulmadık hastalıklara davetiye çıkarabilir (modern tıp bunun sebebini hala anlayabilmiş değil ve sebebine İDİOPATİK adını vermiş.)Ve tıbben kolay düzelen bir hastalık bile olsa umulmadık komplikasyonlar ve bir türlü düzelemeyen hasta profilleri,hekimleri de aciz hale düşürüp, modern tıbbın neden hala bazı hastalara gerçekten şifa olamadıkları hakkında fikir verir.Yani hastanın,hastalığa bakış açışı, kalbi durumu o kadar önemlidir ki,tedavi sürecinde biz hekimler bu blokajı çoğu zaman nadiren fark ederiz.Gereken her şey yapılmıştır ama bir türlü hasta DÜZELEMEZ,çünkü asıl hastayı ayağa kaldıracak olan Bağışıklık sistemini,bizzat hastanın kendisi çökertmiştir.Ama farkında değildir…İşte bunu fark edebilen hekim ,ancak hastaya kendi iyileşme gücünü de farkettirebilirse (bilişsel terapiyle-algı düzeylerini değiştirilebilirse ki bu mümkündür=NÖROPLASTİSİTE)ŞİFA ya vesile olabilir…
Kognitif Nöroloji'nin dünyadaki önemli duayenlerinden Prof.Marsel MESULAM geçenlerde henüz gerçekleştirilen(Mayıs-2011-Marmaris) Uluslar arası KOGNİTİF NÖROLOJİ Kongresine yolladığı türkçe tebrik konuşmasında;beyin hakkında bilinemeyenlerin, bilinenler yanında hala bir okyanus gibi olduğunu vurgulamış ve gerçek bilimadamının bu yüzden mutlaka alçakgönüllü olması gerektiğini vurgulamıştır.
Zaten AKLEDEN KALBİNİ kullanabilen hekimler (algılarını modern tıbba teslim etmemiş hekimler/kendilerini yeniden her hastaya göre inşa edebilen/şekillendirebilen/tamamlayıcı-bütünleyici olanlar yani ZÜLCENAHEYN hazık hekimler) şifaya yetkili kılınırlar ve kendi acziyetini bilenlerdir bunlar, kendilerinin aracı/vesile olduğu bilincini an be an taşıdıkları için,kaynağa yönelirlerse bi-iznillah zaten şifa gelir(MUHYİ:dirilten eş-ŞİFA: şifa veren).Alınacak nefes sayısı bitmişse ölüme de vesile olabilir(MÜ’MİT: öldüren) tabi ki hekim ama asla öldüren o değildir.Allah’ın Muhyi-Mü’mit sıfatları gibi diğer tüm sıfatları da kullarında bir şekilde yer,zaman,olay,duruma ve hak edip etmemesine göre tecelli ettiği gibi hasta üzerinde de aşikare görünürler.

Kalp;düşünce sıhhati,tasavvur sıhhati ve ruh sıhhati hatta beden sıhhati için adeta bir kale gibidir.İnsanın maddi,manevi duyguları bu kaleye sığınır ve korunmuş olurlar.Bu açıdan insan için bu kadar önemli olan kalbin de karantinaya ve gözetilmeye ihtiyacı vardır.Zira o,yaralanınca tedavisi çok güç ve ölünce de hayata döndürülmesi çok zor bir latifedir.Kerim Kur’an bize”Rabbimiz,bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma…” duasını öğütlemekte,Efendimiz de sabah-akşam el açıp hem de defaetle:”Ey kalpleri evirip çeviren Allahım!,Kalbimi dininle sabitleyip perçinle” tazarruunda bulunmakla çok önemli korunma ve karantinayı hatırlatmaktadır. (3)

Yine Kerim Kur'an'da akleden kalple iligili şu ayet ne kadar anlamlıdır:”İyi ama,onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar?Bu sayede kendisiyle AKLEDECEKLERİ BİR KALBE ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya !Ama şu da var ki; gözler kör olmaz,f akat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir”(HAC-46) .Vahiy özürlülük algımızı yeniden inşa ediyor.Bizim”kör,sağır,dilsiz”dediklerimiz vahye göre özürsüz; zira CAN da özür olmaz.Asıl özürlülük AKLEDEN KALP te ortaya çıkan özür,Hakkı duymayan sağır,görmeyen kör,konuşmayan dilsizdir.
Kaf-36-37'de ise mealen şöyle buyurulmaktadır:”BİZ onlardan önce nice nesilleri helak etmişiz;onlar güç ve kudret olarak bunlardan çok daha ileriydiler;fakat'bir sığınak yok mu?' diye sığınacak delik aradılar.Elbet bunda(AKLEDEN)bir kalbe sahip olanlar için ibretlik bir uyarı vardır;veya pür dikkat bir şahit olarak kulak verenler için...”Bu ibare gösteriyor ki,Kur'an kalb derken fizik bir organı değil, akletme ve inanma yetisini kastedmektedir.Kalbin iki asli manası vardır: 1)Bir şeyin en şerefli ve en saf kısmı 2)Sürekli dönen ve yerinde durmayan.Kur'an da genellikle AKIL anlamında kullanılır.Kur'an da bağırsak kelimesi dahi geçerken hasseten”beynin”geçmemiş olmasının gerekçesi budur AKLEDEN KALP beyin,fıkheden kalp ise yürektir ,denilebilir.(5)
Evet,kalp,bütün hayırların bereketlerin insana ulaşmasında önemli bir köprü vazifesi gördüğü gibi,aynı zamanda şeytani ve nefsani bütün dürtülere ve bütün hatıralara vize verebilme mevzuunda da tehlikeli işlere alet olabilir.O Hakk’a tevci edilebildiği sürece,bedenin en karanlık noktalarına kadar her yanına ışıklar yağdıran bir projektör olur;yüzü cismaniyete dönük kaldığı zamanlarda da şeytanın zehirli oklarının hedefi haline gelir.
KALP; Allah-kainat-insan arasında ince ince akıp duran duyguların yüksek debili bir ırmağı olmasına rağmen, bu cihanbaha latifeyi yerinden etmek ve bu ırmağa mecra değiştirtmek için onun sayılamayacak kadar da düşmanları vardır. Kasvetten küfre, ucubdan kibre, tul-i emelden hırsa, şehvetten gaflete, menfaatten makam düşkünlüğüne,şöhretten baş olma sevdasına kadar yığın yığın düşman,taarruz vaziyetinde onun zaaf ve boşluklarını kollamaktadır.
İman kalbin canı,ibadet onun damarlarında akıp duran kanı,tefekkür,murakebe,muhasebe ise onun bekasının esaslarıdır.İmansız birinde KALP ölü ve ötelere karşı bütün bütün kapalı, ibadetsiz birinde o ölüm ağında ve onulmaz hastalıklarla sürüm sürüm; tefekkürsüz,muhasebesiz ve murakabesiz bir bünyede ise her türlü tehlikeye açık ve emniyetsizdir.İlk kategoriye giren insanlar sinelerinde emme-basma nev’inden bir et parçası taşısalar da ,katiyen bunların kalplerinin var olduğu söylenemez.İkinci kategoriye girenler,varlık-yokluk arası vehimlerinin sisli dünyasnda hep mesafelerinin esiri olarak yaşar ve bir türlü hedefe ulaşamazlar…Üçüncü kısma dahil olanlar ise,bir hayli mesafe almış,bir hayli engebe aşmış olmalarına rağmen,tam zirveye ulaşamadıkları için her zaman tehlike sath-ı mahallinde sayılırlar; düşe-kalka yürür,müsabakasını yenile yenile sürüdürür ve ömürlerini vefasız ve aşılmaz bir tepenin yamaçlarında tüketirler.(3)
Evet hasıl-ı kelam olarak, modernizmin zihinlerimizi iğdiş ettiği ve tasavvurlarımızı İMHA ederek durdurulan bu medeniyetin mürekkep yalamışları olarak bizlere düşen; KALP-BEYİN birlikteliğini mizan üzere mezcedip,doğu-batı medeniyeti arasında KÖPRÜ ve İNŞA MEDENİYET özelliği taşıyan gönül medeniyetimizi yeniden kurmak ,her hikmete kimde olursa olsun sarılarak başta insanlık ailesi ve sonrada kendi milletimiz için sulh adacıkları,HATTA SULH KITALARI oluşturup her iki dünyaya yönelik hem bedensel hem de ruhsal mutluluk rehberleri olarak kendimizi ıslah etmeli/eğitmeli (ve dolayısıyla bunun sonucunda çevremizi de) yetiştirmeliyiz…

Nörolog Dr.Ömer Hakan Yavaşoğlu
Mayıs-2011/Safranbolu






FAYDALANILAN KAYNAKLAR
1- MERHAMET,prof.dr Kemal sayar,s.40-42)
2-YUNUS EMRE KÜLLİYATI,C.1,YUNUS EMRE DİVANI,S.296-311)
3-KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ,C.1,M.FETHULLAH GÜLEN)
4-GAZALİ,İHYAU ULUMİ’D-DİN,TUĞRA NEŞRİYAT,C.3,İNSAN KALBİNİN
ÖZELLİĞİ,S.9)
5-HAYAT KİTABI KUR'AN GEREKÇELİ MEAL-TEFSİR, M.İSLAMOĞLU, DÜŞÜN YAY.2.BASKI,AĞUSTOS 2008)
6-İnanç psikolojisi(Prof.DR.Nevzat Tarhan,2009-Timaş yayınları)
7-Hayatın Yeniden İnşası(1),M.İslamoğlu,2003-Denge Yayınları)
8-BİLİNÇ,Antikçağdan bilincin yeniden keşfine,Nör.uzm.Dr.Sultan Tarlacı,2008

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

Sık Aranan Kelimeler

Atatürk Haber Bilinç Siklopedisi Girişi Fireboard Kuralları Tarihi Giriş Bilim Nedir ğildir Bilimin Büyük Düşmanı Bilimde Birleşmeye Bilimsel ğruluk ğişir Bilincin Evrimi Biliminsanı Bilinci Lamak Neden Kuantum Kaniği Gereklidir Sanatın Modern Milyon Ynimiz Yenidoğanda Beyinde Elektriksel Aktivite Holografik Elektromanyetik Kognitif Midir İlkeleri Enerji Ayrık Birimler Halinde Salınır Maddeye Eşlik Dalga Schrödinger’in Nklemi Heisenberg Lirsizlik İlkesi Yerel Olmama Laşıklık Uzaktan Aracısız Etkime Tünelleme Boşluk Vakum Olasılık Makroskopik Ölçme Zihin Seçime Schrödinger Bahtsız Kedisi Psikokinezi Telekinezi Zihnin Etkisi Olabilir Gözlemci Katılımcı Mıyız Deney Düzeneğinin Sistemin Bilgisi Dilin Ersizliği Kaniğinde Seçim Eksik Matematik Gelecek Ediyor Kopenhag Yorumu Çoklu Dünyalar Zihinler Wigner’in Arkadaşı Nesnel İndirgenme Nasıl Başladı Oluştu Yazar Hakkında Vukû Çerçeve Sürüklenim Olmuşları Bilme Olacakları Verme Kerameti Bağlantılar Dendron Psikonlarda Biyolojide Olaylar Hayır Yinde İşlemez İşler Kısa Tarihçe Başlangıçtan Öncesi Planck Dönemi Güneş Sistemi Oluşumu Şimdiki Zaman Güneşimizin ölümü 5•10 üssü Göremeyeceğimiz Sinir Hücresi Foton Gözlerimizle Algılanabilir Yarıküresi Hücreler Arası Bağlantı Sayısı Karmaşası… Klasik Fiziğin Gücü Nisan Oluş İnsanlarda üzerinde Yürüme Lişkili Tanımlandı Kelime Kargaşası Antikçağ Akıl 100±1 Tanım İşlevi Evrimsel Gerilik Harikalar Tiyatrosu Nanoteknoloji Wnload Etmek Eksenleri Change Bilincinizi Zihninizi Süreliğine Başkasına Vermek Misiniz Message Aturk Araştırıcının çalışması Kategoriye Bölünebilir Bilinçalti Bilinçdışı Bilinçaltı Kaybetmek Farklı Halleri Sudoku Googlemap Kimyasi Hayvan Makine Otomatlarından