|
Beyin On Yılı Sonrası Bilinç... |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:46 |
|
1990’li yıllarda pozitivist düşüncenin etkisiyle bakış açıları değişti. Nörobiyoloji, felsefe, kuantum fiziği gibi birçok bilimsel alanda bilinç konusu adeta “ilgi odağı” haline geldi. Bilimin belli alanlarında artık olgunluk aşamasını da geçen birçok bilimadamı tarafından, tartışılan iddialı kitaplar yayımlanmaya başlandı. Bunlar arasında göze çarpanlar, İngiliz matematikçi ve kara deliklerin yapısı üzerinde önemli keşifleri olan Roger Penrose, DNA’nın moleküler yapısının keşfi nedeniyle 1962’te Nobel ödülü alan biyofizikçi Francis Crick, sinaptik ileti üzerine olan çalışmaları nedeniyle 1963’de Nobel ödülü alan nörofizyolog John Carew Eccles (1989), 1972’de Nobel ödülü alan biyokimyacı Gerald Edelman (1989), holografik beyin-bilinç teorilerini oluşturan Nobel ödüllü fizikçi David Bohm (1917-1992), nörofizyolog Karl Pribram sayılabilir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Wilder Penfield |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:46 |
|
Penfield’in daha öncelere uzanan deneysel çalışmaları (1958) sinir bilimlerine büyük katkılar yaptı. Penfield bilincin beyinde bir bölgede yerleşik olmadığını, sinir hücresi çalışması ile birlikte topluca oluştuğunu düşünüyordu. Orta beyin (diensefalon) ve talamus bölgesinin bilincin yeri olabileceğini öne süren Penfield, bilinci bellekle ilişkilendirerek şöyle diyordu (1968):
|
|
Devamını oku...
|
|
Modern Dönem: Temele İniş... |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:45 |
|
1949’da Giuseppe Moruzzi ve Horace Winchell Magoun (1907-1991) beyin sapındaki ağsı yapıyı (retiküler formatio) keşfettiler. Yaptıkları çalışmada üst beyin sapı (mezensefalik) ağının bilinç durumuyla bağlantısını ortaya koydular. Ağsı yapının hasara uğraması durumunda, hayvanlarda hareket yokluğu ve koma durumu olduğun gösterdiler. Duyusal, işitsel ve ağrılı uyaranlar uyanıklık yanıtını elde etmede bu durumda yetersiz kalıyordu.
|
|
Devamını oku...
|
|
Charles Sherrington |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:45 |
|
Scherrington (1857-1952), Doğasındaki İnsan (1938) adlı kitabında, aklın canlılıktan da farklı bir şey olduğunu şöyle ifade eder: “...Bir akıl sorunu olduğu zaman, sinir kendisini yadsınamaz bir hücre üzerine merkezleştirmekle tamamlayamaz. O, daha çok, büyük bir özenle, her birimi bir hücre olan milyon katlı bir demokrasi oluşturur...
|
|
Devamını oku...
|
|
Alfred North Whitehead |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:44 |
|
Whitehead (1861-1947), olaylara ve nesnelere, algılara oranla öncelik tanıyarak doğa felsefesini kurmaya çalıştı. Amacı, algılar dünyası ile bilim dünyası arasında bir uzlaşma kurmaya yöneldi. Doğanın ikiye bölünmesini kabul etmiyordu. Ona göre doğa ancak kendi oluşu içinde kavranabilirdi. 1930’lardan sonra metafiziksel bir bakış açısı kazandı ve tarafsız, non-animist, birleşik-deneyselci (panexperientialist) bir tekçiliği savundu.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Francis Xavier Dercum |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:44 |
|
Dercum (1856-1931), 1925’teki bir makalesinde, bilincin beyin kabuğundaki düşüncelerin aktarımında sinir hücrelerinin bir arada oluşturdukları bir işlev olduğunu yazar. Ek olarak duyusal girdilerin trafo merkezi olan bölgenin (talamus) normal durumda tüm duyusal hislerin yeri olmasından dolayı, bilincin sinir hücresel merkezi
|
|
Devamını oku...
|
|
John Broadus Watson |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:43 |
|
Daha sonraları, psikoloji alanında Davranışçılık ön plana çıktı. Bu hareketin kurucusu psikolog John Broadus Watson’du (1878-1958). 1913’te “Psycology as a Behaviorist Views It” adlı makalesini yayınlamasıyla Davranışçılığın tarihi başlar. Burada Watson, Wundt’un öne sürdüğü de dahil her türlü içebakışa (içgözlem) karşı olduğunu öne sürer. Psikolojiyi nesnel bir bilim düzeyine yükseltmek isteyen Watson, sınanması ve doğrulanması olanaksız, bilinç durumlarını inceleyen içebakışa tepki göstererek, DAVRANIŞı, bu bilimin inceleme konusu, GÖZLEMi de yöntemi olarak kabul eder.
|
|
Devamını oku...
|
|
William James |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:42 |
|
Felsefeci, tıp doktoru, fizyolog ve psikolog olan William James (1842–1910), The Principles of Psychology/Psikolojinin İlkeleri’inde (1890), bilinçten derinlemesine bahsetmiştir. Bugün bile önemini koruyan bilinç, farkındalık, duyusal sistem üzerine çok değerli gözlemleri ve çalışmaları vardır. Bunları en güzel şekilde ve berrak olarak özetlemiştir. Hatta deneyimin değişikliğini anlamak için kendisine nitrik oksit anestezisi bile vermişti. Eğer, modern anlamda bilincin felsefi tartışmasının Descartes ile başladığı kabul edilirse, bilimsel zemine taşınması ve anlaşılması da William James tarafından sağlanmıştır denilebilir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Edward Titchener |
|
|
|
Dr. Sultan Tarlacı tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:42 |
|
Titchener (1867–1927), Wundt’un sadık bir takipçisi olmasına karşın, sistemi kökten değiştirdi ve yapısalcılık (structuralism) adı altında kendi yaklaşımını geliştirdi. Wundt’un yolundan giderek bilincin parçalarından ya da atomlarından bilincin kendisine ulaşmayı hedefledi. Titchener’e göre de, psikolojinin ana konusu bilinç deneyimleri ve yaşantılarıdır. Bilinci, belirli bir zamanda var olan yaşantılarımızın, deneyimlerimizin tamamı şeklinde tanımlamıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 6 |