Aristoteles
KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi
Aristoteles (Yunanca: Ἀριστοτέλης, Aristotelēs; Eski Yunanca UFA: [aristoˈtelɛːs] Aristoteles’in (MÖ 384-322) psikoloji konusundaki iki temel eseri vardır: varlık konusundaki ünlü eseri Metafizik ve diğeri Ruh Üzerine, Peri Psykhe veya Latince De Anima’dır. Aristoteles’in en önemli özelliği, onun sağduyuya olabildiğince yakın bir düşünür olmasıdır. Metafiziği çok büyük ölçüde mantık konusundaki görüşlerine ve biyoloji alanındaki çalışmalarına dayanır. 'Var olmak' onun gözünde, hakkında konuşulabilecek ve tam olarak tanımlanabilecek bir şey olmaktır. Buna karşın biyoloji alanındaki çalışmaları açısından, 'var olmak' dinamik bir süreç, bir değişme süreci içinde olmak anlamına gelir. Var olan her şey somut bir birey olarak var olur ve her şey maddeyle formun bir birliği olarak ortaya çıkar.
Konu başlıkları |
Aristoteles'in Yaşamı
M.Ö. 384 veya M.Ö.385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. M.Ö. 367 veya M.Ö. 366'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine Akademeia girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akadmeia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.
Platon M.Ö. 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aritoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikıyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz adasındaki Helke'ye sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında ölür.
Yitik Aristoteles
İlk kısım yazılar, "dışrak yapıtlar" olarak adlandırılırlar. Dışrak, yani ἐξοτερικά terimini Aritoteles kendisi Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanıyor. Bu yapıtlar, diğer birçok Eskiçağ metni gibi Milâd'ı izleyen ilk asırlarda yitirilmiştir. Gerçi bu yapıtların en azından başlıklarını, Aristoteles'in yapıtlarının adlarını mahfuz listelerden biliyor, muahhar eski yazarların yazdıkları taklit yapıtlardan ve yaptıkları alıntılardan da içerikleri hakkında muğlak da olsa bir fikir edinebiliyoruz.
Bu yapıtlar, yazınsal biçimleri itibariyle, Platon'unkilerle mukayese edilebilir nitelikteler ve aralarından birçoğunun diyalog biçemleri takip edilerek yazılmış olduklarını düşünmemize yol açacak nedenler var. Cicero, Aristoteles'in stilinin "pürüzsüzlüğü"nü övüp yazısının akışını "altın bir ırmak"a benzetirken (Topikler I, 3; Acad., II, 38, 119) hiç kuşkusuz bu yapıtlara göndermede bulunuyordu. Ne var ki bir asırdır belli bir ölçüde yeniden oluşturulmaya çalışılan içeriği felsefe tarihçileri için sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bunun en temel nedeni, "Yitik Aristoteles" külliyatının, korunan metinlerden anladığımız Aristotelesçilik'le yakından uzaktan bir ilgisi olmaması; büyük ölçüde Platoncu temaları geliştiriyor, hatta bazen de ustasının çalışmalarıyla aynı doğrultuda kalmak kaydıyla daha öteye giden savlar sunuyor (Bu çizgide, örneğin Evdemos ya da Ruh Üzerine diyalogunda, ruhla beden arasındaki bağları doğa karşıtı bir birliktelik olarak nitelendirip, Tyrrhen korsanlarının tutsaklarına diri diri bir cesede bağlayarak yaptıkları işkenceye benzetiyor). Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde eski Platoncu dostlarını eleştirdiğini fark ettiğimizde, acaba iki ayrı hakikat mi güttüğü sorunu depreşmeye başlıyor: bir büyük kitlelere yönelik "dışrak" (eksoterik) hakikat rejimi, bir de Lykeionlu öğrencilere münhansır "içrek" (esoterik) bir rejim. Ancak bugün yaygın kanı olarak bu yapıtların bir yerde Aristoteles'in hâlen Akademeia'ya mensup, yani Platon etkisi altında olduğu döneme ait gençlik yazıları olduğu da düşünülüyor. Hatta bu fragmanlar örneğin Jaeger gibi genetik Aristoteles okumaları yapan yorumcular için Aristoteles'in düşüncesinin evrimleşmesinin ilk noktasını tayin etmeğe kullanılmıştır.
Bu yitik yapıtların başta gelenleri şunlardır: Evdemos ya da Ruh Üstüne (Platon'un Phaidon'unun izinde), Felsefe Üzerine (Metafizik'in kimi temalarının ayırdına varabildiğiimiz bir tür tutum ibrazı yazısı), Protreptik (felsefî hayata teşvik), Gryllos ya da Retorik Üzerine (Isokrates'e karşı), Adalet Üzerine (Politika 'nın bazı temaları burada kendilerini belli ediyorlar), Asalet Üzerine, bir Şölen, vb.
Korunan Yapıtları
İkinci küme Aristoteles'in bütük olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan ibaret bir yığın elyazmasından oluşuyor. Bu yapıtlara esoterik (içrek) hatta daha doğru bir anlatımla akroamatik (yani sözel öğretime yönelik) adı veriliyor. Eskiçağ'dan itibaren bu elyazmalarının ahlafa nasıl intikal ettiği üzerine romansı bir anlatı yayılmış (Plutarkhos, Sylla'nın Yaşamı, 26; Strabon, XII, 1, 54). Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil vârisleri Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler metinleri, elyazmalarını Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden kurtarmak için; uzun zaman sonra, İ.S. birinci yüzyılda, bunların torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar. Apellikon bunları Atina'ya götürmiş. Son olarak, Mithridates'le savaştığı sırada Sylla Appellikon'un kitaplığını ele geçirip Roma'ya taşımış. Orda da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış: Lykeion'un son skholarkh'ı (okul yöneticisi) Rodoslu Andronikos İ.Ö. 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akroamatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almış.
Bu anlatı kısmen tutarlı gözükmüyor. Zira Aristoteles’in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğine devam eden Lykeion’un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Herhâlükârda Aristoteles’in yapıtlarının ilk önemli yayımı –bu yapıtların önemini vurgulamak için yukarıda aktardığımız söyleni yayan kişi olmasına karşın- Andronikos’unki. Aristoteles’in yapıtları ancak Andronikos’la beraber, yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, asıl mesailerine başlayacak, üzerlerine sayısız şerh yazılacaktır. Bugün Aristoteles’in metinlerini, Andronikos’un onlara verdiği biçimde ve yaygın olarak da yine Andronikos’un koyduğu başlıklar altında okuyoruz.
Bu olguların yapılan yorumların akıbetiyle olan ilişkisi gözardı edilemez nitelikte. Nitekim, bundan şu çıkıyor ki, bugün Aristoteles’in kitapları olarak tanıdığımız yazıların hiçbiri Aristoteles’in kendisi tarafından neşredilmemiş. Aristoteles, örneğin “Metafizik”in değil; felsefe tarihinde nedenler teorisi, temel felsefî güçlükler, çokanlamlılık, edim ve güç, varlık ve öz, tanrı gibi konular üzerine yazılmış bir düzine kadar kısa incelemenin yazarı. Editörler daha sonraları bu risaleleri biraraya getirip, Aristoteles de bu konuda istemli bir ipucu vermediği için, kısmen keyfî Metafizik –yani Fizik’ten sonra okunacak inceleme- başlığı altında toplamışlardır. Bundan ötürü hem Metafizik’in ve hem Aristoteles’in diğer yapıtlarının çoğunlukla birbirinden az çok bağımsız, açıkça kavranabilir bir ilerleme sunmayan, kimi yinelemeler ve hatta bazen de çelişkiler içeren bir etütler topluluğu olarak ortaya çıkmasına şaşırmamalıyız. Yalnız tabiî ki, bu yazıları bitmemiş halleriyle umuma muhtemelen hiçbir zaman sunmayacak olan Aristoteles’e bu yüzden serzenişte bulunmak isabetsiz olur.
Öte yandan, Andronikos’un, sözü geçen risaleleri, hem lojik bir sıra, hem de didaktik kaygılar güden bir dizim içinde düzenlediğini görüyoruz (örneğin mantığın, yani bilgiye yazılmış propedötiğin, kendiliğinden bilimsel olarak nitelendirebileceğimiz incelemelerden; fiziğin de metafizikten önce gelmesi gibi...) Bu sistematik sıralamayı, eleştirellik kaygısı taşımaksızın kabul ettiğimizde bir takım terslikler de ortaya çıkmıyor değil: risalelerin –zaten farklı dönemlerde yazılmış disertasyonlarının tek bir başlık altında toplanmasıyla evvelden maskelenmiş olan- kronolojik, yani kaleme alınma sırasının kaçılınmaz olarak yerine geçen bu sıralamanın, Aristoteles külliyatının -Aristoteles adında bir filozofun varlığıyla ilişkisi erkenden unutulan- gayri şahsî bir bütün olarak tespitine az katkısı olmadığını gözlemliyoruz. Aristoteles felsefesine yorumcular tarafından sıklıkla atfedilen sistematik karakter, büyük ölçüde eserlere bütünüyle dışlak bir neşrî keyfiyetten doğmuş oluyor, bir taraftan da bu fikri saklanmış yapıtların eğitselliği kuvvetlendiriyor.
Bir yorum çalışması, bu metinlerin yalnız didaktik maksadını değil, aynı zamanda Aristotelesçi eğitimin, örneğin Sokratesçi gelelenekteki monologlu değil de diyaloglu eğitiminden ayrışan, kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aristotelesçi eğitimde karşımızdaki yazarın tutumu, çömezleriyle diyalog halinde bir ustanınki olmasa da, gene de bir ustanın zihninde ve eserinde diyalog halinde olan, çoğu zaman geçmiş filozoflardan alıntılanmış, düşüncenin huzuruna çıkartılmış tezler. Böylelikle, Aristoteles’in yapıtlarında, bir doktrinin dogmatik sunumuna değil, güçlükler ve çelişkiler arasından kendine yol açan, zaman zaman büyük zahmetle yolunu arayan bir hakikatin oluşumuna tanık oluyoruz. Aristoteles’in incelemelerinde oldukça az sayıda tasımla karşılaşmamıza, bu incelemelerin silojistik üslupta değil de Aristoteles’in de dediği gibi “diyalektik” bir strüktürle tertiplenmiş olmasına öyleyse şaşmamalı: “diyalektik”, yani bir diyalog misali terakki eden, pro ve kontra argümanlar arasında gidip gelen.
Ruh Üzerine
Aristoteles, beden ve ruhun işlevleri hakkında kökten farklı bir bakış açısı geliştirmiştir. Aristoteles’e göre, ruh ya da psyche göz önüne alınması gereken bir yapıdır. Bu yapı düşünceler için akıldan oluşur. Neden yapıldığı, hareketi nasıl yaptığı, onu ortaya nasıl koyabileceğimiz ve onun var oluşunun son akıl gibi kavramları oluşturmuş ve sorgulamıştır. Kaslarımızı ele alacak olursak; kas liflerinden yapılır, etkisel neden bu liflerin bir araya gelmesine neden olur ve kasın kendi yapısını oluşturur. Sonuçta oluşan bu kas kasılarak uzuvda hareket oluşturur. Organların yapısı veya ruh bir materyal değildir fakat organların doğasındadır ve organlardan ayrı olarak var olamaz. Bu yolla Aristoteles, Platon'un yaptığı "zihinsel" ve "fiziksel" ayrımdan farklı olarak "yaşayan" ve "ölü" ayrımını öne sürer. Bu nedenle, zihin kavramı Aristoteles’te geniş bir tartışma alanı bulmaz. Ona göre, ruhun yaşayan bir şeyden kaybı, var oluşunun sonlanmasıdır.
Aristoteles, Ruh Üzerine adlı eserinde konuya geniş yer verir. Önce sorularla ve geçmiş felsefecilerin fikirlerini ele alarak başlar. “Ruhun bölünebilir ya da bölümsüz olup olmadığının da açıklanması gerektiğini öne sürer ve türleri-cinsleri ile farklı mıdırlar?” diye de sorar. Ruh üzerine olan tartışmaların ve incelemelerin sadece insan ruhuna yönelmiş olmasından da yakınır. Bu nedenle de ruha sahip varlıklarının tümünün ortak olup olmadığını ya da ruhu kendine özgü varlık olup olmadığını sorar. Ruhun bedensiz olmadığına da değinir: “Olayların çoğunda ruhun, bedensiz hiçbir duygulanıma uğrayamadığı veya deneylemediği görülüyor… Yine de özellikle ruha özgü görünen bir işlem oluyorsa bu düşünme eylemidir; fakat o bile… bir beden olmaksızın var olamaz.” Ruh aynı zamanda en üstün ve temel devindiricidir. Bu arada kendinden önceki ya da dönemdaşı felsefecilere de değinmeden geçmez. Anaksagoras’ın ruhla zekâyı aynı şey olarak kabul etmesine dikkat çeker. Ve bu görüşe karşı çıkar. Diğer felsefecilerdin görüşlerini de ele alarak ortak kanısını söyler: “Öyleyse demek oluyor ki, ...felsefecilerin tümü ruhu üç karakterle belirlerler: devinim/hareket, duyumlama, cisimsizlik…” devinimin ruha bağlı olduğu fikrine şiddetle karşı çıkar.
Algının Merkezi: Kalp
Aristoteles'e göre beyinden ziyade algının merkezi organı kalp idi. Eğer, bir hayvanın algısı harekete dönüşecek olursa, kasın kasılmasını takiben, hareketle şunlar ortaya çıkacaktır: "...kaynağın yeri (olan kalp) algıları değiştirir, komşu parçası değişir, onlar uzanır veya kısalır, bu yolla hayvanın ihtiyaç duyduğu hareket oluşturulur." Aristoteles'e göre, algılama özellikle kalpte onun özel ruhu ile ortaya çıkar. Merkezi duyu organı olan kalp, tek tek duyu organlarıyla bağlantılıdır. Onların nesneleri tarafından etkilendikleri zaman, etkileri kan yoluyla kalbe ulaşır. Böylece kalbin çevresindeki hareketler, kan akımı yoluyla uzuvlara ulaşarak hareketlerine neden olurlar. Eğer bir şekilde bedenden ayrılırsa, onun ruhu var olamaz. Onun ruhunun varlığının devam etmesi beden ile olan ilişkisine bağlıdır.
Ruh cismin şeklini oluşturan bir etmendir. “Sonuç olarak ruh, gizil güç olarak yaşama kudretine sahip doğal bir nesnenin, yani organize bir cismin ilk entelekheiasi(içkin erek, erek; bir yanda bedenin amacı, diğer yanda bu amaç için var olan bir erek demektir)dir.” Ruh Üzerine’de belirsizliğiyle ünlü bir bölümünde, bir şekilde bedenden “ayrılabildiği” varsayılan bir “hareketli zihin” kavramı geliştirmişti. Aristotelesçi bakış açısı ile görme gözden veya bir baltanın odun kesme işlevi baltanın yapıldığı malzemeden ne kadar ayrılabilirse, ruh da bedenden o kadar ayrılabiliyordu.
Platon'dan Farkı
Aristoteles, Platonik matematiksel bir dünyadan ziyade doğal bir dünya üzerine düşüncelerini oturtmuştur. Dört elementten yapılan organlara (ateş, hava, su ve toprak), beşinci bir element daha ekledi. Bu element, yalnızca dünya ile sınırlı değil aynı zamanda yıldızlar ve cennetin de parçasıydı. Tüm evreni kaplıyordu. Bunu "ether" olarak adlandırdı. Ether kavramı, yakın zamana kadar hem fizikte hem de biyolojide çok önemli tartışmalara neden oldu. Aristoteles'e göre ether, solunum esnasında bedene alınıyordu ve akciğerlerden kalbe ulaşıyordu. Daha sonra da "canlandırıcı nefes/vital pneuma" veya "canlandırıcı kalbe" dönüşüyordu. Bu canlandırıcı nefes kalpten bedene kan damarları yoluyla dağıtılıyordu. Bu şekilde kalbin ruhu ile kas gibi organların ruhu (psyche) arasında bağlantı mümkün hale geliyordu. Canlandırıcı nefes, kalpten kan damarları boyunca kaslara ulaşıyor ve sonuç olarak kaslarda kasılma oluşturuyordu. Kasılma da istenilen hareketi sağlıyordu.
Kaynaklar
- Aristoteles. Anima. Çev. Gürbüz C. Ara yay. 1990;4.
- Everson S. Psychology. In: Barnes J. (Eds.) The Cambridge companion to Aristotle. Cambridge: CUP, 1995; 168-194.
- Bennett MR. The early history of the synapse: from Plato to Sherrington. Brain Research Bulletin 1999;50: 95-118
- Aristoteles, Eudemos’a Etik, (Çev., S. Babür), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.
- Aristoteles, Fizik, (Çev., S. Babür) 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001.
- Aristoteles, Gökyüzü Üzerine, (Çev., S.Babür) 1. Baskı, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1997.
- Aristoteles, İkinci Çözümlemeler, (Çev., A. Houshiary), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005.
- Aristoteles, Kategoriler, (Çev., S. Babür) 2. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2002.
- Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, (Çev., S. Babür), Kebikeç Yayınları, Ankara, 2005.
- Aristoteles, Poietika (şiir sanatı üzerine), (Çev., N. Kalaycı), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 2005.
- Aristoteles, Yorum Üzerine, (Çev., S. Babür) 2. Baskı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2002.
