Doğru

KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

“Doğru” ifadesi genelde içinde insanın kavrayışının olduğu konuma karşılık gelir ve gerçeğin bir yansımasını ifade eder. Doğru tanım için insan öznesine, bilme, algılama ya da bilince gereksinim vardır. Doğru ifadesi, her zaman gerçek ile eşdeğer değildir. Karl-Otto Apel’e göre “doğruluk diye bir şey yoktur” türünden bir sav daha baştan yanlıştır. Çünkü savın önermesi içeriği ile edimsel içeriği kendi içinde çelişir.

Bilimsel Doğruluk Değişir

Bilimin devamlı bir değişme içinde olduğu ve bu değişimin de bilimin en önemli özelliklerinden biri olduğu, bilim tarihine kısa bir göz atıldığında hemen görülecektir. Bilim hiç bir zaman tam doğrulara ulaştığını iddia etmez ama sanki doğrulara ulaşmış gibi davranır. Bir yandan var olan verilerin doğruluğunu yeni bilgilerle karşılaştırarak araştırır. Bilim tarihindeki önemli fikirlerin çoğu genellikle sıçrama noktaları şeklindedir ve bu köklü değişimlere birçok örnek vardır: uzun yıllar devam eden durağan evren modeli, 2 bin yıllık Öklid geometrisinin yetersizliği, peşinden yıllarca koşulan “eter”in elden uçup gitmesi gibi... Bir dönem bölünemeyen en alt parça olarak adlandırılan “atom”un, aslında daha alt parçacıklar olan proton, nötron ve elektronlardan oluştuğu anlaşıldığında bir irkilme yaşandı... Ardından proton ve nötronların da aslında temel yapı olmadığı, onların da kuarklardan oluştuğu anlaşıldı. Ve bu değişim aslında bilime hiç de yabancı olmayan bir tavırdır. Çünkü bu bilimin temel özelliğidir.

Öklid'in Doğruluğu

Öklid geometrisinden Öklid dışı geometriye geçmek matematik dünyasında 20 yüzyılı almıştır. Öklid geometrisi, Öklid’in (MÖ 325-265) Elements of Geometry kitabını yazması ile başlar. 19.yüzyıla kadar, Öklid geometrisinin, algılanabilir dünyayı göz önüne aldığı sanılıyor ve sonuçları mutlak doğru kabul ediliyordu. Öklid dışı geometrinin ortaya çıkması, Öklid geometrisinin durumunu derinden sarstı ve gerçek dünya ile matematiksel nesneler arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getirdi. İnsanın evrensel kesinliğe ulaşma hayalini alıp götürdü. Öklid dışı geometri uzun süre ciddi direnç, şiddet ve hatta hakaretle karşılaşmıştır. Çünkü Öklid dışı geometri ortaya atıldığında, Öklid geometrisi iki bin yaşındaydı. Tüm beyinler geçmişte Öklid geometrisi ile düzenlenmişti. Doğaya bakışın tek yolu bu geometriydi. Laboçevksi geometrisi (1829) Öklid dışı bir geometridir ve buna göre Öklid geometrisinin çok bilinen kimi teoremleri evrensel olarak doğru değildir. Örneğin, bir üçgenin iç açıları toplamı 1800 değildir. Bu tür üçgende, iç açılar toplamı üçgenine göre değişir ama daima 1800’den küçüktür. Yine, uzun zaman dirençle karşılaşan Riemann’ın küresel geometrisi de Öklid dışı geometrilerdendir. Uzaya eğrilik ve bürülme ekleyen, genel görelilik kavramının öncüsü olmuştur. Riemann sadece uzayın düz olduğunu düşünüyordu, Einstein ise eğri olanın uzay-zaman olduğunu fark etti. Peki, hangisi doğru bilimsel ve matematiksel betimlemedir? Ya da 2 bin yıl insanlar neyin doğruluğuna inanmışlardı? Yanıt: hepsi! Öklid geometrisi küçük ölçekte uzayın iyi bir betimlemesini sağlar. Fakat daha büyük ölçeklerde–galaksiler arası- geçerli kabul edilmeyebilir. Bizi evren “düzdür” diye düşündüren küçük ölçekli yapılardır (tıpkı eskiden Dünya düzdür diye düşünülmesi gibi). Evren küreseldir (bu da kesin değil, incir ya da armut biçiminde de olabilir) ve bir kıyısı bile vardır!

Öklidin Beşincisindeki Sorun...

  • 1.Farklı herhangi iki noktayı birleştiren sadece bir tek düz doğru vardır ve bu doğru söz konusu noktalar arasındaki en kısa uzaklıktır.
  • 2.Her düz doğru sonsuza kadar uzatılabilir.
  • 3.Merkezi herhangi bir nokta olan, herhangi bir yarıçaplı çember çizilebilir.
  • 4.Bütün dik açılar birbirlerine eşittir.
  • 5.Bir üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir.

Diğerleri

19.yüzyılın başlarında, evrenin tam bir tanımına yaklaşıldığına önde gelen bilim insanlarınca inanılıyordu. Uzayın “esir” adlı, sürekli bir ortam ile dolu olduğu düşünülüyordu. Işık ışınları ve radyo sinyalleri, sesin basınç dalgalarında olduğu gibi, bu esir içinde dalga olarak yayılıyorlardı. Tam bir kuram için gerekli olan tek şey, esirin özelliklerini ölçmekti. Yüzyılın sonuna gelindiğinde ise, her tarafı kaplayan esir düşüncesinde ayrılıklar belirdi. Bir dizi deney sonucunda esir diye bir şeyin olmadığı anlaşıldı. Esir yoktu!

Bu yüzyılın başlarında, doğanın işlevinin klasik fizik ölçülerinde çok kesin olarak tanımladığı yargısına varılmıştı. Ancak, bu seyir içerisinde ortaya çıkan kuantum mekaniği, klasik fiziğin doğayı tanımlamada tek başına ciddi yetersizlikleri olduğunu ortaya koydu. Şimdi bakılan noktadan, kuantum teorisinin de bazı eksikliklerinin olduğu görülmektedir. Sonuçta bilimsel doğruluk zamanla değişir ve bunu da bilimin kendisi yapar. Hem de hiç acımadan... Bu nedenle de bilim elimizdeki tek güvenilir araçtır.