Felsefe
KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi
“Felsefe” sözcüğünü dile sokan Platon’dur (MÖ yaklaşık 427-347). Fakat daha önce Efesli Herakleitos (MÖ 535-475)’un “filozof” sözcüğünü kullandığı bilinmektedir. Felsefenin isim olarak oluşmasına karşın, filozof ile felsefe arasındaki bağın kurulması bir yüzyılı gerektirecektir. Platon, “Ruh Üzerine/Fedon” adlı eserinde Sokrates’in ölüme mahkûm edilmesi üzerine; “öleceği için üzüntü duyan bir insan gördüğünde, bu onun bilgeliği seven (filosofos) değil ama bedeni seven (filosomatos) biri olduğunun yeterli bir belirtisi değil midir?” diye sorarak “bilgeliği seven” ile felsefe kelimesinin ilk anlamını ortaya koyar. Ve Tanrılarla birlikteliğe girme izninin bir felsefeci olmamış ve arınmamış kimseye verilmeyeceğini, yalnızca bilgiyi sevenlere verileceğini söyler. Bilgeliği gerçekten sevenler tüm bedensel isteklerinden kaçınırlar, onlara direnirler ve kendilerini onlara teslim etmezler. Bilgeliği sevenler, ılımlı ve yürekli olurlar. Bunun farklı bir tanımını ise Savunma’sında “Sorgulanmayan yaşam, yaşamaya değmezdir” diyerek ortaya koyar.
Konu başlıkları |
Şekillenme
Felsefeyi yeniden gerçek anlamda şekillendiren Rene Descartes’in (1596-1650) felsefe tanımı ise şöyledir: “Felsefe sözcüğünden bilgeliği inceleme anlaşılır, bilgelikten anlaşılan da yalnız işlerimizdeki öncülük değil, aynı zamanda yaşamımızı yönetmek için olduğu kadar sağlığımızı koruma ve tüm zanaatların yaratılması için de insanın bilebildiği tüm nesnelerin tam bir bilgisi anlaşılır... böylece bu bilgiyi öğrenme yolunu öğrenmek (işte asıl felsefe budur) bu ilk nedenleri, yani ilkeleri aramakla işe başlamak gerekmektedir.” Descartes’e göre “...tüm felsefe bir ağaç gibidir: kök, gövde ve dallar. Kökleri fizikötesi, gövdesi fizik ve dalları da diğer bilimlerdir... Ağaçlarda meyveler nasıl kök ve gövdelerden toplanmayıp dallardan alınırsa, felsefenin yararı da aynı biçimde en son öğrenilebilen bölümlerinden sağlanır.”
William James’e göre felsefe “henüz yanıtlanmamış sorular” için kullanılan bir sözcüktür. Ve ne zaman ufukta çözümler görünse, bilim adamları ortaya çıkar ve çözümü sahiplenirler, geriye kalan yanıtlanmamış artıklar ise felsefecilerin elinde kalır. Ardından, bilimin yeni sonuçlarını felsefeciler tekrar ele alarak yaşamın başka alanlarıyla ilişkisini aramaya başlarlar. Bu felsefe-bilim-felsefe zinciri böylece devam eder gider. Felsefecilerin “veri temizleme ve bilgiye giden yoldaki çöpleri temizleyen vasıfsız işçi” gibi çalıştığını öne sürenlere hak vermek herhalde yanlış olur. Çünkü felsefe ve felsefeciler bugünün biliminin temelini oluşturan matematik, fizik, psikoloji, ekonomi, sosyoloji ve politikanın doğumunu sağlamışlardır. Ernest Gardner’in dediği gibi “tüm felsefecilerin üzerine toplu halde atom bombası düşse ve yok olsalar bunu kimse fark etmezdi, hiç bir etkisi de olmazdı” demek ya da bir felsefeci George Lewes’in meslektaşlarını “dolambaçlı bir labirentte sürekli gezinen ve kendilerini sürekli, öncüllerinin daha önce geçtiği ama hiç bir çıkış bulamadığı yerlerde bulanlar” olarak tanımlamasına katılmak, bilimin tarihsel seyrine bakınca mümkün değildir.
Friedrich Hegel (1770-1831) felsefe için “asla yeni bir şey yaratmaz” derken, [Martin Heidegger]] (1889-1976) bütün gerçek filozofların “temelde aynı şeyi” öne sürdüklerini söyleyerek bu yaklaşımı devam ettirmiştir. Felsefe Nedir? adlı kitabın (1996) yazarları Gilles Deleuze ve Felix Guattri bunlara kulak asmazlar ve “Felsefe nedir?” sorusunu, yaşlılıkta dobra dobra konuşma vakti geldiğinde ya da gece yarısı, insanın soracak bir şeyi kalmadığı zaman sorduğu bir soru olarak görürler. Buna verilen klasik yanıtı da; kavramlar oluşturmak, keşfetmek, üretmek sanatı olarak tanımlarlar. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Felsefe, kavramlar yaratmayı içeren bir disiplindir. Bu kavramlar Aristoteles’in töz’ü, Descartes’in cogito’su, Kant’ın koşul’u ve Bergson’un süre’si gibi yapılardır. Bu kavramlara zaman içinde bir şeyler eklenerek, çıkartılarak ve düzeltilerek değiştirilirler. Kavram yaratmak yalnızca felsefeye ait olsa da, bilim ve sanat benzerlerini yaratılır. Kavramlar yaratma önceliği felsefeye bir üstünlük vermez. Kavramların birleştiricileri vardır ve onlar aracılığıyla tanımlanırlar. Kavramlar hiç bir şekilde bilimde yer alan önerme değildirler. Önermeler için, bilimsel olarak tanımlanabilen gözlemciler söz konusudur. Önermeler ve fonksiyonlar bilim için yeterlidir ve bilim kavramlara gereksinim duymaz. Bilimin işini yapması için felsefeye en ufak bir gereksinimi yoktur.
Deleuze ve Guattri, göz önüne alınması gereken felsefi çalışmaları; tek atımlık olanlar, özgün olanlar ve mutlak bir biçimde egzantrik olanlar şeklinde ayırırlar. Felsefeyi düzlemlerin bir arada var olması olarak tanımlarlar. Sistemlerin art arda dizilmesi değil. Çeşitli felsefeler, duvara asılmış resimler ya da gece gökyüzünde ışıldayan “ışığı şimdi her zamankinden daha da parlak olan ölü yıldızlar” gibi birbirinin yanı sıra asılı dururlar. Deleuze ve Guattri’ye göre felsefe düşüncenin üç formundan biridir ve diğerleri sanat ve bilimdir. Birbirleriyle sürekli çiftleştirilmelerine rağmen bunlar asla birbirleriyle iletişim kuramazlar. Çünkü dili “birbirleriyle karşılaştırılması mümkün olmayan şekillerde” kullanırlar. Diğer bir fark da felsefenin kavramlar, bilimin önermeler ve sanatın duygular, algılamalar üzerinde kurulu olmasıdır. Felsefe, bilim ve sanatın tek birleşme noktası beyindir. Bilimsel çözümde anlaşmanın zorluğu tanımlanamamasıdır. Tanımlama işini büyük oranda felsefeciler yaparak, çözüm için sorunu uygun şekle sokarak bilimsel alanlara kaydırırlar. Yani, hazırlayıcı aşama görevini felsefe görür. Gerçek bilimsel sorunlar uzun yıllar çözülmeden kalabilir ve uzun süre çözüldüğü sanılan sorunlar yeniden ortaya çıkabilir. Çözüm bulunduğu noktalarda da yeni dallar vererek tekrar felsefecilerin alanına girerek “bilimin felsefesi” yapılır ve sorunlar yeniden derlenip toparlanıp bilim adamlarının önlerine sürülerek, çözümlerinin üzerlerine atlamaları beklenir. Her ne olursa olsun, David Hume’nin dediği gibi; “Bir filozof ol; ama tüm felsefenin arasında, yine de bir insan ol.”
Felsefe ve Bilim Kimin İşi Olarak Ortaya Çıkmıştır?
Felsefe bir Yunan işi olarak düşünülebilir mi ya da düşünülmeli midir? Felsefe bir geofelsefe olmasına karşın, coğrafya sadece fizik ve insan coğrafyası değildir. Zihinsel bir coğrafyayı da beraberinde taşır. Aslında Yunanlı felsefeciler yurtlarından kopmuş yabancılar olmasına rağmen felsefeyi büyüten Yunanlıdır. Felsefenin “Yunan Mucizesi” olduğu görüşü tarihsel süreklilik olgusu ile çelişir. Fransız tarihçi Emile Brehier, İlk Yunan felsefecilerinin “gerçekte bir şey icat etmek zorunda kalmadıklarını” Mezopotamyalılara ait “yaratılış” efsaneleri gibi metinlerin kopyalandığını söyler. Bertrand Russel’da “Tarihte Yunan uygarlığının birden bire doğuşunu açıklamak kadar güç ve şaşırtıcı bir iş yoktur” der. Yunan medeniyetinin kökeninde Mısır ve Mezopotamya olduğunu belirtir. Farabi’ye göre de hikmet (bilgi, bilgelik) “Eskiden Irak halkı olan Kildanilerde ortaya çıkmış; oradan Mısır halkına ulaşmış; sonradan Yunanlılara, onlardan da Süryanilere geçmiş ve böylece Araplara ulaşmıştır” tespitini yapar.
Felsefe ve Bilim Yunan İşi Midir?
Uzun bir zaman boyunca, çağdaş uygarlığın Roma ve Grek uygarlıklarının hediyesi olduğuna inanıldı. 1799’da Mısır hiyegrolif yazısının deşifre edilmesi ve bunu izleyen arkeolojik uğraşlar, Yunan uygarlığından çok önceleri Mısır’da var olmuş daha yüksek bir uygarlığın varlığını ortaya koydu. MÖ 3000’lere uzanan bu uygarlık, Helen uygarlığından 2000 yıl daha eskiydi. Sonraki dönemlerde yapılan arkeolojik kazılar, Hititler gibi başka uygarlıkların da varlığını ortaya koydu. Ve anlaşıldı ki, MÖ 5.yüzyılda, olgunluğuna erişen Yunan düşüncesi kökenini daha eskilerden alıyordu: Mısır, Anadolu (Küçük Asya) ve Mezopotamya.
İnsanoğlu yürümeye başlayalı beri coğrafyada yer değiştirmiş ve karşılıklı ilişkilere girmiştir. Bu ilişki doğrudan ziyaret, ticaret ya da savaşla işgal şeklinde olmuştur. Türkiye’de, Kaş açıklarında bulunan Uluburun batığı bir ticaret gemisiydi ve modern analiz yöntemleri ile MÖ 1400 yıllarına tarihlenmektedir. Yapıldığı malzeme ve taşıdığı yüke bakıldığında, Akdeniz çevresinde yaşamış uygarlıkların çok yakın ilişki içinde olduklarına dair kanıtlar çok açık olarak görünür. Yapılan incelemelerle, Geminin en az yedi uygarlığın ürünlerini taşıdığı anlaşıldı: Mikenler (Yunanistan), Kenanlılar (Suriye-Filistin kıyıları), Kıbrıslılar, Mısırlılar, Kassitler (Babil), Asurlular, Nübyeliler. Böylesi sıkı ticaret ilişkisi, mutlaka bilim-sanat-felsefe ilişkisini de beraberinde taşıyacaktı. MÖ 560-527 yılları arasında Homeros’un eserlerinin, Yunan yarımadasına geçtiği ve Atina’da festivallerde belli bir sıra ile okunmaya başlandığı anlaşılmıştır. İyon bilinci, Anadolu’da geliştikten ancak üç yüzyıl sonra Yunanistan’a geçti. Herodot “Homeros ile Hesiodos Grek tanrılar hanedanını kurdular, onlara adlarını taktılar, görevlerini ve sanatlarını tayin ettiler” diye yazar ve bu işin, kendi gününden (MÖ 430) dört yüzyıl önce olduğunu belirtir. Elbette ki kültür akışı nedeni sadece ticari geçişler değildi. İşgal ve savaşlar da dolaylı olarak kültür ve bilim geçişine neden oluyorlardı. Bu olaydan çok daha önce, MÖ 490 yılında Yunanistan’ı Persler işgal etmişti. Beraberlerinde doğu kültür ve düşüncesini de götürmüşlerdi. Makedonyalı Büyük İskender’in MÖ 300’lerde Hindistan’a kadar gittiği düşünüldüğünde, etkileşimlerin kaçınılmaz olduğu daha kolay anlaşılır olacaktır. Yunan felsefesinin etki altına kaldığı, coğrafya ya Çin’i de eklemek gerekir. Yazılı kaynaklar olmamasına karşın Çin felsefesinin geçmişi epey eskidir. Çin felsefesi, MÖ 6.yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu dönemde gezgin filozofların elinde, sözlü olarak düşünceler yayılmıştır. İlk biçimsel temsilcisi konfücyusçuluk, son temsilcisi ise Taoizm olmuştur.
Daha sonraları, üçüncü önemli okul olan Budizm de Çin felsefesine dahil olmuştur. Konfücyusçuluk “insan yolunu” öğretirken, Taoizm “doğanın yolunu” öğretir. Konfücyusculuk, mistik-metafizik açıklamaları içermez, politiktir. Taoizm ise geniş ölçüde mistik-metafizikseldir. Bu iki akım daha çok bir birini tamamlar niteliktedir. Daha sonraları bu iki akıma Budizm eklenmiştir. Bu üç akımın etkisi doğrudan değil, Çin’in coğrafi olarak daha batısındaki kültürler aracılığı ile olmuştur. MÖ 322’de İskenderiye’nin kuruluşundan önce, Mısır kaynakları hakkında hiç bir şey hayatta kalmamış denilebilir. Eğer Yunan felsefecilerinin Mısır düşüncesinden sıkı sıkıya etkilendiğini öne süreceksek, buna ait paralel yazılar veya doğrudan yansımaları görmemiz gerekir. Yunan felsefesi zamanında bunu bulamayız. Basit olarak, Mısırdaki bilgelik/akıl kaynakları Aristoteles ve Platon’un felsefi yazılarından farklıdır. Bunun yanında Yunan felsefesine benzeyen bir Mısır felsefesi de yoktur. Dolaylı yoldan elde edilen, Yunan felsefesi üzerinde Mısır etkisi bilgileri de az değildir. Örneğin, Platon’un “Timaeus” ve “Critias” adlı eserinde, Atlantis öyküsünden bahseder ve ataları olan Solon’un bu bilgiyi, Firavun II.Amasis’i (MÖ 569) ziyareti sırasında Mısırlı bir rahipten öğrendiğini belirtir. Platon’un eserlerinde Mısırla ilgili bilgilerin olması, Mısır’a gittiği anlamına gelmez. Çünkü Platon hiç bir eserinde Mısır’da bulunduğunu yazmaz.
Platon’a kaynaklık eden Solon bir ticaret adamı olduğundan, ülke ülke dolaşması meşhurdur. Atinalı Solon, MÖ 6.yüzyılda yaşamıştır ve Yunan kültürünün ilk temsilcisi sayılır. Anadolu’ya yaptığı seyahatleri sonrasında yazı yazmasını öğrendi ve sosyal kurumları gördü. Anadolu’da öğrendiği İyon lehçesi ile şiirler yazdı. Yunanlıların, Mısır’dan aldıkları düşünselden ziyade bilimsel doğadaki bilgidir. Tales’in (MÖ 6.yy) ilk element olarak belirttiği su, Babil efsanelerinden gelir. Bunun yanında, Pisagor’un Mısır’ı ziyaret ettiği öne sürülür. Pisagor’un ölümünden yüzyıl sonra Herodot “ruhların geçişi fikrini” Pisagor’a bağlar. Bunun erken Yunan düşüncesinden ziyade, Mısır kökeni vardır. Pisagor’un bir süre Mısır’da kaldığı ve Mısır dini üzerine çalışmalar yaptığı, astronomi ve geometri öğrendiği konusunda iddialar da vardır. Ancak, Mısır’a gitmeden önce, Suriye’ye gidip büyü konusunda çalışmalar yaptığı öne sürülür. Pisagor gibi Demokritus’un da (MÖ 5.yy) Mısırda beş yıl astroloji çalıştığı ve Nil’in yükselme nedenleri üzerine çalıştığı öne sürülür. Birçok Yunan felsefecisi, Nil ile ilgilenmiştir ve bu da, Mısır’ı ziyaret ettikleri kanısını güçlendirir. Diğer bir felsefeci Exodus’un da (MÖ 4.yy) astroloji ve geometriyi Mısır’da öğrendiği konusunda kanıtlar vardır.
Başkasının Felsefesi Kanıtları
Bütün bunlara karşın, Yunanlıların, felsefelerini Mısır’dan aldıklarına dair kesin kanıt öne sürülemez. Sonuçta, komşuları olan Hititler, Fenikeliler, Medlerle ticari-sosyal ilişkiye geçtiler. Ancak, bu ilişki yaklaşık, MÖ 2000 ile MÖ 600 yılları arasında, Yunan felsefesi üzerinde Mısır etkisini doğurdu. Yunan uygarlığının aldıklarına ve önceki esinlenmelerine kısaca göz atacak olursak:
- 1.Eski Grekçe, yeni Grekçe ve Latince temel olarak Kenanca ve Fenike alfabesinden gelmektedir. Anadolu’dan Yunanistan’a geçen önemli şeylerden biri Fenike alfabesidir. Bu fonetik alfabe, ilk olarak Anadolu’da kullanılmıştır.
- 2.Yunan tanrılarının kökeni Anadolu’ya kadar uzanmaktadır. Zeus Giritten, Afrodit Kıbrıs’tan, Poseidon Anadolu’dan alınmıştı. Biraz daha uzağa gidildiğinde Sümerlerin efsane kahramanlarına Yunan mitolojisinde sıkça rastlanır: Ölüleri “yeraltı nehrinde” kayıkla götüren Charon, yeraltı nehri olan “Styx”, Zeus ve Poseidon’un kardeşi olan yeraltı kralı Hades (Sümerde “Kur”). Hepsi yer değiştirmiş düşünce ürünüdür.
- 3.Anadolu’daki Hitit uygarlığının efsanelerinin çoğunun temelinde Sümerlerin efsaneleri bulunabilir. Mezopotomya’daki Sümer ve Akadlar ile Anadolu’daki Hititler arasında Hurriler yaşıyordu. Hurrilerin varlığı batı Anadolu’ya kadar uzanmaktaydı. Bununla bağlantılı olarak Yunan mitolojilerindeki Herakles’in kökeni Sümerlilerin Gilgamış efsanesinde bulunabilir. Herakles’in evlendiği Hebe’nin de Hitit tanrıçası Hepa olduğu öyküye bakıldığında görülmektedir..
- 4.Yunan astronomi bilgisinin kaynağı, Mezopotamya bölgesindeki Kalde'dir; değişmez bir şekilde, daha önceki dönemdeki Kaldeliler kendilerini izleyen halklardan çok daha fazla ve çok daha doğru bilgiye sahip olmuşlardır. Kadim dünyanın her yerinde, nesiller boyunca "Kaldeli" adı "yıldız gözleyen", yani gökbilimci ile eşanlamlı olmuştu. Sümer mirasından ciddi şekilde yararlanmışlardı. 1922 yılında Uluslararası Astronomi Derneği kökenini Yunanlılardan alan 88 takımyıldızı kabul etti. Kökenleri Yunanlılara atfedilmesine rağmen, takımyıldızların sembolize edilmesi ve adlandırılması, Yunan kültüründen çok daha önce, MÖ 1700’lerdeki Mezopotamya kültürüne kadar uzanır. MÖ 1300’lerde yalnızca birkaç takımyıldızı tanımlanmışken, MÖ 1100’lerde Sümer tabletlerinde tanımlanan takımyıldızı sayısı 30’dan fazladır. Bu dönemde Mezopotamya izlemlerinin çoğu 33-36 derece enlem arasında yapılmıştır. Bütün bunlar MUL.APIN denilen tabletlerde kayıtlanmıştır. Yunanlılar toplam 20 takımyıldız ve adını doğrudan Sümerlerden almışlar, diğer 10’unun ise yıldızları aynı olmasına karşın isimleri değiştirmişlerdir. Peki, en eski Yunan kaynaklarında takımyıldızlarla ilgili veri yok muydu? Homer’in (MÖ 8.yy) ve Hesiod’un yazılarında sadece iki takımyıldız (Orion ve Büyük Ayı) ve iki yıldız kümesinden (Yedi Kızkardeş ve Hyades), iki yıldızdan (sirius ve Acturus) bahsedilir. Bundan daha fazlası yoktur. Yaklaşık MÖ 500’den önceki diğer tüm Yunan kaynakları yıldızlar hakkında bir şeyden bahsetmezler. Yaklaşık MÖ 400’lerde Sümer-Babil zodiak sistemi Yunanistan’a geçer.
Kaynaklar
- Deleuze G ve Guattari F. Felsefe Nedir? YKY. Çev: T.Ilgaz. 6.Baskı, 2001;81-92.
- Bass GF. Tunç çağının ihtişamı. National Geographic Türkye. Kasım 2001;79
- Patter R. Black Athena, Afro-Centrism, and the History of Science. Lefkowitz MR ve Ropers GM (Editör). Black Athena Revisited. Chapel Hill, NC: University of North Carolina Press, 1996.
- Halikarnas Balıkçısı. Anadolu Tanrıları. Bilgi yay. 1985;34.
- Halikarnas Balıkçısı. Anadolu Efsaneleri ve Anadolu Tanrıları. Bilgi yay. 1985.
- Schaefer BE. The origin of the Grek constelleations. SciAm Kasım 2006;70-75
- Gjertsen D. Science and Philosophy-Past and Present. Penguin Books. 1989.
- Hume, D. İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma. Çev: S.Öğdüm. İlke yay. 1.Baskı, 1998;11
- Platon. Ruh Üzerine/Fedon. Çev: A.Yardımlı, D. Canefe. İdea yay. 1997;51.
- Descartes R. Felsefenin İlkeleri. Say Yay. Çev: M.Akın,1998;33-34.
