Platon
KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi
Alm. Plato, Fr. Platon, İng. Plato. Yunanlı filozof (M.Ö.429-347). Asıl adı Platon olup İslâm dünyâsında Eflâtun ismi ile bilinir. Felsefe tarihi ve hatta bilimsel düşünüş tarihi Platon (MÖ 427-347) ile başlar. Ruh-beden tartışmaları esas olarak, Fedon/Ruh Üzerine (MÖ 360) adlı eserinde gözlenir. Bu eserdeki ifadeleri hocası olan Sokrates’in (MÖ 469-399) görüşleri olarak nitelenebilir. Yunanlı filozof Sokrates “En önem taşıyan şey, insanın ruhudur; çünkü bu ruh, evrenin tümel ruhundan bir parçadır, ezeli ve ebedi vasıflara haizdir” diyerek, onu cisimden ayrı tutar. Ona göre, âlem ruhunun bir parçası olan insan ruhu ölümsüzdür ve tanrısaldır.
Konu başlıkları |
Ruh ve Beden
Platon, Fedon’da geniş olarak ruhu ve bedeni tartışma konusu yapar. Uyanıklığın uykunun karşıtı olması gibi, yaşamın karşıtı ölümdür. Bedenin karşıtı da ruhtur. Bu Platon’daki karşıtlar düşüncesidir. Karşıtların her ikisi ruh ve beden gibi birbirinden yaratılır. Uyanıklığın uykudan, uykunun uyanıklıktan yaratıldığını ve yaratma süreçlerinin birinci durumda uyanma ikinci durumda uykuya dalma olduğunu öne sürer. Platon’a göre ruhlarımız biz doğmadan önce vardırlar. Tüm ruhlar eşit olarak yaratılmışlardır. Ruh görülemez ve beden görülebilir olandır. “O zaman ruh bedenden daha çok görülemez olan gibidir ve beden daha çok görülebilir olan gibidir.” Görülemez olan zaman içinde bir değişime uğramadığı halde, görülebilir olan beden sürekli olarak değişime uğrar. Cisimsel olan beden tümüyle çözülebilir-yok olabilir olmasına karşın, ruh bütünüyle çözünemezdir. İnsan öldüğünde dünyada kalan çözünebilir parçası olan bedeni çözünür ve bozunur. Ama görülemez olan parçamız olan ruh, görülemez ayrı bir yere, Tanrının dünyasına gider. Oraya vardığında ise mutludur ve yanılgıdan, budalalıktan, korkudan, kötülüklerden özgürdür. Ruh kendisiyle birlikte diğer dünyaya eğitiminden ve yetiştirilmesinden başka bir şey götürmez. Platon, Fedon’da ruhun başka bedenlere ve hayvanların bedenlerine göçünden (ruh göçü) de bahseder. O’na göre, hayatlarında kendilerini oburluk, zorbalık ve sarhoşluğa verenler büyük bir ihtimalle eşeklerin ya da diğer hayvanların bedenlerine geçeceklerdir. Dolayısıyla ruh birçok bedeni eskitir. Ruh herhangi bir yolla bedeni kullansa, o zaman beden tarafından hiç bir zaman aynı kalmayan şeylere çekilir. Ruh ve beden bir arada birleşmişken, doğa bedeni hizmet etmeye ve yönetilmeye, ruhu yönetmeye ve efendi olmaya belirler. Ancak, sadece ruh bedeni kullanmaz bedenin de ruh üzerine etkisi olur. “Ruh bedenin duygularına boyun mu eğer yoksa onlara karşı mı çıkar? Demek istiyorum ki, beden ateşli ve susuzken, ruh ona karşı çıkıp onu su içmekten, açken yemek yemekten uzağa çekmez mi ve ruhun bedene sayısız başka yollarla karşı çıktığını görmez miyiz? Elbette.”
Ruh ve beden arasındaki birlikteliğin nasıl olduğu problemi, Platon geometrik esas terimleriyle ifade eder. Elementlerin kendilerini geometrik şekillerini temel bir yapısal birim olarak kabul ederek, bedenin üçgenler gibi geometrik şekillerden oluştuğunu öne sürdü. Bu geometrik şekillerin uygun olarak bir araya gelmeleri bedeni oluşturuyordu ve ruh ile bedenin bir arada olmasına imkân veriyordu. Bu bağlanmayla oluşan ruh-beden ikilisi hareket gibi yaşamın göstergesi oluyordu. Timaeus'da ruhun kafatası ve omurilik boşluklarında en saf olarak bulunduğunu öne sürer. Bu bölgelerde "ilik" olarak görünür ki biz bunu bugün beyin ve omurilik olarak adlandırmaktayız. İlik birincil yaşam malzemesidir ve dört elementten oluşmaz. Daha ziyade temel geometrik yapılardan olan üçgenlerden oluşur. Ruhun Tanrı tarafından bedene üstün yaratıldığını ve ruhun egemen olmak gibi bir isteği olduğunu da öne sürer: “ruh, egemen olmak, buyurmak için, vücut da boyun eğmek için oluşturulmuştur... Şunu açıkça söylemek gerekir ki, ruh bütün varlıkların içinde zekâya sahip olabilecek biricik varlıktır; hem ruh gözle görülmez; oysa ateş, su, toprak ve hava, hepsi de gözle görünen cisimlerdir.” Sonuçta, Platon’a göre ruh bedenden farklı, üstün ve ayrıdır.
Algılar
Platon algılar konusunda şüpheci davranır. Gözlerin, kulakların ve öteki duyuların aldatmacalarla dolu olduğunu belirtir. Varlığın kendisi konusunda da kendi düşüncelerinden başka hiçbir şeye güvenilmemesini ve başka araçlarla gördüklerinde ve içlerinde göründükleri çeşitli nesnelerle birlikte değişenlerde hiçbir gerçeklik olmadığına, çünkü bu türden her şeyin görülebilir olduğuna ve duyular yoluyla ayrıldığına, oysa ruhun kendisinin görülmez olanı ve düşünülebileni gördüğüne inanılmasını öğütler. Bu dünyadaki nesneler, değişen, kendilerinde karşıt yüklemleri barındıracak şekilde, eksikli, göreli, bağımlı ve bileşik olan şeylerdir. Beş duyu yoluyla algılanan bu nesneler, Platon'a göre, gerçekten var değildir. Onlar değişmeyen, mutlak ve kalıcı bir gerçekliğin yalnızca görünüşleridirler. İçinde yaşadığımız duyusal dünyadaki şeyler her bakımdan değişseler bile, bu dünyanın yine belli ölçüler içinde gerçek ve kalıcı olan yönleri vardır. Her bakımdan değişmeye uğrayan bu dünyada, en azından birtakım matematiksel özellikler değişmeden aynı kalır.
Çağrışım ve Öğrenme
Çağrışıma ve öğrenmeye de değinen Platon, çağrışımı şöyle ifade eder: “Eğer bir insan bir şeyi işittiği ya da gördüğü ya da başka herhangi bir yolda algıladığı zaman, yalnızca o şeyi bilmekle kalmıyor, ama ayrıca başka bir şeyin de algısını taşıyorsa ve bunun bilgisi aynı değil ama ayrı ise, algının taşıdığı şeyi anımsıyor demede haklı değil miyiz?” Öğrenme ise anımsamadan başka bir şey değildir ve “şimdi anımsadıklarımızı zorunlu olarak önceki bir zamanda öğrenmiş olmamız gerektiğini” gösterir.
Kaynaklar
- Platon. Savunma-Fedon. Çev. A.Yardımlı, D.Canefe. İdea yay. 1997
- Bennett MR. The early history of the synapse: from Plato to Sherrington. Brain Research Bulletin 1999;50: 95-118
