Ruh
KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi
İslam düşüncesinde, ruh farklı anlamlar içermesine karşın, insana canlı ve bilinçli varlık denilmesine yol açan bir öğe olarak kabul edilir. Sık kullanılan ruh ile nefis arasında bir ayrım vardır. Aynı şekilde akılla zihin arasında da bir ayrım yapılmıştır. Zihin (intellect) dünyevi, dolayısı ile sınırlı bir aklı ifade ederken, akıl (reason) yaratılmış ilk şey olarak Allah’a ulaşmanın aracı olan külli akıldır. Buna göre de vahiy zihinle değil akılla bağlantılıdır. Ruhun iradeli ve iradesiz tüm eylemlerin kaynağı, canlılığın belirtisi ve algı olayını gerçekleştiren yeteneklerin bütünüdür. İslam felsefecisi Hücviri’nin Hakikat Bilgisi (Keşf ül-mahcub) adlı eserinde ruhu iyiliklerin ilkesi sayarak meleğe, nefsi kötülüklerin ilkesi sayarak şeytana atfeder. Böylece bedenden farklı olan şey ruh ve nefis olarak ikiye ayrılır. Bu ayrım İbn Arabî’de de göze çarpar ve bedenin dışındaki özü, ruh ve nefis olarak ikiye ayırır. Bunların yaratılıştan farklı olduğunu öne sürer. O’na göre, “Âdemin (insan) vücudu ruhun görüldüğü yer, Havva’nın vücudu nefis’in görüldüğü yer”dir. Böylece doğan Âdemoğullarıyla ruh-nefis birleşimi ortaya çıkar. Bazı İslam bilginlerine göre de nefis ya da nefs, canlı varlıktaki yaşamın ilkesi, ruh ise düşünme ve kavrama işlevini gerçekleştiren özdür. İslam felsefecileri beden dışındaki özden bahsetmelerine rağmen, akılla kavranamayacağı ve ne kadar çabalarsak çabalayalım, ruh konusunda gerçeğe ulaşamayacağımızı Kur’an-i Kerime dayanarak ifade ederler: “Ey Muhammet, sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin bir işidir. Onun hakkında size çok az bilgi verilmiştir” (İsra 85).
- İslam felsefecilerinden İbn Arabi ise ruhu söyle anlatır
- “...Ve ruh kendi zatı ile var olup, devamlılık hususunda bedene muhtaç değildir. Tecrit edilmiş olma yönüyle bedenden ayrıdır. Fakat idare etme ve tasarruf kullanma yönüyle bedenle ilişkisi vardır. Ve beden madde aleminde ruhun bedeni ve kemalinin açığa çıktığı, göründüğü yerdir... Nitekim ruh bedenden ayrı olmayıp, kemalini açığa çıkarmak için bedene muhtaçtır ve bedene yayılmıştır. Onun yayılması, beden içine girme ve beden ile birleşme suretiyle değildir; belki onun bedene nüfuz etmesi bütün mevcut olanlardaki nüfuz etmesi gibidir. Ve bu itibara göre, ruh ile beden (cisim) arasında bütünlük yönüyle başkalık yoktur. Nasıl ki Hak, bir yönden hakikatlerin aynı ve bir yönden başka ise, ruh da bir yönden bedenle aynı ve bir yönden bedenden başkadır... Bilinsin ki, Hakkın vücudu biri etken ve diğeri etkilenen olmak üzere iki kısımdır. Etken olan tesir eden fiille ait ve etkilenen, tesiri kabul eden fiilden etkilenmekten ibarettir. Başka bir deyişle vücudun ruhu ve bedeni vardır; ruhu etken, tesir edici ve beden ise etkilenendir. Örnek: İnsanın bedeni ve ruhu vardır. İnsanı ‘konuşan bir hayvandır’ diye tarif ettiğimiz vakit, onun ruhu ile bedenini ele almış oluruz. Konuşma onun ruhu, içi ve ‘hayvan’ onun bedeni ve dış görünüşüdür. İnsanın konuşan ruhu görünmediği halde, dış görünüşü olan bedeninde tesir edicidir ve dış görünüşü olan bedeni tesiri kabul eden, etkilenendir. İnsanın ruhunda bir yere gitmek için bir istek peyda olur. İçindeki bu irade/istek/istenç ve yönelme, onun ‘Kün [ol]’ emrinden ibarettir. Beden bu irade ve emirden etkilenerek harekete gelip o istediği yere gider. Şimdi, insanın vücudu tek olduğu halde onda biri tesir eden ve diğeri tesirden etkilenen olmak üzere iki kısım takdir olmuş olur.”
- Not: İbn Arabi’nin (1165-1240) bu ifadeleri neredeyse aynı olarak 300 yıl sonra Descartes’te (1596-1650) ortaya çıkar ve onun ikiciliğinin/düalizm en iyi tasviridir.
İncil
İncil de, ‘can’ ve ‘ruh’ sözcüklerinin anlamları arasında bir farklılık vardır; ruh ve can ‘birbirinden ayrılabilir’ (Heb 4:12). ‘Ruh’ için İbranice ve Yunanca sözcükler (ruach ve pneuma), aşağıdaki şekillerde de tercüme edilebilirler: yaşam, zihin, nefes, ruh, rüzgâr. Tanrı kendi ruhunu, insanı da içeren doğal yaratılışı sürdürmek üzere kullanır. Bu bakımdan, insanın içinde olan Tanrı’nın ruhu, onun içindeki yaşam gücüdür. "Ruhsuz beden ölüdür" (James 2:26). "Tanrı, yaşam nefesini (ruh) içine Âdemin burnuna üfledi ve insan yaşayan bir can (yaratık) oldu" (Genesis 2:7). Bununla ilişkili olarak da Eyüp, "Tanrı’nın ruhu benim burun deliklerimdedir" demektedir (Job 27:3). Böylelikle, İncil ifadesine göre içimizdeki yaşam ruhu doğumda verilir ve beden canlı kaldığı sürece kişi ile kalır. Tanrı’nın ruhu herhangi bir şeyden geri çekildiğinde ise ölüm olur. Ölümde, "Toprak (beden), önceden parçası olduğu yeryüzüne dönecek ve ruh da onu veren Tanrı’ya geri dönecek" (Ecc 12:7). İncil’de ‘can’ olarak tercüme edilen İbranice “nephesh” ve psyche’dir. Böylelikle ‘can’, kişi, beden ya da nefsi ifade etmektedir. ‘Can’, ‘kişi’ ya da bir kişiyi oluşturan tüm şeylerin özetidir. Tanrı’nın yarattığı hayvanlar, "hareket eden yaratıklar… Yaşayan her yaratık" (Genesis 1:20-21) ifadesindeki ‘yaratık’ olarak çevrilen İbranice sözcük, ‘nephesh’ olup; bu, örneğin Gen 2:7’deki gibi, ‘can’ olarak da çevrilebilir: "ve insan yaşayan bir can oldu."
