Tanım

KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Tanım, kelime anlamı olarak, bir kavramın, bir sözcüğün ayırıcı özellikleri ve temel özelliklerinin tümüdür. Aynı zamanda tarif ile eşanlamlıdır. Tanımlamak ise “sözcüğün gösterdiği varlığın ya da nesnenin yapısını, niteliklerini, temel özelliklerini dil aracılığı ile anlatmak”tır. Özünde ya da altında yatan yapıya ulaşmaya çalışmadan, yalnızca onu diğerlerinden ayırmaya yetecek niteliklerini sayarak yapılan tanımdır. Bu ad tanımıdır.

Konu başlıkları

Günlük Dil

Bir şeyin tanımlanması kavramların kullanımını gerektirir. Örneğin bu kitabı dikdörtgen ve beyaz kâğıda basılmış olarak betimlediğimiz zaman, açı ve renk kavramlarına sahip olduğumuz gibi, özgül renk ve açı kavramlarını da bilmemiz gerekir. Günlük yaşamdaki tanımlamalarda bu sorun çok göze çarpmaz. Buna karşın başkasının zihninde ya da bizim zihnimizde olup dışarıya bir tanım aktarmak gerektiğinde ciddi sorunlar çıkar. Aslında aradığımız şeyler, betimleme yaparken kullandığımız araçlardır (bilinç durumunu uyanıklık-farkındalık olarak tanımlamak gibi).

Dilin günlük kullanımı içinde, “gösterilenler” ve “gösteren” sözcükler vardır. Gösterenlerin yarattığı imgeler aracılığı ile anlam elde edilir. Gösteren ve gösterilenler birbirinden ayrıştırılamaz gibidirler. Birbirine benzemeyen gösterenlerce tanımlanmış olmasına karşın eşdeğeri kabul edilen gösterilenlerin, karşılıklı değiştirilebilme olasılığını gösteren “eşanlamlılık veya eşadlılık (aralarında bir bağıntı bulunmayan gösterilenlerin özdeş gösterenleri olması) ve çokanlamlılık (birbirine yakın gösterilenler için aynı gösteren) olabilir.

Ancak, anlamlandırma, birbirinden ayrı öğelere bağlanan gösterilenlerin ard arda dizilişinden değil, bunların bütününden ortaya çıkan tek sonuçtur. Bunun için sade bir yöntem kullanılır: Bir “A” gösteriminin anlamsal kimliği, bu gösterenin gerek dilsel bir biçime gerekse daha önceden bilinen bir nesneye (olguya) denk düşen bir gösterilenle özdeşleştirmesiyle sağlanır. Tanımlama, A ile onu anlamsal bakımdan üstlenen B arasında anlamsal bir denklik “gösteren” anlamına gelir ve “bu....-dır” gibi yardımcı ifadeler aracılığı ile bütünlenir: A, B anlamına gelir, A, anlamca B ile eşdeğerdir ya da A, B ile aynı anlamı taşır demektir.

Tanım yapmak, Wittgenstein’e göre “bu .........-dır türünde önermelerin en belirgin özelliği, gerçekliğin göstergeler dizgesi olarak adlandırılan şeyin dışında kalarak, şu ya da bu biçimde simgeye girmesidir.” Bir şeyin tanımlanabilir olması; 1.ayrıştırılabilirlik, 2.açıklanabilirlik, 3.yer değiştirilebilirlik özellikleri ile yakından ilişkilidir. Bunun yanında sözlük yapımcılarının sık kullandığı yöntemler de vardır. Sözlüksel tanımlamalar yapılırken, gösterilenler, üç temel yapısal bağlantı ile belirlenirler; eşanlamlılık, üstanlamlılık, karşıtanlamlılık.

Eşanlamlılık

Özdeş ya da benzer anlamı olmasına karşın, gündelik dil kullanımında farklı biçimlerde (idrak, kendine farkındalık) olan sözcüklerdir. Kimi eşanlamlılık tanımları, seçilen gözlem düzeyini göz önünde bulundurmadığından, karmaşık çıkarımlara neden olur (bilinç=farkındalık gibi). Tanımlanmış sözcüksel yapı içinde, iki terimin değiştirilebilir olması (bilinç=uyanıklık), yaklaşık eşanlamlılığın ortaya çıkması için yeterlidir. Ancak, eşdeğerli olmak iki sözcüğü eşanlamlı yapmaz. Farklı anlatım ve içeriği olan ama aynı göndermeyi paylaşan göstergeler eşanlamlıdır.

Üstanlamlılık

Tanımlamalarda, üstanlamlı bir kelime genellikle madde başı olarak sunulur (bilinçkendinin ve çevresinin farkında olma durumu). Üstanlamlılar, altanlamları kapsar ya da içerirler. Üst anlamlıdan, altanlamlıya geçilirken, bir farklılığın özgül niteliği belirlenir. Bu farklılık bir sıfat aracılığı ile açıkça gösterilerek (örneğin; yelkenli gemi) ya da farklılığa dikkat çekmeye yarayan bir gösterge değişikliği aracılığı ile yapılır (gemi/yelkenli). Tanımlama, en az belirlenmiş olandan en çok belirlenmiş olan yönünde bir akış gerektirdiğinden, altanlama ulaşmak için üstanlamdan yola çıkılabilir. Bunun tersi geçerli değildir (bilinçuyanıklık  farkındalık  dikkat).

Karşıtanlamlılık

Bu yalnızca sözlüksel tanımlamalara uygulanabilir. Zıtlık ilişkisi temeldir. Ör; bilinçlibilinçsiz, genişdar, büyükküçük. Bu iki karşılıklı kelimeler arasında, ortak kavramdan kaynaklanan, büyük ölçüde sezgisel ve bulanık bir zıtlık ilişkisini gösterirler. “Büyük” ara derece olan “orta” ihmal edilerek “küçük” ile ve “yarı bilinçli” göz ardı edilerek, bilinç “bilinçsizle” karşıt anlamlanır. Bu tür tanımlamalar dilsel olarak yetersizdir.

Cümlelerde olduğu gibi bilinç tanımlarında da, bir tanımın (cümlenin) anlamsal bakımdan “geçerli” ya da “geçersiz” olduğuna karar verebilmek için, önce bu cümlenin “yorumlanabilir” olup olmadığına bakmak gerekir. Yorumlanabilirlik, kabaca anlaşılabilir olarak da ifade edilebilir.

Yapılan tanımlamalar, gerçek tanımlamalar mı yoksa “açıklamalar” mıdır? Açıklama, anlamı kesin olmayan bir kavramın (gösterilen ya da açıklanan), anlamı kesin olan yeni bir kavrama (gösteren ya da açıklayan) dönüştürülmesi demektir. Açıklananın anlamı tam-belirli deyimlerle dile getirilemezse de, biçimsel olmayan açıklamalar ve örnekler yardımı ile olabildiğince anlaşılabilir bir biçime sokulur. Tartışılan sorun, açıklamaların doğruluğu sorunudur. Açıklanması istenilen kavramın (bilinç) anlamı belirsiz olduğuna göre, elde sağlam bir ölçüt yok demektir. Genel olarak bir açıklama, sezgisel olarak açık görünen durumlar için doğru ise iyi bir açıklama sayılır. Ancak bunu “bilinç” açıklamaları için söylemek doğru olmaz.