Teori

KUANTUM BEYIN SOZLUGU, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

Teori-varsayım Yunanca “theoria” kelimesinden 1590–1600 yılları arasında bilime katılmıştır. “Bakmak-görmek” manasındadır. William Whewell, 1840’da teorilerin “tüm gözlemlenen gerçeklerle” tutarlı olması ve “henüz gözlemlenmemiş olguları da” başarıyla açıklaması (öngörmesi) gerektiğini ortaya koymuştu.

Son iki yüz yıldır doruğuna ulaşan bilimde, yaşadığımız yüzyılda fizik ve biyoloji yasalarından öğrendiğimize göre oluşturulacak yeni teoriler bazı disiplinli özellikler taşımalıdır. Ama oyunun temel özelliği, özel bir kural oluşturmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmediğine bakmaktır. Genel bir (bilimsel) teori nasıl olmalıdır? Olanaklı olduğu sürece gerçekler bağımsız bir şekilde onaylanmalıdır. Eğer varsa, önceki birden fazla teori üzerinde durulmalı ve açıklanacak bir şey varsa, olası tüm açıklamalar ortaya konulmalıdır. Bir teoriye gereğinden fazla bağlanma yerine, bilgiye erişim yollarından biri olarak düşünülmeli ve diğer alternatiflerle adil bir şekilde karşılaştırılmalıdır. Büyüklük, düşüncenin karşıtına da dokunabilmek olduğundan, karşıt düşünceler de gözden geçirilmelidir. Teoriyi reddetmek için nedenler aranmalı ve teori nicelendirilmelidir. Bir teoriyle yeterince uzun zaman aldatılmışsak, aldatmacayı ortaya koyan her türlü kanıtı (fark etmeden) ret edebileceğimizi de akılda tutmalıyız. Teorik sonuçlar bir ölçüye, sayısal değere sahipse bu ortaya konulmalıdır. Böylece diğer teorilerle daha kolay karşılaştırılabilir hale gelir. Eğer teoride savlar zinciri söz konusu ise, zincirin her halkası-bir kısmı ya da birçoğu değil-geçerliliğini kanıtlamak zorundadır. İlke olarak, yanılabilir olup olmadığı sorgulanmalıdır.

Sınanmayan, yanlışlanamayan önermeler pek fazla değer taşımazlar. Bilim, aynı zamanda çok kuvvetli ve uzlaşmaz bir kuşkuculuk gerektirir. Kuşkuculara, deneyleri tekrarlama ve aynı sonuçları alıp almayacaklarına bakma şansını vermeliyiz. Kuşkucu eleştirmenlerin rolleri her zaman kısır veya önemsiz değildir. Hiç bir yere götürmese de, an azından kimi yönlerinin umut verici olmadığını açığa çıkarabilirler. Kolay inanmaya eğilimliyseniz, içinizde bir gram bile kuşkuculuk yoksa umut vaat eden görüşleri değersiz olanlardan ayırt edemezsiniz. Yani, aynı anahtar hem cehennemin, hem de cennetin kapılarını açabilir. İyi düşüncenin hangisi olduğuna karar verecek bir otorite olmadığından, kararı kendi şüpheci yaklaşımlarımızla vermek durumunda kalırız.

Konu başlıkları

Teoriye Başlamak

Peki, bir teori oluşturmak için nereden başlanmalı? Yeni bir yasa nasıl aranmalıdır? Bunu fizikçi Richard Feynman’ın (1918-1988) sözlerinden aktarmak daha doğru olacaktır : “Daha önceden bilinen ilkelerle başlarım” diyebilirsiniz. Ama bilinen ilkelerin hepsi birbiriyle tutarsızsa, o zaman bir kısmının dışlanması gerekecektir. Bunun için, yeni tahminlere yer açmak için boşluklar bırakmak gerekiyor. Neyi alıkoyup neyi atacağımızı nasıl bileceğiz? Her şeyi birden atmak biraz ileri gitmek olur. O zaman üstünde çalışılacak fazla bir şeyimiz olmaz. Bu nedenle seçmek gerçekte belki bir şans işidir; ama yine de beceri gerektirmektedir. Üstelik teoride yapılan çok küçük değişiklikler, o teorinin çevresindeki felsefe ve düşüncelerde çok büyük değişikliklere yol açar. Yeni yasalar ararken, kusursuzluğun üzerine küçük kusurlar koyamayız; yine kusursuz bir şey bulmaya çalışmalıyız. Belirli bir teorinin yanlış olduğunu kanıtlama olanağı her zaman vardır; ancak doğru olduğunu hiç bir zaman kanıtlayamayız. İyi bir tahmin yaptığımızda, sonuçları hesapladığımızda ve sonuçların her seferinde deneyle uyumlu olması durumunda teori doğru mudur? Hayır; sadece yanlış olduğu kanıtlanmamıştır. Belki ileride daha kapsamlı çalışmalarla yanlış olduğu ortaya konabilir. İyi bir teori daha sonra yanlış olduğu anlaşılan cesur tahminlerde bulunur.

Kötü Teori

Kötü bir teori belirsiz tahminlerde bulunur, bunları test edemeyeceğimizi öngörür. Açık ve berrak olmayan bir teorinin yanlış olduğunun ortaya konması zordur. Eğer yapılan tahminler iyi ifade edilmemiş, berraklıktan uzak ise sonuçları bulmak için kullandığımız yöntemde açık ve berrak olmayacaktır. Yanlış olduğu ortaya konamadığından, bunun da iyi bir teori olduğunu düşünürsünüz. Peki, ne zaman doğru olduğunu bileceğiz? Yalın ve güzel bir teori ise erken dönemde doğruluğu fark edilebilir. Bu nedenle, gerçeğin her zaman basit olduğunu düşünüp karmaşık teorilerden uzak durulmalıdır. Richard Feynman’ın dediği gibi “Bize lazım olan hayal gücüdür; ama deli gömleği giydirilmiş hayal gücü”. Dünyaya yepyeni bir bakış açısı bulmamız gerek ve bu bilinen şeylerle uyumlu olmalı. Ancak tahminler bir yerde bir şeylere ters düşmeli; yoksa ilginç olmaz. Bununla beraber ters düştüğü konuda da doğa ile uyum içinde olmalıdır. Çünkü bilim doğayla diyalogun olmazsa olmaz (sine qua non) koşuludur.

Yanlışlanabilirlik

Teorinin doğrulanabilirliğine karşı, Karl Popper (1902-1994) yanlışlanabilirlik ilkesini ortaya atmıştır. Yanlışlanabilirlik ölçütü, Popper’in bilim kuramının temelidir. Popper’e göre bilimsel “teori potansiyel olarak yanlışlanabilir (falsifiable)” olmalıdır. Popper “teorinin doğruluğu, onun yanlışlanabilirlik özelliğinden kaynaklanır” ve “teorilerimizi yanlışlamaya alabildiğince açık bırakabilmek için elimizden geldiği kadar çok anlamlılıktan uzak bir biçimde formülleştirmeliyiz” der. Popper’e göre ruhbilim sorunlarını, bilim kuramsal sorunlarla karıştırmaktan kaçınmak gerekir: “Yeni bir düşüncenin insan zihninde nasıl doğabildiğini bilme sorunu - ster bir müzik teması, ister dramatik bir çatışma, ister bilimsel bir kuram söz konusu olsun -, deneyci ruhbilim bakımından büyük önem taşıyabilir, ama bilimsel bilginin mantıksal çözümlenmesi anlamına gelmez.” Popper’e göre bilimsel bir yöntem, “Bütün sistemleri en zorlu bir yaşama savaşımından geçirerek, sonunda nispeten en elverişli” sistemi seçmek amacıyla, her türlü sınamadan geçirilmesi gereken sistemi yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır. Buna göre kuramlar, hiç bir zaman deneysel olarak doğrulanamaz: “Eğer olgucu yanılgıdan kaçınmak istiyorsak [...] deneysel bilim alanında da doğrulanamayan önermelerin varlığını kabul etmemize olanak veren bir ölçüt seçmek zorundayız [...]. Bu düşünceler, sınır çekme ölçütü olarak alınması gereken şeyin bir sistemin doğrulanabilirliği değil, yanlışlanabilirliği olduğunu telkin ediyor”. Böylece Popper, bir sınır çekme ölçütü olarak yanlışlanabilirliği önerir. Ona göre yalnız deneysel kuramlar yanlışlanabilir bir nitelik taşır.

Bazı şeyleri açıklayan ama önceden hiç bir şey kestiremeyen bir kuram yanlışlanamaz. Yanlışlama kıstası bilimi, bilim olmayandan ayırmamıza yardımcı olur, ama kusursuz değildir. Evrendeki her yasanın tek bir denklem altında birleştirileceğini bekleyen ve bu amaçla ortaya çıkan “Her Şeyin Teorisi (Theory of Everything, ToE)” düşüncesi, fizikteki süper sicim kuramından doğar ve söz konusu kuramın tahminleri, yalnızca evrenin ilk yaratılış zamanında var olmuş devasa enerjilerin ölçeğinde söz konusudur. Bu nedenle “süper sicim” kuramı, yanlışlanabilme kıstasına göre sınıfta kalmıştır. Diğer yandan, geçmişte çok başarılı olmuş kuramsal ilkeler üzerine kurulduğundan bilimsel değil düşüncesiyle de kimse kuramı çöpe atmaya hazır değildir.

Sonuç

Özetle bir kuram; mantıksal çelişki içermemeli, yanlışlanabilir olmalı ve somut deneysel sonuçları yeniden üretilebilir nitelik taşımalıdır. Bundan daha da öte, iyi bir kuram kesin öngörüler de yapabilmelidir. Hiç değilse, niceliksel (sayıya ve miktara bağlı), ölçüme ilişkin öngörüler yapabilmelidir. Tutarsız ilişkilerden arınma zorunluluğu ise vazgeçilmez bir ön koşuldur. Bilimin önermeleri ve kuramları konusunda asıl önemli olan doğru olup olmadıkları değil, doğruya doğru gidip gitmediğidir. Bu gelişme yanlışların ortaya çıkmasıyla olabileceği gibi gerçeğin bulunmasıyla da olabilir.